ANA SAYFA
Ahmet KAYA'nın Yeri
ANA SAYFA

»
»
»
»
»

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSTİYORUM Kİ...

 

          Bir günebakan gibi sınıfta onu takip ederdik. Çok düşük bir ses tonuyla konuşurdu. Sanki konuşma değil farklı bir şeydi yaptığı onun. Sınıfta çıt çıkmazdı. Dersle hayat arasında gidip gelir, bizi düşünmeye, sorgulamaya zorlardı.
          Kaç farklı dersimize girdiğini hatırlamıyorum bile. 70’li yıllarda, nerdeee branş öğretmenleri? Ama bu sorun olmadı; çünkü o bize öğrenmeyi öğretiyordu.
          İdareci oldu, Milli Eğitim Müdür Yardımcısı oldu, Din Öğretimi Genel Müdür Muavini oldu... Onunla her zaman karşılaştık, konuştuk, tartıştık. Bizi hep dinledi, yargılamadı, anlamaya çalıştı. Hiçbir makam onu değiştirmedi. Birçok konuda ondan farklı düşünüyordum. Eminim, o da farklı olmamızı istiyordu; farklı olmayı, şablonlardan uzak durmayı ondan öğrenmiştik çünkü. Meslek Dersleri öğretmeni olmasına rağmen sporla da yakından ilgiliydi. Okul voleybol takımını Türkiye dördüncülüğüne taşımıştı.
          Çok yönlülüğü ona vizyon avantajı sağlıyordu. Bize öğüt vermez, empati yapardı. En büyük öğütleri ondan aldık. Bize perdenin arkasını, fotoğrafın tamamını göstermeye çalışırdı.
          Onun lügatinde dayağın yeri yoktu, nedenini hatırlamıyorum, bir keresinde sınıfı sıra dayağından geçirmişti. Neyse ki kapı tarafından başlamıştı, ben pencere tarafında oturuyordum.Yorulmuştu...
          Hocam bize Türkiye’nin kapılarını açmıştı, hicreti yaşıyorduk. 1969 yılında “medine”yle, medineyle birlikte elektrikle, telefonla tanışmıştık; en garibi “şapka”yla tanışmıştık. Bugün hâlâ gülerim, neden şapka? Gencecik beyinlerin tepesinde, her okul için şeritleri farklı farklı şapkalar... Yıl 2006, cenazelerde, şurda burda slogan atan şapkasız şapkalıları görüyorum da şapkanın ne anlama geldiğini yeni yeni anlıyorum: Şapka bizim değiştirilemeyen, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen gerçeğimizmiş meğer!
          Öğrenci değil, maratoncu gibiydik. Her gün üç saat süren bir maraton. İlkokuldayken bir saat yürürdük. Dolmuşa binmek mi?...Uçağa binmek kadar lüks. 7 yıl sürdü bu maraton. Rize coğrafyasını bilenler, bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Bazen 1 metre karda, bazen karanlık patikalarda... Of! Demeden...Geç kaldığımı hatırlamıyorum. Midemizin boş olması, özellikle yokuşlarda işimize yarıyordu. Farklı olduğumuza inandırılmış, yane yane yürüyen çağdaş Yunus adaylarıydık.
          Eve ulaşınca yorgun düşer, gaz lambalarının, biz ona şişeli lamba derdik, ışığında uyuyakalırdık. Yollar, etüt saatlerimizi; yollarda rastladığımız gazete parçaları da akademik hayatımızı oluştururdu.
          Bizim çocukluğumuzda, okul öncesi eğitimi camiler oluştururdu. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Dağbaşı Camisine ulaşmıştım. Hiç deniz görmemiştim.Ninemin uyarısı kulaklarımdaydı, aşağıya doğru bak, denizi göreceksin demişti.İnanmayacaksınız, koca denizi görememiş, Karadeniz’e rezil olmuştuk! Çocuk beyninde deniz nasıl bir şeydi kim bilir?
          Onunla bir ay önce Kuyumcular Sokağı’nda bir dükkanda konuştuk, yine farklı tellerden çalıyorduk. Ayrılırken çok mutluydum, bir uzlaşma noktası yakalamıştık.Onu daha çok seviyordum artık.
          İnsanoğlu bir ortak payda, bir uzlaşma noktası yakalamalı, bunun için düşünen beyinlere ihtiyacımız var. Bunun için Cemal Hoca’lara (Cemal Şeref RAMAZANOĞLU: Rize İmam Hatip Lisesi Emekli Meslek Dersleri Öğretmeni) ihtiyacımız var.
          Birinci öğretmenim Tanrı’nın bir lutfuydu, ikincisini ben seçtim. Belki o olmasaydı, o da olmayacaktı. Onunla Anadolu İmam Hatip Liselerine öğretmen seçme mülakatı esnasında tesadüfen tanıştım.Torbadan çekilen soru onu soruyordu. Ben bilememiştim. Hak şerleri hayreyler...
          Gerçeğe yolculuğu, sözün gücünü ondan öğrendim. İnsanın haysiyetinin düşüncesi olduğunu da...
          Tehlikenin tanımını da ondan öğrendim: “Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır: düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan.” İnsanlığın beyin tomografisini de: “Her asırda birkaç kişi düşünür, gerisi düşünülenleri düşünür.”
          Tek doğru olmadığını da ondan öğrendim: “Tarihin en büyük medeniyeti Osmanlı medeniyetidir-Osmanlı İmparatorluğunda büyük düşünür çıkmadı; çünkü düşünceye ihtiyaç yoktu.”
          Türkiye’de bir sınıf çatışması olmadığını, “aydın-halk” çatışması olduğunu; “beyler, bu halkı beğenmiyorsanız, kendinize yeni bir halk bulun.” demeyi ondan öğrendim.
          İnsanın isyanla başladığını, var olmak için yok olmayı, kelepçenin bazen Lejyon Donör nişanından çok daha kutsal olduğunu, kerpiçle Süleymaniye kurulamayacağını, Türk’ün en büyük bedbahtlığının kendi mirasına konmayışı olduğunu, Batı’nın meyvelerini kendi ağacımıza asarsak, efendisinin ilaçlarını yutan uşak gibi olacağımızı ondan öğrendim.
          Yunus’un “ Aradım buldum deme” dizesinin anlamını, insanlaşmanın bir süreç olduğunu, ben hakikati buldum diyenlere gülmeyi; çünkü buldum dedikleri hakikatin her gün değiştiğini ondan öğrendim.
          Özgür olmanın bir bedeli olduğunu, kalabalıkların hürriyetten korktuğunu; çünkü hürriyetin sorumluluk demek olduğunu ondan öğrendim.
          Ve ben diyorum ki:
          “Ortaçağda mezhepler savaştı, dinler savaştı. Fatih, İstanbul’u alarak Ortaçağ’ı kapattı. Çözüm, surlara tırmanmakta değil; çözüm surları kaldırmakta. Çözüm Ayasofya’ya minare ilave etmekte değil; çözüm alternatif üretebilmekte. Bazıları diyor ki Menderes’i astılar, asılan Menderes değil sensin.
          Hepimiz farklıyız, ortak paydamız demokrat olmak olmalı, ortak paydamız “O” olmalı. Ben onunla 40 yaşımda tanıştım. Ve sizi onunla tanıştırmak istiyorum.
          İstiyorum ki...

 

Ahmet KAYA
Rize Anadolu İmam Hatip Lisesi
Edebiyat Öğretmeni

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birinci bölüm: “GERÇEĞE YOLCULUK

İkinci bölüm: “ ÖZGÜR OLMAK

Üçüncü bölüm: “DEMOKRAT OLMAK

Dördüncü bölüm: “ADAM OLMAK

 

Bölüm:1

                                  GERÇEĞE YOLCULUK

Düşünce dünyamıza hoşgeldiniz!

Düşünmeyi sevmiyor,düşünmekten korkuyorsanız, x işareti ile bu sayfadan çıkıp şablonlarınızın,tabularınızın,sloganlarınızın dünyasına dönebilirsiniz.

Hazır mısınız?

Bu yürüyüşümüzün adı, “Gerçeğe Yolculuk” olsun.

İlk insandan bu yana devam eden bu yolculukta,çok az kişi hedefe ulaşabildi.Bugün dünyamızın %90’ı bu hedefin çok uzağında,sürünün bir parçası...İşin daha da vahim yanı,bu durumun farkında bile değiliz.

Bu yolculukta gözlerinizi kapamak şöyle dursun,dört açacaksınız.

Gözlüklerinizi değiştirecek,perdenin arkasındakileri,fotoğrafın tamamını görmeye çalışacaksınız.

Zoru tercih ettiğiniz için sizi kutluyorum.Siz şu anda Türkiye’de ve Dünya’da % 10’un içindesiniz.Bu oranı % 20’ye çıkardığımız gün kurtulduk demektir.

Hep şikayet edip durur,dünyayı düzeltmekten söz ederiz.Oysa çözüm yanıbaşımızda: “Çözüm kendimizi değiştirmekte.”Bir sabah uyandığımızda farklı bir dünya ile karşılaştığımızı göreceğiz.

Bazılarımız karamsar olabilir,ben iyimserim.Ben insanoğluna inanıyorum.

İşte size bir reçete:

“Başarılı insan,çözümün bir parçasıdır;                  

Başarısız insan,sorunun bir parçasıdır.

Başarılı insanın her zaman bir programı,

Başarısız insanın ise her zaman bir mazereti vardır.”

Pascal ne diyor: “Sen ellerini kaldır,iman arkadan gelir.

Unutmayın, “Neye sahip olduğunuz değil,nasıl düşündüğünüz önemlidir.

Velhasıl,

OKUMUYORUZ!

Velhasıl,

DÜŞÜNMÜYORUZ!

“Bilgi sahibi olmadan,fikir sahibi oluyoruz.”

Velhasıl,

TEKRARLIYORUZ!

Oysa, “Dün,geride kaldı;bugün,yeni şeyler söylemek lazım.”

diyor Mevlana.

Oysa, “İnsanın haysiyeti,düşüncesidir.” diyor Cemil Meriç.

Oysa, “Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır:Düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan.”diyor Cemil Meriç.

Şunu asla unutmayınız:

“Önemli olan cevaplar değil,SORULARDIR!”

 

“Ben hakikati buldum,diyenlere gülmemek elde değil;bilmiyorlar ki buldum dedikleri hakikat her gün değişmektedir.”

 

Yolculuk esnasında,aşağıdaki kitapları yanınızda bulundurmayı unutmayın:

1.İletişim Donanımları- Doğan CÜCELOĞLU

2.Jurnal- Cemil MERİÇ

3.İnsan Denen Meçhul- Alexis CARREL

4.Sofie’nin Dünyası- Jostein GAARDER

5.Ateş Tecrübeleri- A. Turan ALKAN

Yukarıda belirtilen 4 aşamadan geçenlerin “BİZ DÜNYALIYIZ!” dediklerini duyar gibi oluyorum.

Birinci aşamada kılavuzumuz Cemil Meriç olacaktır.

Yolunuz ve bahtınız açık,Allah yardımcınız olsun.

 

CEMİL MERİÇ DİYOR Kİ:

"İdeolojiler de, kilise gibi yobaz yetiştirir."

"Avrupa’nın meyvelerini koparıp kendi ağacımıza astık."

"Türk aydını, önce saraya yaltaklandı, sonra devlete."

“Musevilik bir din değil, bir felakettir."

"İdeolojiler, kinlerimize takılan maskedir."

"Ben, uyuşuk vatandaşlarımı harekete zorlayan bir at sineğiyim."

"Her asırda birkaç kişi düşünür; gerisi düşünülenleri düşünür."

“Münakaşada kazanan; kaybedendir."

"Fare için en korkunç hayvan kedidir; aslan değil."

"Mussolini'ye göre İtalya yoktu, İtalya yaratılacaktı. Devlet milleti yaratacaktır, millet devleti değil."

"Hayatından memnun olan insan veya sınıf düşünmez."

"Sosyalizmin hedefi, insanın insanı daha çok sevmesini sağlamaktır. Onu, geniş halk yığınlarının çorba yemesi olarak anlamak, sosyalizme yapılabilecek en büyük ihanettir."

Oyun aslında üç perdedir:

1.Perde: Tanzimat

2.Perde: 2.Meşrutiyet

3.Perde: Cumhuriyet

"Tarihin en büyük medeniyeti: Osmanlı medeniyetidir."

“Osmanlı İmparatorluğunda büyük düşünür çıkmadı; çünkü düşünceye ihtiyaç yoktu.”

“Osmanlı altı yüz sene Nasrettin Hocanın hindisi gibi düşündü. Neyi düşünecekti? Kendisinden önce her şey düşünülmüş, her şey düzenlenmiş, roller dağıtılmıştı.”

"Türkiye'de bir sınıf kavgası yok, aydın-halk çatışması vardır."

"Hepimiz gurbetteyiz. Kökü mazide olmayan her insan memleketine ve başka memleketlere yabancıdır."

"İnsan, dini kendi kabiliyeti ölçüsünde kavrayabilir."

“Biz, cami avlusunda bulunmuş bir çocuk değiliz."

"Dostoyevski dünyayı dolaşmıştır; fakat gece dolaşmıştır."

"Fransızların bir sözü vardır: Tek kitaplı adamdan korkulur."

"Coğrafyanın fermanlarına ağaç boyun eğer, biz ağaç değiliz."

"Var olmak için yok olmak lazım."

"Realiteyi görmemek için dini, sanatı, aşkı yaratmışız."

"Kelepçe bazen bir Lejyon Donör nişanının kordonundan çok daha kutsaldır."

"Halkın seviyesine ineceğiz diye dilimizi papağanınkine benzetmek, halklaşmak değil, eşekleşmektir."

"Garip şu ki, dildeki ırkçılığı şaşılacak bir beyinsizlikle kendilerini solcu sanan aydınlar benimsediler."

"Dahi, içinde yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır."

"İstanbul'da tek akademi var: Meyhane"

"İnsanın haysiyeti, düşüncesidir."

"Her insanda en az bir düzine insan vardır. "

"Bir devlet ki topuna,tüfeğine, üniversitesine, matbuatına rağmen kitaptan ve harften korkmaktadır."

"Kerpiçle Süleymaniye kurulmaz."

"Gözlüklerinizin camı kirliyse; dünyayı pis görürsünüz."

"Eskiden aydınlarımızın en büyük kusuru Batı medeniyetini tanımamaktı.Bu yüzden Batı'ya düşmandılar.Şimdi Batıcılar, kendi memleketlerinin yabancısı."

"Ben hakikati buldum diyenlere gülmemek elde değil.Bilmiyorlar ki, buldum dedikleri hakikat her gün değişmektedir."

"1908'den sonraki Türk aydını, Müslüman değildir,Türk değildir,Anadolu'yla hiçbir münasebeti yoktur."

"Herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa, doğrudur."

İki türlü zafer vardır:

1-Pirusvari zafer
2-Pironvari zafer

"Tanzimat'tan bugüne kadarki Türk düşünürlerinin tarihi, Fransızca bilenlerin listesidir."

"Bir ülkede ne kadar az kanun varsa, o kadar hürriyet vardır."

"İnsan evvela dildir."

"Hıristiyanlar haçlı seferleri ile edinemedikleri başarıyı, masonlukla kazanmaktadırlar. Komünizm de masonluğun emrindedir."

"İnsan, isyanla başlar."

"Kendi kafanızla düşünmeye çalışınız.Hiçbir otorite kabul etmeyiniz."

"Türk'ün en büyük bedbahtlığı, kendi mirasına konmayışıdır."

“Yugoslavyalı bir tarihçi diyor ki: Öyle görünüyor ki Türklerden en son kurtulan siz oldunuz!”

Mermi gibi bir söz.

"En büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir."

"Marksizm, kilise olmadığı zaman düşünce idi."

"Kalabalık, hürriyetten korkar; çünkü hürriyet sorumluluk demektir.Onun için demokrasi rejimlerin en zorudur."

"Felsefe tereddüttür, İslam imandır.Bu itibarla bir çelişme vardır aralarında. Çünkü hakikat bir kereye mahsus olmak üzere fethedilmişse, tereddütlere mahal yoktur."

"Batı'nın meyvelerini kendi ağacımıza asarsak, efendisinin ilaçlarını yutan uşak gibi oluruz."

"Dinsizlik, Avrupa'yı kurtarmış, bizi öldürmüştür."

"Türk insanı Marksı, ya ahmakça reddetmiştir yahut bir ahir zaman peygamberi kabul etmiştir."

“Marks’ın annesi demiş ki:” Karl, kapital üzerine eser yazacağına, kapital toplasa daha iyi ederdi.” Cücenin doğurduğu dev…”

"Eskiyen dünya görüşleri ideoloji olur."

“Ben hakikati buldum, diyenlere gülmemek elde değil; bilmiyorlar ki, buldum dedikleri hakikat her gün değişmektedir.”

“Bir ülkede şair ne kadar çoksa, o ülke düşünce bakımından o kadar geri demektir.”

“Sadi, Dünya’nın bütün toprakları bir damla kan dökülmesine değmez, der. Çörçil’e göre bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.”

NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Cemil MERİÇ nasıl bir insan?

Bana göre o, dünyanın en büyük düşünürü.

Kendime müthiş kızıyorum; çünkü ben onu 45 yaşında tanıdım.

 

Bazılarımız, hala kanun devleti ile hukuk devletini birbirinden ayırt edebilecek kapasitede değil.

“Gömleğimin rengi, anayasanın temel ilkeleri ile çelişiyorsa; değişmesi gereken gömleğimin rengi değil, anayasanın temel ilkeleridir.”

PEKİ, ÇÖZÜM NE?

Çözüm; eğitimde, demokraside, şeffaflıkta

Çözüm; kendi ellerimizde

Dünya’yı değiştiremeyiz; ama kendimizi değiştirmek mümkün. İnsanı düzelttiğin zaman, Dünya da düzelmiş oluyor.

Mevlana’ya, Yunus’a kulak verelim:

“Yunus miskin, çiğ idik

Piştik Elhamdülillah”

Şimdi de “İnsan Denen Meçhul” kitabının yazarı Alexis Carrel’e kulak verelim:

NOT: Ahmet KAYA’ya teknoloji düşmanı diyenler,bu satırları dikkatle okusunlar.

“Kalkmak ve yürümek için harekete geçmek zamanı gelmiştir. Kör teknolojiden kendimizi kurtarmalıyız. Bütün kabiliyetlerimizi karışıklıkları ve zenginliği içinde gerçekleştirmeliyiz. Hayat ilimleri bize hedefimizin ne olduğunu göstermiş ve ona ulaşmak için gerekli vasıtaları emrimize vermiştir. Fakat hala, cansız madde ilimlerinin kendi tabiat kanunlarımıza saygısızca inşa ettiği âleme dalmış bulunuyoruz. Bu bizim için yapılmamış bir âlemdir; çünkü düşünce gücümüzün bir hatasından ve kendimizi tanımayışımızdan doğmuştur. Bu âleme uyum sağlamamız mümkün değildir.

Demek ki ona karşı ayaklanacağız. Onun değerlerini değiştireceğiz. Onu kendimize göre bir düzene sokacağız.”

SİZİN DE KAFANIZ ALLAK BULLAK OLDU MU?

Kör teknoloji bakın ABD’yi ne hale getirdi.

“Amerika’da Sıradan Bir Gün” adlı kitaptan :

“Amerika’da günde ortalama 9077 bebek doğuyor Çok güzel bir şey bu. Ama bu bebeklerin 1282 ‘si gayrimeşru olarak doğuyor ve istenmiyor. Amerika’da günde 2740 çocuk evinden kaçıyor. Amerika’da günde 1986 çift boşanıyor.Amerika’da günde 69 güzel ve yetenekli insan intihara kalkışıyor. Her 8 dakikada bir, birisine tecavüz ediliyor; her 27 dakikada bir, birisi öldürülüyor; her 76 saniyede bir birisi soyuluyor;her 10 saniyede bir,bir eve hırsız giriyor; her 33 saniyede bir, bir araba çalınıyor ve Amerika’da bugün ilişkiler ortalama 3 ay sürüyor.”

İşte kendimiz için yarattığımız dünya bu!

Bu, ben-beni-bana dünyasıdır. Ben böyle bir dünyanın parçası olmak istemiyorum. Ben farklı bir dünya yaratmak istiyorum.

BİR BAŞKA KİTAP

Kitabın adı: Kaos İmparatorluğu, yazarı: Alain Joxe

“ABD, düzen ve barış getirmek için Dünya’yı ele geçirmek istemiyor; sadece uluslar arası hukukun dışında, bölgesel koalisyonlarla düzensizliği yönetmenin peşinde.”

Ne yazık ki hala içimizde 11 Eylül’ü El-Kaide’nin gerçekleştirdiğine inanan sığırlar var.

BİR HİKAYE:

“Kızılderili reis, atlarını dörtnala batıya doğru süren kabile üyelerine:”Durun!”diye sesleniyor. Herkes duruyor ve atlarından iniyor. İçlerinden biri soruyor:”Büyük Şef, ne oldu, niçin durduk?” Şef, cevap veriyor:”Ruhlarımız geride kaldı.”

Soruyorum size, bugün ruhlarımız nerede?

MANKURT EFSANESİNİ DUYDUNUZ MU?

Kaynak: Cengiz AYTMATOV- Gün Uzar Asra Bedel

DİKKAT, medya bizi mankurtlaştırmaya çalışıyor!

Acı olan şu ki,düşünmeden,sorgulamadan TV’yi, gazeteleri referans kabul edenler var.

   

BİR ANI:

“2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye gelen bir Alman Profesör: Sizin ne müthiş bir eğitim sisteminiz var, şu hayat dolu mini mini çocukları alıyor, eğitiyorsunuz ve onları işe yaramaz bir robot haline getiriyorsunuz, demiş.”

 

 

Kişiliğiniz yoksa siz koca bir sıfırdan ibaretsiniz.

“ GERÇEĞE YOLCULUK” yürüyüşümüze ilginç sözlerle devam edelim:

“Bayrağı yüceltmenin yolu bilimden, sanattan, felsefeden, ekonomiden geçer.Yoksa bekçinin göndere çektiği bayrağı yine bekçi indirir.”

“Hayatta en önemli dönem :0-6 yaş”

“Nokta, cümlenin kıyametidir.”

“Bilime ve sanata malik olanlar, dine de maliktirler; din,bilim ve sanata malik olmayanlar için zorunludur.” GOETHE

“Şeriat, tarikat yoldur varana

Hakikat, marifet andan içeru.” YUNUS EMRE

“Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denir.”

“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer; sular alçalınca , karıncalar balıkları.”

“Tarihin nesnesi değil, öznesi olmalıyız.”

SON UYARI!

Hâlâ sürünün bir parçası olmakta direniyorsanız aşağıdaki tasavvufi hikâyeye kulak verin.

“Bir gün bir kasabaya bir ermiş gelmiş. Kasabanın girişinde rastladığı köylülerden birine:

Köyün suyundan içenler delirecek demiş.

Köylü kasabalılara durumu iletmiş. Kimse köylüye kulak asmamış. Köylü çaresiz, tek başına kasabayı terk etmiş.

Birkaç gün sonra kasabaya döndüğünde kasabalıların tümden delirdiğini görmüş. Fakat bir türlü kasabalıları delirdiklerine inandıramıyormuş.

Çareyi kasabanın suyundan kana kana içmekte bulmuş.”

 

BİR P ROJE (AHMET KAYA):

Toplum olarak az okuduğumuzdan, az yazdığımızdan şikayet edip dururuz. Edebiyat öğretmenleri olarak kompozisyon derslerinde ne yapacağımızı kara kara düşünürüz.

Çözüm, “öğrenci kişisel gelişim dosyası”nda

 Bu dosyada neler mi olacak?

Öğrencilerin okudukları, yazdıkları, çizdikleri, kesip sakladıkları…

Yapacağınız tek şey var: Öğrencilerinize naylon bir dosya aldırmak.

İşte, size kişisel gelişim dosyasının ana başlıkları içeren kapağı.(kapağı değiştirmek ve zenginleştirmek elinizde)

 

KİŞİSEL GELİŞİM DOSYASI

 

"Önce söz vardı."

Oku
Düşün
Sorgula
Yaz

 

"Dün, geride kaldı; bugün, yeni şeyler söylemek lazım.."
MEVLANA
"İnsanın haysiyeti, düşüncesidir."
CEMİL MERİÇ

 

Dersin Adı:
Kompozisyon-(Türk Edebiyatı)-(Dil ve Anlatım)
Öğrencinin;
 
  Adı-Soyadı:
  Sınıfı-No:
  Öğretmeni:
  Öğretim Yılı: :

1.Ben Kimim?... "Otobiyografi"
2.Hayallerim...  
3.Ailem…  
4.Okulum... "Okulla, idarecilerle, öğretmenlerinizle, arkadaşlarınızla ilgili duygu ve düşünceleriniz.
5.Günlüğüm... "Not: Günlüğü olanlar bu maddeden sorumlu değildir."
6.Oku-yorum... "Okuduğunuz eserlerin adları, yazarları ve onlarla ilgili eleştirileriniz."
7.Yazıyorum... "Yazdığınız şiirler, anılar, hikayeler, denemeler, fıkralar..."
8.Çiziyorum... "Resim, karikatür ve hat örnekleriniz.
9.Etkinliklerim... "Katıldığınız sosyal ve kültürel etkinlikler."

10.Türkiye'de ve       Dünya'da Neler Oluyor?...

"Medyadan takip ettiğiniz haber ve gelişmelerle ilgili yorumlarınız."
11.Kesip Sakladıklarım... "Gezete ve dergilerden kesip sakladığınız ilginç yazılar, internetten indirdikleriniz ve bunlarla ilgili yorumlarınız."
12.Dilekçem... "Okulunuzun müdürlüğüne yazdığınız bir dilekçe örneği."
13.Görüşler... "Öğretmen ve öğrenci arkadaşlarınızın sayfalarla ilgili duygu ve düşünceleri."
   
DEĞERLENDİRME (1.Dönem) : 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13.
1.Dönem Notu:  
   
DEĞERLENDİRME (2.Dönem) : 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13.
2.Dönem Notu:  
   
UYARI:
Bu dosyayı asla kaybetmeyiniz!
 

Öğrencilerin dosyalarını fırsat buldukça inceleyecek, görüş ve önerilerinizi yazacaksınız. Aynı dosyaları diğer öğretmen ve öğrenciler de inceleyecek,onlar da görüşlerini yazabileceklerdir.

Böylelikle hem kompozisyon dersleri hem de yazılıların verimsizliğinden kurtulacak,amaçlanan hedef davranışlara daha çabuk ulaşabileceksiniz.

SONUÇ MU?

Ona siz karar vereceksiniz.

 

Biraz da bizim öğretmenler odamızdan bahsedelim:

Bizim öğretmenler odamız, her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı sosyal bilimler akademisi gibidir. İşin bu yönünü bilmeyenler içeride kan gövdeyi götürüyor zannedebilirler. Ben kendimi şanslı hissediyorum. Yolunuz bu taraflara düşerse lütfen uğrayıp bir çayımızı için. Sizin de söyleyecek bir çift sözünüz vardır mutlaka.

Bugün 13 Aralık 2005

Şimdilik bir virgül koyalım, durmak yok, yorulmak yok,hayat devam ediyor…………..Ahmet KAYA

Bölüm:2

                                      ÖZGÜR OLMAK

 

Özgür olmanın bir bedeli vardır.

Not : bu sayfanın arka planında 48 yıllık bir emek vardır.

Özgür olmanın yolu bilgiden,

Özgür olmanın yolu sevgiden,

Özgür olmanın yolu sorgulamadan geçer.

Özgür olmanın yolu, dünyanın bütün servetini “bir hakikat”uğruna elinin tersiyle itebilme iradesini gösterebilmekten geçer.Kimimiz paraya,pula;kimimiz kadına,makama;kimimiz geleneğe, önyargı ve önkabullerimize hayır diyebilme cesaretini gösteremeyiz. Dünyayı değiştirmek bana mı düştü, der;topu taca atarız.Bu,tarihin öznesi değil,nesnesi olmayı peşinen kabul etme,kendini inkar etme anlamına gelir.Kişi artık rahatlamıştır.

Siz de böyle düşünüyorsanız,lütfen geriye dönün!

Kalabalık,hürriyetten korkar;çünkü hürriyet sorumluluk demektir.Onun için demokrasi rejimlerin en zorudur.

Onun için dahiler içinde yaşadıkları cemiyetin üvey evladıdırlar.

Hiç düşündünüz mü? Hindistan’da,İngiltere’de,İsrail’de doğmuş olsaydınız,ne olurdu?(Yoksa siz,torpilli olduğunuza mı inanıyorsunuz.)

Bize atalarımızdan bir din,bir mezhep,bir de birkaç dönüm arazi miras kalır.

Gelin,özgür düşüncenin zirvesi,biri felsefeci, biri fizikçi iki dâhiye kulak verelim:

E.Kant:Sırf inanışlar ve törenler,dinin bir deneyi olarak ahlaksal mükemmelliğin üstüne çıkmaya kalktı mı,din kaybolmuş demektir.

A.Einstein:Tanrı’nın ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorum.

Cevaplar değil,sorular önemlidir demiştik ya.

SORU:Niçin 1150 tarihi İslam düşünce dünyasının görkemini kaybetmeye başladığı,donuklaştığı yılların başlangıcıdır?

Einstein’a öğrencileri: “-Hocam, geçen yıl da aynı soruları sormuştunuz.”

“-Bu yıl cevaplar farklı!”

İşte size bir Türkiye klasiği:

“Gerçek şu ki muhafazakar kesimin hiç değilse arada bir hatırlayıp,açıp kapadığı bir içtihat kapısı var.Öbür tarafta(...?) kapı bile yok.”Prof.Dr.Yasin AKTAY

Biraz da A.Turan ALKAN’a kulak verelim:

“Tarih, gerçek insanların hikayelerinden bahseder.”

“Tarih,bizi ibra etmek için var değildir;izah etmek için vardır.”

“Osmanlı,Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin rakibi ya da kuması değildir.”

“Atatürkçülüğün resmi felsefe haline getirilmesi yanlıştı.Bu yanlışı Atatürk’ü Koruma Kanunu ile pekiştirmeğe kalkışmak daha vahim bir yanlış oldu.”

“Cumhuriyet tarihi,artık tarih değil;her vatandaşın ve kurumun itaat etmek zorunda kaldığı bir “amentü” hükmündedir.Bir sosyal ilim alanı değil,mukaddesleştirilmiş bir inanç alanıdır.”

“Halbuki İslam tarihi,İslam’ın müdafaasına hasredilmiş bir inanç alanı, orada “kırkıncı oda”lardan, “girilmez”levhalarından, “durmadan devam ediniz”tehditlerinden geçilmiyor.Hele asr-ı saadet ve dört halife devri mevzuubahs ise,bu kabil otokontrol cihazları sizi kımıldayamaz hale getirecektir.İşte bu noktada inanç, “tarih”i sıkı bir kontrol ve tarassut altına almıştır.”

“Her şey düşünülmüş,tartışılmış ve karara bağlanmıştır,bundan daha iyisi olamaz,bizim görevimiz bize nakledileni zihni teşevvüşe uğramadan harfiyyen tatbikten ibarettir!

Öyle midir? Velev öyle ise,omuzlarımız üzerinde taşıyıp durduğumuz azanın sebeb-i hikmeti nedir? Problemlerimizden daha kaç zaman kaçıp durmakta iktifa edeceğiz.”

“Biz niye geri kaldık,diye soranlara: “ihlas ve takva noksanlığından” diye cevap verirsiniz. –Yahu bu gavurların ihlas ve takvası bizden çok mu ileri,namussuzlar ilmin firavunu kesildiler.

İlim diye dört elle sarıldığımız şey aslında,Batı’ya karşı aşağılık komplekslerimizi teskin etmeye yarayan teknoloji çılgınlığıdır.”

Siz ne düşünüyorsunuz?

Ayrıntılı bilgi için A.Turan ALKAN’ın “Ateş Tecrübeleri” adlı eserini mutlaka okuyun!

Yahya Kemal: “Resmimiz ve nesrimiz olsaydı,başka bir millet olurduk.”diyor.

Ezberci eğitim=Sorgulamayan eğitim

Her şey “AK” ya da “KARA”

Bizdense:İYİ

Karşı taraftansa:KÖTÜ

Bir fıkra:

“Şeyhin biri,keramet gösterip denizi yürüyerek geçmiş.

Ertesi gün gazetelerin birinde bir haber: “Şeyh yüzme bilmiyor.”

Fıkra değil,gerçek:

Bazı aydınlarımızın(!) dini referansı: “Benim ninem de başörtülüydü!”

Gerçekleri söylemekten korkmayınız!

Jacques Seguela diyor ki: “Utanmazlık, iletişimin ilk boyutudur.”

Üçüncü bölümde görüşmek dileğiyle...

 

25 OCAK 2006
Ahmet KAYA

 

Bölüm:3

                                            DEMOKRAT OLMAK

 

“Demokrasi,herkesi adam yerine koyduğu için rejimlerin en güzelidir.”

Demokrat olmak,siyasetle sınırlı değildir;evde,okulda,sokakta da gereklidir.Demokrat olmak,bir yaşam tarzıdır.

Demokrasi mücadelesi (Mücadele demeye de dilim varmıyor;çünkü bizim halkımız,demokrasinin önemini 28 Şubat 1997’den sonra kavramaya başladı.) tarihinde bizim halkımız kadar çile çekmiş,

bizim halkımız kadar dışlanıp horlanmış başka bir halk olduğuna inanmıyorum.

1909’dan sonrasına ben, “darbeler ve provokasyonlar cumhuriyeti” diyorum.Bu dönem tarihinin yeniden yazılması gerekiyor.Bu dönem çok iyi bilinmeden de bu kaos ve kısırdöngüden kurtulabileceğimize inanmıyorum.

Biz, hep perdenin önündekilerle, figüranlarla uğraştık.İlk iş olarak ülkeyi kurtarıcılardan kurtarmalıyız.Bir ülkede tek büyük adam varsa,o ülke geri kalmış demektir.

Şunu aklınızdan çıkarmayın! “Demokrasi,insan hakları,barış aslanlara mı lazım,tavşanlara mı?”(Bütün bunları ABD’den bekleyen safdiller var.)

Bugün Türkiye’de ve dünyada en iyi çalışan kurum: “Çifte Standartlar Enstitüsü.”

Yıl 2006 Hâlâ yurdumuzda Atatürkçü geçinenler var,Atatürk’ten geçinenler var.Başörtüsü takanlar var, kafayı başörtüsüne takanlar var.

Bugün Türkiye’nin en önemli sorunu,eğitimsiz insan değil;eğitilmiş insan sorunudur. “Ordu göreve!” pankartıyla yürüyen öğretim görevlilerine dikkat edin.Bunlara aydın diyebilir misiniz?

B.Brecht’e kulak verelim: “Beyler,bu halkı beğenmiyorsanız,

kendinize yeni bir halk bulun!”

Fıkra değil gerçek (1940’lı yıllarda bir gazete haberi): “İstanbul’da havalar ısınınca halk plajlara hücum etti,vatandaşlar denize giremedi!”

Hüseyin Üzmez’den dinlemiştim,tüylerim diken diken olmuş,bir hafta kendime gelememiştim.Askerliğini Yassıada’da yapmış,

Menderes,Zorlu ve Polatkan’ın mezarlarını gizlice ziyarete gitmişti.

Şöyle diyordu: “Baktım,milli irade orda yatıyor.”

Martin Luther King diyor ki: “Kuşlar gibi uçmayı,balıklar gibi su altında gitmeyi öğrendik;bir tek şeyi öğrenemedik: ‘Kardeşçe yaşamayı!’ “

Ben de diyorum ki: “Çözüm,Ayasofya’ya minare ilave etmekte değil;çözüm alternatif(Sultanahmet) üretebilmekte.

Ortaçağda mezhepler savaştı,dinler savaştı.Fatih,İstanbul’u alarak Ortaçağı kapattı.Çözüm,surlara tırmanmakta değil;çözüm surları kaldırmakta.

AB bir demokrasi projesidir.AB’ye hayır,diye haykıranlar,çözüm karşı olmakta değil;çözüm alternatif üretebilmekte.”

Demokrasi,bilgi;demokrasi,sevgi;demokrasi,hoşgörü demektir.

Hepimiz farklıyız,ortak paydamız ancak “demokrat olmak” olabilir.

 

Velhasıl,

demokrat olmak zor zenaat,işin bilincinde olan Rizeli hemşerim,bakın ne diyor:

“Yema çakal yema,yetim malidur;

Yememiş da olmaz,dünya halidur.”

Menfaat dünyası...

En iyisi biz,Nazım’a kulak verelim:

“Yaşamak,bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine”

Fatih’e,Mevlana’ya,Yunus’a demokrat değillerdi,diyebilir misiniz?

Gerçi bizim Yunus’un zamanında demokrasi yoktu ama onun demokrasiyi kavradığı şu şiirinden belli oluyor:

“Hak bir gönül verdi bana,ha demeden hayran olur
Bir dem gelür şadan olur,bir dem gelür giryan olur
Bir dem sanasun kış gibi,şol zemheri olmuş gibi
Bir dem beşaretden doğar,hoş bağ ile bostan olur
Bir dem gelür söyleyemez,bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker,dertlilere derman olur
Bir dem çıkar arş üzere,bir dem iner tahtessera
Bir dem sanasun katredür,bir dem taşar umman olur
Bir dem cehalette kalur,hiç nesneyi bilmez olur
Bir dem dalar hikmetlere,Calinus u Lokman olur
Bir dem div olur ya peri,viraneler olur yeri
Bir dem uçar Belkıs ile,sultan-ı ins ü can olur
Bir dem varur mescidlere,yüz sürer anda yerlere
Bir dem varur deyre girer,İncil okur ruhban olur
Bir dem gelür İsa gibi,ölmüşleri diri kılur
Bir dem girer kibr evine,Fir’avn ile Haman olur
Bir dem döner Cebrail’e,rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelür gümrah olur,Miskin Yunus hayran olur.

Yunus Emre’ye hayranım;o,hem bir şair,hem bir mutasavvıf, hem bir filozof,hem bir psikolog,hem bir demokrat...

Dördüncü bölümde görüşmek dileğiyle...

Bizi izlemeye devam edin!

Yolculuğumuz devam ediyor.

27 OCAK 2006
Ahmet KAYA

 

Bölüm:4

                                     ADAM OLMAK

Not: Bu sözün cinsiyetle ilgisi yoktur.

 

Nazım Hikmet,Mehmet Akif için diyor ki: “Akif,inançlı adam,dürüst adam.”

Öyle bir insan olunuz ki düşmanınız bile size saygı duysun.

“Hakikat” savaşçısı mısınız?

Özgür müsünüz?

Demokrat mısınız?

Bir hayat felsefeniz var mı?

“Yunus;miskin,çiğ idik

Piştik Elhamdülillah!”

Diyorsanız,

size diyecek sözümüz yok artık.

SÖZ SİZİN!

Dünya sizi bekliyor.

28 OCAK 2006
Ahmet KAYA

GÖRÜŞ ve ELEŞTİRİLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

 

 

YORUMSUZ !

 

Not: Anlatılanların hepsi yaşanmış gerçeklerdir.

Sıradan insanlar kişilerle,büyük adamlar fikirlerle uğraşır!

 

          Halit Akçatepe anlatıyor: Güneydoğuda bir köyde,bir film çekmişler. Film, Avrupa’da en iyi dekor ödülünü almış.

-“Adamlar,köy evlerini dekor sanmışlar!”

          Bir turizm şirketi sahibi anlatıyor: Turistleri,eski uygarlıkların kalıntılarının bulunduğu ören yerlere götürdüklerinde,köylü kadınlardan biri:-“Beyim,bunları bu harabelerde gezdireceğinize,şehirlere götürün,adamcağızların gözleri bina görsün.”

          Sivas şoförler cemiyetinin duvarında Atatürk’ün şu vecizesi yer alıyormuş: “Türk şoförü,en asil duygunun insanıdır.”

          Bir İngiliz bayan müslüman olmuş.Annesi,kızı bir Arap dinini seçtiği için üzülüyor, kızını eleştiriyormuş. Kızı: “Anne, sen H.z. İsa’yı Manchester’lı mı zannediyorsun?”

          Ülkemizde modern tiyatronun başladığı yıllarda,kötü adam rolündeki sanatçıları tiyatronun arka kapısından kaçırırlarmış;çünkü izleyiciler adamcağızı dövmek için ön kapıda bekleşirlermiş.

          1950’li yıllarda bir CHP’li miting meydanında konuşuyormuş: “-İnönü’nün arkasında, birinci ve ikinci İnönü zaferleri vardır.Menderes’in arkasında Terzi İzzet’in ceketi vardır!”

          Ben bu olayı öğretmenler odamızda anlattığımda İngilizce öğretmenimiz Adil Bey, demesin mi!:-Terzi İzzet kimdir?

          1950 seçimlerinde köylülerden biri oy zarfının arkasına adres yazmaya çalışıyormuş.

          -“Ne yapıyorsun amca?”diyenlere:-“Geçen seçimde kullandığımız oylar yanlış adrese gitti onun için adres yazmaya çalışıyorum.”(46 seçimlerinde,açık oy,gizli tasnif sistemi uygulanmıştı.)

          Rizeli hemşerime,benzine yine zam geldi,demişler:-“Benim için fark etmez,ben her zaman 20 milyonluk alıyorum!”

          Mahkemelerde hakimin sorularına “evet-hayır” dışında cevap verememekten yakınan bir vatandaş dayanamamış,hakimden bir ricada bulunmuş:-“Hakim Bey,müsaade ederseniz, avukat beye bir soru sorabilir miyim?”

          -Sor bakalım.

          -Avukat Bey,siz hâlâ uyuşturucu kullanıyor musunuz?

          Avukat, “hayır” demiş. Adam,hakime dönmüş:-Hakim Bey,başka sorum yok!

          Hazinede para kalmamış. Kara kara düşünen padişaha, vezirlerden biri: -“Sultanım, akıl vergisi koyalım. Nasılsa hiç kimse benim aklım yok demeyeceğine göre, köşeyi döner, hazineyi doldururuz.” demiş.

Öneri sultanın hoşuna gitmiş ve gülümsemiş:-Hay aklınla bin yaşa vezirim,demiş ve ilave etmiş:-Bu müthiş(!)buluşun için seni bu vergiden muaf tutuyorum.

          Mehmet Büyük,saçlarına jöle süren oğluna:-Oğlum,yeni saç modelin hayırlı olsun! Yalnız, sana kimin oğlusun, diye sorduklarında, sakın benim adımı söyleme! (bu laftan sonra çocuk jöle sürmeyi bırakmış)

          İngiltere’de 1500 yılına kadar kadınların ellerine İncil alıp okumaları yasaktı.

          TV’de bir 10 Kasım programı, konuşmacılardan biri: -Biz bu millete 70 yıldır Atatürkçülüğü öğretemedik.

Diğer konuşmacı:-Bundan anlaşılıyor ki biz geri zekalı bir milletiz(!)

          Açlık içinde kıvranan, hastalıklarla boğuşan Afrika’ya Türkiye’den bir tır dolusu ilaç gitmiş, bir ay sonra ilaçlar geri gelmiş. Hepsinin üzerinde “tok karnına” diye yazıyordu!

          Komşumuzun çocuğuna Türkçe dersi veriyordum: -Sert sessizler (f-s-t-k-ç-ş-h-p) dir. Bunları “fıstıkçı şahap”olarak ezberinde tutabilirsin dedim. Çocuk ertesi gün derse geldiğinde,ona sert sessizleri saymasını söyledim.Adı Uğur olan bu çocuk düşünmeye,kafasını kaşımaya başladı,çıkaramayınca da:- “Hocam,o adamın adı ne idi.”demesin mi!

          Siirt’te çalışırken, dışarıdan bitirme sınavlarında bir şiirin ölçüsünü sormuştum.

          Cevap: “ 5 cm.”

          Yazılılardan birinde anlatım bozukluklarını sormuştum.

          Soru: “Diyarbakır’da düşen uçaktan beş kişi sağ olarak kurtuldu.” Bozukluğu düzeltiniz.

          Cevap: “Diyarbakır’da uçaktan düşen beş kişi sağ olarak kurtuldu.”

          Çetin Altan 1940’larda İstanbul valisine sormuş:-Bizi kim yönetiyor?

          İstanbul valisi:-Kime küfredemiyorsanız,o yönetiyor,demiş!

          12 Eylül 1980 öncesi,polisler solcu bir gencin evine baskın yapmışlar.Gence:-Bizden utanmıyorsan,şu duvardaki nur yüzlü dedenden de mi utanmıyorsun?(Duvarda Karl Marks’ın fotoğrafı asılı imiş.)

          1914 yılında Andre Gide,Türkiye’ye geliyor ve Günce’sinde şunları yazıyor: “Bu topraklardan hiçbir şey çıkmamış. Onca ırkın, tarihin, inancın, medeniyetin sürtüşmesinin ve çatışmasının yarattığı kalın köpüğün altında yerli hiçbir şey yok. Türklerin kıyafeti aklınıza gelebilecek en çirkin kıyafet ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu ırk da bu kıyafeti hak ediyor.”

          1925 yılında Atatürk,Kastamonu’da konuşuyor: “Mesela,karşımda kalabalığın içinde bir zat görüyorum.(Eliyle işaret ederek)Başında fes,fesin üstünde bir yeşil sarık,sırtında bir mintan,onun üstünde benim üstümdeki gibi bir caket,daha alt tarafını göremiyorum.Şimdi bu kıyafet nedir? Medeni bir insan bu alelacaip kıyafete girip dünyayı kendine güldürür mü?

          Mehmet Barlas diyor ki:-Üç çeşit ordu vardır:1.Kapitalist sistemin sopası ordular

          2.Ülke sınırlarını dış düşmanlara karşı koruyan ordular. 3.Rejimi,kendi halkına karşı koruyan ordular.

          “ Başörtüsü bir toplumsal statü göstergesidir.doğrudan dinle ilişkisi yoktur.Hz. Ömer,başını örten cariyelerin başını açtırmıştır.İslamiyetten önce de hür kadın ve erkeklerin başı kapalıydı.Başı açık olanların şahitliği kabul edilmezdi.”

        

Prof. Beyza Bilgin
Ankara Ün. İlahiyat Fak.

 

          

 

          26 Ocak 2006 sabah kuşağında Kanal 7’yi izliyorum. Sunucu; emekli paşa eski başsavcı Baki Tuğ’la konuşuyordu.

Soru:-Uğur Mumcu,Apo ile MİT ilişkisini araştırıyordu.Önemli ipuçları elde etmiş,size de gelmişti.Apo’nun eşi Kesire’nin babası MİT görevlisiymiş.Uğur Mumcu bunun için öldürüldü diyorlar.Siz ne diyorsunuz?

Baki Tuğ:-Sanmıyorum,hem Apo’nun MİT’le ilişkisi kanıtlansaydı,ne değişirdi ki!

          Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay,Anıtkabiri ziyaretinde deftere şunları yazmıştı: “Allah yardımcımız olsun!”

Bunun üzerine Metin Toker(İnönü’nün damadı)çıkardığı “Akis”mecmuasında bu sözleri kınıyor ve aynen şunları yazıyordu:-Cevdet Sunay,bu sözü söylemekle iyi etmemiştir. Herhalde bunu bilmeden söylemiştir.Halbuki Türkiye’nin eski Reisicumhurlarından İsmet Paşa,bu kelimeyi kullanmamak için adeta itina göstermiştir.

Cevdet Akçalı-Eski dışişleri mensubu(Yenişafak)

          Osmanlı döneminde birçok evde “YA HAFIZ” yazısı duvarları süslerdi.Bu nedir,diye soran yabancılardan birine Osmanlı elçisi:-“Osmanlı Sigorta Şirketi” cevabını vermiş.

          Attila İlhan yazıyor: “Taklitle medeniyet olmaz.Gazi,iki yanlış yapmıştır: Biri Türk dili biri de Türk müziği yanlışı.Bunların ikisini de düzeltmiştir.O zamanlar Halk Fırkasının adı Kamul Buyrul Türk Bölemi.Bunu Türk de anlamaz,Kırgız da anlamaz. (İsveç veliahtı Gustaf Adolf’u 3 Kasım 1932’de Çankaya’da kabulünde: “Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız,ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak,baysak,önürme,uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar.”Konuşma İngilizceye çevrildiği için Gustaf anlamış;ama Türklerin anlaması mümkün müydü?)

          Türk müziğinin hikayesi de çok fasihtir.O zaman daha radyo falan yok.Ama herkes alafrangalık peşinde:-Türk musikisi kötü,adi,atalım.Çok komik.Bir tek İstanbul’daki büyük postanede bir uyduruk radyo var,çok küçük,çevre ancak duyabiliyor. Türk musikisini o radyoda yasak ediyorlar! Yasakladıktan bir süre sonra Mustafa Kemal rakısını içerken,müzik istiyor,fasıl heyetini çağırıyor,arada sırada sevdiği türküleri söylesin diye de Rumelili Tamburacı Osman Pehlivan’ı çağırıyor.Geliyor,Rumeli şarkıları çalıyor.Bir tanesini dinlerken Gazi’nin gözleri yaşarıyor. O zaman adam kendini tutamıyor:-“Abe Paşam,em böyle ağlarsın em de yasaklarsın,bu ne iştir.”diyor. “Haklısın” diyor,ondan sonra da Türk musikisini serbest bırakıyor.”

          Mısırlı profesör anlatıyor: -“Kanada’da havaalanında, yanında birisi 6,diğeri 4 yaşlarında iki çocuğu bulunan bir anne ile karşılaşıyor.Büyük çocuk:-Anne ben oyuncak almak istiyorum,diyor.Annesi:-Fiyatını sordun mu,diyor.Çocuk,sorduğunu ve oyuncağın fiyatının bir dolar olduğunu söylüyor.Annesi:-Yavrum,senin zaten iki doların var, alabilirsin,diyor.Çocuk,oyuncağı satın alıyor.Bir süre sonra küçük kız da aynı oyuncaktan almak istediğini söylüyor.Annesi:-Bak yavrum,senin bir doların var,oyuncak alırsan,paran kalmayacak.Birazdan ağabeyin dondurma alırsa sen de dondurma isteyeceksin;ama senin paran kalmayacak,ona göre iyice düşün kararını ver.Çocuk,tamam der ve oyuncağı satın alır.

          Bir süre sonra ağabey dondurma alır,küçük kız da dondurma ister.Anne,az önce söylediklerini tekrarlar.Kız,ağlamaya mızmızlanmaya devam eder.Anne kızmadan gerçeği kızına bir kez daha “bak yavrum...”diyerek izah eder.Kızına dondurma almaz.Bir süre sonra ağabey, dondurmasını kardeşiyle paylaşır.”

          Mısırlı profesör,şöyle düşünür:-Benim eşime göre bu anne cimri bir annedir.Oysa bu anne böyle davranmakla çocuklarına hayatı öğretiyor.Onun için onlar gelişmiş,biz geri kalmışız.

          Darbelerin mantığına göre,Türk milleti henüz rüştüne ermiş değildir.Siyasetçiler onları kandırmaktadır.Şu halde Türk milletini vesayeti altına alarak onu koruyacak bir aktöre ihtiyaç vardır.Bu aktör,aydınların desteğine de sahip olan ordudur.Harbiyeli aldanmaz!

Temenni edilir ki karşı tarafın parolası bundan böyle demokrasinin parolası olsun: “Türk milleti aldanmaz!”Dr. Murat Yılmaz-Siyaset bilimci

          Herr Hofman’ın şu sözlerine ne diyeceğiz: “Demokrasi,eski Yunan’da ve Roma’da kaybolduğu gibi Medine’de de kayboldu.Onu takip eden Emeviler, Abbasiler,Osmanlılar Batı’daki hükümdarlar gibiydiler.”

          A monşer,o çok sevdiğiniz demokrasi madem çıkış yeri olan eski Yunan’da da kaybolmuş,bırakın Cehenneme kadar yolu var! Kadim Yunan ve Roma’nın çağdışı kalmış mirasını hortlatmak Müslümanların üzerine vazife mi? Bize ne?

          Hem Medine’de de kayboldu,ne demek? Vahyin gürül gürül aktığı bir merkezde,beşer beyninin pisliği ne arıyor? Mustafa Kaplan-Vakit Gazetesi

S.Demirel:-Anadolu kadınının giydiği ise geleneksel yemenidir.Karışan var mı?

Taha Akyol:-Kızlar,annelerinin kıyafeti ile üniversiteye gidebilsinler mi?

S.Demirel:-Hayır! Onlar giyerse simge için giymiş olurlar,yine. (17 Haziran2005)

          Bu ülkenin entelektüel ufku tarihin cumhuriyet ile başladığını zannedenler ile tarihin cumhuriyet ile sona ermesini isteyenlerin kerpeteni arasına sıkışmış durumda.Tarihi paylaşamayanlar,hayatı da paylaşamıyorlar. Cüneyt Ülsever-Hürriyet

Bir cinayet kime yarar sağlıyorsa katil odur! Engin Ardıç

          Şu anda Türkiye’de ve dünyada yaşayan ve düşündüğünü söyleyen insanların tamamına yakın kısmının yobaz olduğunu düşünüyorum.Düşünmeye başladıklarında,bir tembellik sonucu insanlar,düşüncesinin götürdüğü yere gitmiyorlar.Gitmek istedikleri yere düşüncelerini götürüyorlar.Bu yobazlıktır.Düşünmek bir cesarettir. Prof Ahmet İnam

 

Entel,talep merkezli olmalı;proje merkezli olmayı düşük akıllılara bırakmalıdır(!)

Cüneyt Ülsever-Hürriyet

 

 

          Karanlıklar Prensi olarak tanınan Amerikalı danışman Richard Perle,İslam dünyasında birkaç Atatürk’e daha ihtiyaç olduğunu söylüyor.Nerede o bolluk Sayın Perle? Atatürk gibi bir lider dünyaya bin yılda bir gelir.Siz bırakın İslam dünyasını,bugünkü ahval ve şeraitte esas Türkiye’de bir Atatürk’e ihtiyaç var! Tufan Türenç-Hürriyet 2004

          Niye demokrasiyi değil de laikliği ön plana çıkarıyorsunuz? Oysa laiklik olmadan demokrasi olmaz;ama demokrasi olmadan laiklik pekala olabilir.Neden bazı Türk aydınları,Atatürkçülüğün tayin edici vasfının antiemperyalizm olduğunu es geçiyorlar da,laikliği –hem de çarpıtarak – bu mertebe öne çıkarıyorlar.

          Aynı aydınlara şunu da söyledim:-Çocuklarınızı yabancıların tarikat okullarında okutabilmek için,niye yırtınıyorsunuz? Attila İlhan-Cumhuriyet

 

YORUM SİZİN!
30 OCAK 2006
Ahmet KAYA

 

 

 

 

 

 

 

RİZE ATASÖZLERİ ve DEYİMLERİ

 

Derleyen: Ahmet KAYA (1991-1994)

 

ÖNSÖZ

        

          Bireyler gibi,toplumların da felsefeleri vardır.Bir kentin felsefesini öğrenmek istiyorsanız en kestirme ve gerçekçi yol o şehrin atasözleri ve deyimlerine başvurmaktır.

          1991 yılında bu alanda bir araştırma ve derleme yapmaya karar verdim.1994 yılına kadar süren bu çalışmalarda yüzlerce atasözü ve deyime ulaştım.Bunları yazıya geçirirken Rize ağzının özelliklerine sadık kalmaya çalıştım.Bugün kullanılmayan kelimelerin anlamlarını da dipnotlarla vermeye çalıştım.

          Daha gün ışığına çıkmamış yüzlerce sözün varlığına inanıyorum.Bu alanda çalışma yapacak olanlara şimdiden başarılar diliyorum.Gelin,Rize’yi bir kültür,sanat ve doğa kenti yapalım.

 

25 Aralık 1994
Ahmet KAYA
Dağsu Mahallesi-RİZE

 

 

       

RİZE ATASÖZLERİ

-A-

 

 

1.Adamun adam olsun,evi çalidan olsun.

2.Ananun köti kizi,kaynananun eyi gelini olmaz.

3.Ati süren kavarasini* kokinur.

4.Al beşe,sat beşe gene kalur sağa bi şe.

5.Ateşun zorini kazan bilur.

6.Ata binmek bi ayip,inmesi iki ayip.

7.Anam olsun,ağizi olmasun;babam olsun,eve gelmesun.

8.Adamsuz adami,köpekler da yemedi.

9.Akil başa sermaye,var kazan da helva ye.

10.Atun yerine eşşek bağlanmaz.

11.Adam ol da bi gün yaşa.

12.Armuti say da ye,elmayi soy da ye.

13.Ayağuni sicak tut,başuni serin.

14.Aşmaz işun anasini yatmak s....

15.Adam olan neyler mali,olmiyan da neyler mali.

16.Allah karincaya dert ki verur,kanat da verur.

17.Ayağun ki duz basar,kimseyi toz görmezsun.

18.Adum çikti fahişe,g.... görmedi bi şe.

19.Ağustos otuz gündur,kirk furtunasi vardur.

20.Ağustozun on beşi yaz,on beşi kiş.

 

 

-B-

 

 

21.Ben tilkiyim diyene kadar çakal posti yurutur.

22.Bu zamanun gelini dumansuz baca,kaynanasuz koca ister.

23.B.. da güler çamuri,kumam da güler beni.

24.Bacanak bacanaği dere başukari arar.

25.B.. sineği b... konar,kanatlarini da havaya tutar.

26.Bi şe desan soz olur,demesan maraz olur.

27.Beyitursun yetimi,kakar s.... g.....

28.B... ne kada karişturursan o kada kokar.

29.Bi gözundan ebirine inanma.

30.Bakmakla bi şe olsa köpekler kasap olurdi.

 

 

C-Ç

 

 

31.Comertsun, comertsun dediler, maluni yediler; yiğitsun, yiğitsun dediler, canuni yediler.

32.Çalişmak, altun oluğidur.

33.Çok veren maldan, az veren candan.

34.Çakal tağuği aldi ama ben da ne olsa dedum oğa.

35.Çuvaltoz ne kada küçülürsa yirne* kada kalur.

36.Çiçili* da uzanur,ilan kada olayim.

37.Çakal yuvasina eski çaruk aranmaz.

38.Çiya* yanmiş davli*ya konar.

-Çiha*nun görduğu tane bitmez.

 

-D-

 

39.Dere duzi,derenundur.

40.Duzi olmiyan malum var demesun.

41.Derum ben alana,aferum anliyana,sokme akil ne eder,kendinde olmiyana.

42.Domuzun sirtindan bi kil koparmak kârdur.

43.Dişardan konak işlar*,içine var yanmişlar.

44.Dayi senun sakalun,sorasina bakalum.

 

-E-

 

45.El elinlan ilana da tutma yazuktur.

46.Erkek vardur gül eder,erkek vardur kül eder.

47.El eli ikar,iki el bi yüzi ikar.

48.Ellerun pislenmemiş,dudağun yağlanmaz.

49.Elunde zenbil,işuni sen bil.

50.Eve lazim olan cameye heramdur.

51.Eğri fikir doğri murad almaz.

52.Eskiyi sakla ki yeniyi kurtarasun.

53.Elden gelen öğün olmaz,o da vaktin de bulunmaz.

54.Ekmeği ekmekçiye ver,bi ekmek da usteluk ver.

55.Eşya bucağa,kari ocağa.

56.Etma bağa nasahat,tutmaz bağa bi saat.

57.Emanetun cani g...... olur.

58.Etten önce kazana atlama.

59.Eyiluğu yap,bayişağa* at.

60.Eyi siğir çok bela savuşturur.

61.Eyluk olsayidi kara oküze piçak çekilmezdi.

 

-F-

 

62.Farzdan önce farz vardur.

 

-G-

 

63.Güvenma dayina,al ekmeği yanuna.

64.G.. islanmadan baluk tutulmaz.

65.Gelinun eyisi ilk günden belli olur.

66.Görmemişun oğli olmiş,kesmiş t......... yemiş.

67.Gelin hali geturdi,ustine kendi oturdi.

68.Gelur elun ilani,alur senden olani.

 

-H-

 

69.Her lazima para yetmez,neme lazıma para gitmez.

70.Horoz demiş ki:Ben kaku da bağirayim,gelin kakarsa da günahuma,kakmasa da.

71.Hekim kimdur:Başina gelen.

 

-İ-

 

72.İki şoz*a bi güneli*,ustine da bi hapsikoli*.

73.İki kedi bi aslana tavdur.

74.İşten artmaz,dişten artar.

 

-K-

 

75.Korkma kişun kişinden,kork abril*un beşinden,oküzi ayirur eşinden.

76.Kurt kocadi mi çakallarun maskarasi olur.

77.Kedi nankördur;yer,gözlerini kapatur.

78.Kedi anasinun cani içun siçan tutmaz.

79.Kazanan oğunmesun,yiyen oğunsun.

80.Köti komşi,adami mal sahibi eder.

81.Kara gün kararup kalmaz.

82.Köpek afkurmadan* kimse koşmaz.

83.Kalan işe kar yağar.

84.Kara koyinun beyaz kuzisi olur.

85.Kel keli güler,kel kimi güler.

86.Kiçumun etini yerum,kasaba muhtaç olmam.

87.Köpeğun hatiri yoksa,saybinun* da mi hatiri yok.

88.Kumalarun eti bi kazana pişmiş,eltilerun pişmemiş.

89.Karnunun doymiyacaği yerde ajluğuni duyurma.

90.Kari var:Arpa uni aş eder,kari var:Y.... başi yaş eder.

91.Kedi ne kada muğanat olsa,siçan ondan korkar.

92.Kaç savaptan,girma günaha.

93.Köpeğum keskin olsun,bağa da afkursun.

94.Karinca kanatlanur,iter da rahatlanur.

95.Kardaş kardaşi sevsa,Allah’un da kardaşi olurdi.

96.Kestane kumuşidan* çikmiş,g