 |
|
|
İNSANIN İMARI |
| Başlangıçtan günümüze kadar insanlığın en karizmatik şahsiyetleri peygamberlerdir. Onların hedefi insan ve onun imarı çalışması olmuştur. Bu çizgi insanın mimarından vahiy yoluyla gelip, evrensel bir boyut kazanıp, kutsal bir sorumluluk olarak bütün zamanlarda müminlerin üzerine yüklenmiştir.
Ceziretü’l-Arabın en problem toplumundan, en medeni, örnek bir toplum çıkaran son Nebi Hz. Peygamber ünlü Veda hutbesinde yüz küsür bin ashabına; yeryüzüne dağılın, her coğrafyaya ulaşıp, bu ilahi mesajı ulaştırın emrini vermiştir. Bunun sonucu olarak ilahi mesaj hızla yayılmıştı. Binlerce sahabi doğup büyüdükleri yerlerde değil yeryüzünün muhtelif yerlerinde defnedilmişlerdir. Eba Eyyub el-Ensarinin 80 yaşında İstanbul surları önünde defnedilmiş olması, binlerce örnekten sadece biridir. Çünkü bu ilahi mesajı insanlara taşımak Allah’ın ve Resulunun emriydi ve mutlaka ifa edilmeliydi.
Muazzez peygamber nasıl ümmetine şahid olduysa, ümmeti de insanlığa şahid olmalıydı; Yani ümmet-i Muhammed insanlığın imanından, amelinden sorumlu tutulmuştur. Bizler yeryüzünün halifeleri tayin edilmiş durumdayız. Halife; yani yaratıcı adına, onun izniyle, yeryüzünde onun dininin kayyumları olma görevi böyle bir imanı sorumluluğumuz vardır.
Bugün çevremizde gelişen hadiseler bizi memnun ediyorsa görevimizi yapmışız demektir.Eğer Müslümanların refah, iman, amel ve medeniyetler hiyerarşisindeki durumları ileriye değil, geri düşmüşse sorumlular bizler değilmiyiz. Şahsen ileriye gittiğimizi değil, geri kaldığımızı düşünüyorum. Sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz özeleştirisini yapmak istiyorum. Hortumlamalardan, yolsuzluklardan, rüşvet vermeden tedavi olamayan hastalardan, tütmeyen bacalardan, anasız-babasız çocuklardan, dağılmış ailelerden, Filistin’de kolu kırılan çocuktan, onuru ayaklar altına alınan Irak halkından, kolu kanadı kırılan İslami eğitim kurumlarından, başı örtülü kızdan ve her türlü çarpıklıktan sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu noktada ortaya koyacağımız emek ve alın terine hem bizim hemde insanımızın ihtiyacı vardır. Onun için gayrete gelmeliyiz. Bir ve beraber olmalıyız. Dinamik Cemaat veya Cemaatler kurmalıyız. Mukadderatımıza ve istikbalimize sahip çıkmalıyız. Çocuğumuzun, ailemizin, mahallemizin, köyümüzün, şehrimizin, memleketimizin ve tüm insanlığın istikbaline sahip ve hakim olmalıyız. İslamın tebliğ ve davet dinamizmini gerçekleştirme pratiğini sünnete uygun, lakin bugünün argümanları ile yerine getirme zarureti vardır. İşte bu farz karşısında okuyan, anlayan düşünen, üreten ve risk alan gönül erleri olmalıyız. İnsan Allah’ın şah eseridir. Allah insana yapılan her hizmetin karşılığını vermeyi vaat etmektedir. İnsanın imarı en ulvi ve kudsi bir görevdir. Peygamberlerin en önde gelen özelliklerin biri karşılıksız hizmet vermektir. Verdikleri hizmet karşılığında ücret talebinde bulunmamak. Bu şekilde yapılan hizmetin, randımanı,bereketi ve sevabı büyük olacaktır.
Bir atasözünde: ”Ne doğrarsan tabağına o gelir kaşığına” denilmiştir. Bu söz elbette bir tecrübenin ürünüdür. Yani insan ne ekerse onu biçecektir. O halde yarınımızın güzel olmasını istiyorsak, bugün onun alt yapısını oluşturmak durumundayız. İnsanımızı nasıl imar edeceğimizin projelerini ortaya koymalıyız. Aksi halde vermeden almak mümkün olmayacaktır.
İnsana hizmet edebilmek için insanı tanımak lazım. Bir doktor tanımadığı bilmediği bir hastalığı tedavi edemeyeceği gibi, bizler de tanımadığımızı veya tanıdığımızı sandığımız insana hizmet etmek hususunda oldukça zorlanırız. Bundan dolayı tebliğci gereği kadar sosyolojik ve pedagojik bilimlerde ilişki içinde olmalıdır. Bilimsel yöntem deyip geçmemeli. Bugün dünya bu yöntemlerle hayvanları bile eğitebiliyor.
Bu site vasıtasıyla gönüldaşlarla meselelerimizi paylaşmak arzusundayız. En azından bir diyalog imkanı yakalamış olduk. Bu teknoloji ile insanlığın büyük bir kısmına ulaşmak mümkün. Ancak yapacağımız iş hakkında yeterli bilgi, özgüven ve donanıma sahip olmanın gerektiğine inanıyorum. Bu alandaki boşluğu biz dolduramazsak, birileri mutlaka dolduracaktır. Bir bahçeye bir şey ekmemek orada bir şey bitmeyecek anlamına gelmeyeceği gibi.
Başka bir sayfada buluşmak ümidiyle… Bütün dostlara selam. |

|
|
......İMAM-HATİPLİM...... |
| Gece nasıl mahkûmsa, gündüzü doğurmaya. |
| Her şey bir şeye gebe, bir bakılsa levhaya. |
| Hikmet mi sorulurmuş, mülkün Rabbi Allah’a. |
| Tarihin doğurduğu, sensin İMAM-HATİPLİM. |
| Hiç ihanet etmedin, vatanına, yurduna. |
| Hep benzemek istedin, Resul’ün Ashabına. |
| Seni arz ediyorum, insanlık vicdanına. |
| Bir ihtiyaca mebni, doğdun İMAM-HATİPLİM. |
| Kaybettiği secdeyi, sende bulan bu millet. |
| Sana kem gözle bakan, baştan aşağı illet. |
| Kâbe denen kıbleyi, göstermektir marifet. |
| Gündeme İslâm yazan, sensin İMAM-HATİPLİM. |
| Sen acılar yumağı, sen şifalar kaynağı. |
| Sen susuzluk ırmağı, sen yanıklar membaı. |
| Sen bir Kevser ırmağı, sen kardeşlik yumağı. |
| Toprağı sulayan su, sensin İMAM-HATİPLİM. |
| Sen ayrı bir heyecan, senin başka tadın var. |
| Senin benim gönlümde, inanılmaz yerin var. |
| Senin için duaya, kilitlenmiş eller var. |
| Çilenin sadık dostu, sensin İMAM-HATİPLİM. |
| Sen Fatihler ruhunun, çilekeş bir bekçisi. |
| Muhammet ümmetinin, şimdiki temsilcisi. |
| Bir mana için ölen, şehidin tellisi. |
| Selefin duasını, aldın İMAM-HATİPLİM. |
| Acırım o tarihe, seni nasıl anlatsın. |
| Öyle bir değersin ki, sen tarihe sığmazsın. |
| Alnından öpmeyenin, acımam adı batsın. |
| Öpülesi alınlı, sensin İMAM-HATİPLİM. |
| Bu gece de uyku yok, senin hizmetkârına. |
| Yine kapılıp gitti, büyük heyecanına. |
| Senin için yazıyor, ne çıkarsa bahtına. |
| Bu ömür feda olsun, sana İMAM-HATİPLİM. |
| Eller ne derse desin, sen bak yine yarına. |
| Karıncalı ellerle, mülkün yaratanına. |
| Kur’an’ı sevmeyeni, Allah atar narına. |
| Kur’an’a hizmet eden, sensin İMAM-HATİPLİM |
| Tarihin son deminde, Ruh-i Mustafa mısın? |
| Mescidin arkasında, Ashab-ı Suffa mısın? |
| Bu din için bir bedel, ödemeye var mısın? |
| Sorulara “evet” de, evet İMAM-HATİPLİM. |
İsmail TOPRAK – 20.10.1998 - RİZE
|

|