ANA SAYFA
2006-2007 ÖĞRETİM YILI
KUTLU DOĞUM HAFTASI ETKİNLİKLERİ
ANA SAYFA
PEYGAMBERİMİZE MEKTUP
 
İL FİNALİ
 

Kutlu Doğum Haftası kutlama etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen
"Peygamberimize Mektup" final yarışması, 17.04.2007 Salı günü
Çayeli Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü salonunda
saat 17:30' da yapıldı.

Yarışmada ki derecelendirme aşağıdaki şekilde sonuçlanmıştır.

 
1.
Pazar İHL
 Gülseren SİVRİ
2.
Ardeşen AİHL ve İHL
 Nuran HAKYEMEZ
3.
Çayeli İHL
 Rıdvan DEMİR
4.
İkizdere İHL
 Mehmet Emin IŞIK
5.
Çamlıhemşin İHL
 Havva SEÇER
6.
Güneysu İHL
 Yasemin GEMİCİ
7.
Kalkandere İHL
 Serhat BAŞARAN
8.
Rize AİHL ve İHL
 Mücahit KALENDER

Mektupları görmek için tıklayın.
 
 
OKUL FİNALİ
 

Kutlu Doğum Haftası kutlama etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen
"Peygamberimize Mektup"
yarışmasında ilk 5'e giren öğrenciler aşağıdadır.

Birinci olacak olan ögrencimiz
İl Yarışmasında okulumuzu temsil edecektir.
İl Yarışması 17.04.2007 Salı günü
Çayeli Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü salonunda
saat 17:30' da yapılacaktır.

 
1.
A3-D
 Mücahit KALENDER
2.
3.
A2-A
 Sercana YÜCE
4.
A3-A
 Betül KÖROĞLU
5.
A3-C
 Hüreyla BALCI
 

 

 

 

 

 

Yarışmada aldığı derece sırasına göre
İl Finalinde Yarışan Mektuplar

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.

Yarışmada aldığı derece sırasına göre
Okulumuz Finalinde Yarışan Mektuplar

1.
A3-D
2.
3.
A2-A
4.
A3-A
5.
A3-C

Okulumuzda Yarışmaya Katılan Diğer Mektuplar

A3-D
A3-A
A3-A

 

              SEVGİLİYE                   

              Essalatü ve's-selamü aleyke ya Rasulallah,
              Essalatü ve's-selamü aleyke ya Habiballah,
              Essalatü ve's-selamü aleyke ya seyyide'l-evveline ve'l-ahirin,

            Ey sevgili! Nebi makamının efendisi... İşte nisan sabahlarında, dünya beşeriyetinin sana muhtaç olduğu zamandayız. Seni bekliyor; yer, gök bütün tabiat sana tutsak, sana aşık, sana mecbur bütün kainat; evet, belki bazı kalpler korku içinde, gelişinden tedirgin yersiz endişelerde. Ama öyle kalpler varki, Rahmetinden haberdar o eşsiz şefkat ve merhametini bekliyor.
           Senin doğduğun ay geldiğinde, gece olduğunda etrafı kollarım, ellerimi açar, zifiri karanlıkta dua etmeye başlarım. Yanımda olduğunu düşünerek, kendi kendime derim ki; o rahmet yaydığı geceler o nur yüzlü insan yok belki ben inanıyorum ki O'nu anınca, O'nun için salavat edince yanıma geliyor; çünkü O, çocukları -özellikle kız çocuklarını- çok seviyor. Yanımda olup bana sevgi dolu gözleriyle bakıyor. Harama uzanmamış elleriyle başımı okşuyor.
          Ey görmeden inandığımız, inanıp sevdiğimiz peygamber, can peygamber, senin olmadığın mevsimlerde akan sular bile bulanıktı, güneş ise küskündü dünyaya. Bütün dünyayı kaplayan bir dalalet kasırgası beşeriyeti kırıp geçmekteydi. Şirk ve dalalet kasırgaları cihanı kaplıyordu. İşte o gece, kurumayanlar kurumuş, sönmeyenler sönmüş, yıkılmayan zihinler yıkılmıştı. Rabbimden getirdiğin rahmetinin ve hidayetinin güzelliği bütün cihanı sarmıştı. Ama o gözler, kör gözler görmüyor, belki de görmek istemiyordu.
           Sultanım! Senin yardım severliğinden adaletine kadar, birçok davranışın bize örnek olmuştur. Birgün senin için siyah yünden çizgili bir cübbe dokunmuştu, kenarları beyazdı. Onu büyük heyecanla, sevgiyle giymiştin ve ümmetinin karşısına çıkmıştın. O mübarek gül kokulu ellerini dizlerine vurarak; '' Görüyor  musunuz ne kadar güzel.'' demiştin. O giysiyle seni görmeyi çok isterdim, Sultanım! Ama o elbiseyi ümmetinden biri gerçekten çok beğendi ya da senin kokunun giydiğin cübbeye geçtiğini düşündü ve her özlem duyuşunda onu koklayıp ufacık da olsa yaralarının dineceğini ümit ettiği için istedi.
          Sen ise hiç tereddüt etmeden cübbeni ona verdin. Senin bu davranışın belki de onca ümmetinin yardımseverliğini güçlendirmişti,onu bilemem; ama benim yardımsever olmamı, hayatım boyunca hep o yolda yürümemi sağladın. Hele uçurduğun o haber '' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız, ne evladımız olsaydı diyecekler.'' sözün duygularımı tamamlıyor. Evet, Şanı Yüce Peygamber! Ne malım, ne annem babam, ne de dostum olmasa da bir anlık bile olsa, o mübarek yüzünü görebilseydim keşke.
         Seni göremesek de, en güzel şerefti seni bilmek. Seni bize bildiren Rabbim'e şükürler olsun. Ya seni bimeseydik, senin ümmetin  olarak gelmeseydik, seni tanımasaydık ne olurdu halimiz. Yediğimiz yemek, içtiğimiz su gibi ihtiyacımız var sana. İsterdik ki baktığımız her yerde, aldığımız her nefeste sen olsaydın Sultanım. İnan biz seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz. Yanımızda olmanı, bize yol göztermeni çok arzuluyoruz .
        Çok merak ediyorum seni; konuşmanı, gülmeni, yürümeni, seni, seni ve her şeyini. Asr-ı saadette yaşamayı çok isterdim. Hep sana destek olamayı hatta seni korumayı. Yaşasaydın gönlümüzdeki tahtın mekanımızdaki tahta dönüşürdü. Emanetin elimizde Ey Sevgili hiç merak etme bak biz varız. Belki senin eşsiz hidayet vesilene eriştiremiyoruz; ama inan canımız da malımız da sensin ve senin bıraktığın İslamı anlamak ve anlatmaktır Ya Resulallah.
        Ey Sevgili! Sen ümmetine doğru yolu göstermek için ne eziyetler çekmişsin. O eziyetleri duyunca acı çekiyorum, içim kan ağlıyor. Peygamberim, amcan Ebu Leheb bile senin görevini tamamlamanı istemiyordu. Hele sana yaptığı işkenceleri düşünemiyorum. Sen, Allah'a olan aşkından, ümmetine olan sevginden onca eziyetlere katlanıp yine İslam'ı tebliğ etmeye yönelmişsin. Sen, can verirken ruhun bedenden çıkmasının çok zor olduğunu söylemişsin ve '' Ümmetim bu acıya dayanamaz, onların ruh acılarını da benden al. ''demişsin. Son nefesinde onca ümmetinin acısına nasıl dayandın Ya Resulallah?
        Sen bizim için bu kadar fedakarlık yapmışken biz senin yolunda senin izinde nasıl yürümeyelim Ya Rasulallah! Bu zamanda bazı engellerle karşılaştık. O engeller sayılardı. Ey Sevgili! Puanlarla önümüzü kestiler; ama biz onları hoş gördük, yine onlara beddua etmedik; çünkü sen beddua etmemizi istemezdin. Peygamberim, senin duan, senin şefaatin Allah katında büyüktür, sen de onlar için dua et.
       Ey Sevgili, Muhacirler kadar seninle beraber, Ensarlar kadar seni kucaklayan, bulutlar kadar seni gölgeleyen, bu şerefle şereflenen varlıklardan biri de biz olmak isteriz. Sana bait eden bütün insanlar ve canların biatı gibi bizim biatımızı da kabul edermisin? Her şeye rağmen bizi ümmetin olarak kabul eder misin Ya Habiballah? Biz kalbimizi sana açtık bizi sancağına kabul edermisin Ey Sevgili.

                                                             

Gülseren SİVRİ
PAZAR İHL
İL BİRİNCİSİ

         Ey Sevgili,

        Ne desem sana nasıl başlasam bu mektuba bilemiyorum... Canım mı desem Habibim mi desem yoksa aciz kelamımla alemlere rahmet peygamberime Şah-ı Rusul mu desem...
        Ucu yanık kağıdım, kırık kalemim ve yaralı kalbimle karşındayım Sevgili... Bu cüretkar tavrımı cahilliğime ver... Senin kainatı saran şefkat ve merhametine sığınırım...
         Ey Muhammed,
        Ey Fil yılında Rebiü'l-evvel ayının on ikinci gününe rastlayan Pazartesi gecesi doğan Nur.
        Geceler içinde benzeri olmayan bir gece ve bu gecede meydana gelen kainatın en azametli ve en muhteşem hadisesi...
         Ey İslam'ın Gül'ü,
        Gönlümüze sevginle İslam'ı koydun... Karanlıklarımızı aydınlattın... Susuz kalmış çöllerimize ab-ı hayat oldun... Sevda oldun... Herşey oldun ya Muhammed!
        Sen İslam'ı tebliğ ettin, onlar sana işkence ettiler; sen doğru yola davet ettin, onlar sana zulmettiler... Uğruna canımız feda canına acı verdiler, Ey Canım!...
        Ey gönüllerimizi fetheden Sultan,
        Sen ki Muhammed, sen Ahmed'sin, sen Mahmud, sen Mustafa'sın  Ya Rasulallah!..
        İşte o an... İşte o an her şey bitmişti...
       Sen biliyordun Sevgili... Sen her şeyi biliyordun ve Dostu'na kavuşacağın günü bekliyordun.
        Doğumunla aydınlanan şu arş, şu sema irtihalinle yıkıldı.
       Ey Yar! İşte o an tüm yürekler parçalandı ve o an tüm sevdiklerin yasa boğuldu. Gökyüzü ağladı senin için bulut ağladı... Mekke ağladı Ya Resul, Medine ağladı... Tüm kainat ağladı... Sevginle coşan şu gönlümüz irtihalinle bedbaht oldu.
        Sen Dostu'na kavuşmuştun... Yüce Yaradan'a kavuşmuştun...
        Ey Gönlüme Kayan Yıldızım,
        Sensiz neyleyim dünyayı... Neyleyim suyu, aşı. Boğazımıza kadar batmışız günaha, neyleyim nefes almayı...Sen yoksun Ey Nebi...
       Bir tebessümün yeterli sevinmem için... Bir çift lafın yeterdi... Göreydim o gül cemalini... O gül kokun geleydi burnuma... Arşı titreten bakışlarına dalaydı gözlerim... Allah yolunda senin uğruna canımı vereydim sevgili...
        Ey Allah'ın Elçisi,
        Hasretin tüter durur gökyüzünde... Yağmurla sırılsıklam olurum belki sen yağarsın diye. Yağmur yağar toprağa, toprak zerre zerre çeker suyu belki sen yeşerirsin diye. Güneş seni görmek için gülücükler saçar semada, kuşlar sana söyler türkülerini, şehitlerimizin ''La ilahe illellah Muhammedun Rasulallah'' çığlıkları yükselir arşa... Gel Ey Nebi... Bak sana ne kadar muhtacız...
      Sevgili,
      Sana  günahkar bedenimle geldim... Sana yüreğimle geldim... Sana salat ü selamlarla geldim... Senin gözünde bir incir çekirdeği kadar yerim olmasa da geldim… Acizane bir dille kapında yalvarıyorum kovulacağımı bile bile… Bir umut ışığı arıyorum gözlerini görmesem de… Ey Resul al gönlüne diyorum. Al gönlüne ki yokluk içindeki hayatım varlığınla yok olsun…
      Şah-ı Rusul,
     Gönlümden akan gözyaşımla yazdığım bu mektubu sana gönderiyor gönlünün postasına koyuyorum kabul edilmesi ümidiyle…
      Ey Allah’ım,
     Bana da sevgi zincirinden bir halka olma şerefini bahşeyle… Bahtıma doğan Güneşimin gönlüne, gönlüyle girenlerden eyle… Şefaatine nail eyle…
      Bahtıma doğan Güneşim, bir daha batmaman dileğiyle…

                                                              

Nuran HAKYEMEZ
ARDEŞEN AİHL VE İHL
İL İKİNCİSİ

            Peygamberimiz s.a.v. Mektup


           Yürürken önünden geçtiği bütün nebatın, taşların kendisine selam verdiği Nebi'ye selam
           ''Essalamu aleyke ya Resulallah''
Ey bütün varlığın var olmasındaki en büyük sır
          Sana bu mektubu ahir zamanın bir nisan hüznünde, tazeliğinde yazıyorum. Mektuplar  arayı kapatır, şefkat dağıtır, elçi olur, feryat dindirir diye sana yolluyorum ey Nebi. Mektuba da, siteme de, feryada da hakkım yok biliyorum ey Nebi. Fakat bizlerin senden başka kimi var kimleri var. Arayı açtık seninle, sünnetini rafa koyduk, anma törenlerinde kalabalık  oluşturduk ama, özüne inemedik, sözünü dinlemedik. Dostluklar yolu üzerine gidip gelmemek yolları otlu yapar, dikenli yapar, taşlı yapar, çileli yapar. Arayı açtık, yollara, yıllara dikenler oluşturduk.
         Ah Efendim, geri kaldık, geriye atıldık, tespih taneleri gibi dağıldık, öz yurdumuzda parya olduk. İzindeyken fermanla dans yasaklatan ümmetin, haritaları kendisi çizen ümmetin, cihana hükmeden ümmetin, kardinal külahına tercih edilen ümmetin, Dicle kenarındaki koyunun hesabı yapan ümmetin; ümmetin gibi olan ümmetin, izini de yüzünü de unutunca geri kaldı. Terazi yön değiştirdi Efendim. Başkaları semada biz ise yerdeyiz. Dinleri hayatımız gibi, dinimiz hayatları gibi oldu diğer yaşamlarla. Dularının sırrından uzak kaldık. Viranlerin yasçısı baykuşlarla döndük Ey Nebi.
         Coğrafyalarımızda kan var, gözyaşı var, cehalet var, zulüm var. Beldelerimizde ezan seslerini top sesleri, feryatlar, çığlıklar bastırır oldu, evlerimiz davetsiz misafirlerle doldu. Doğudaki müslümanın ayağına değen dikenin acısı batıdaki müslümana ninni oldu. Ümmetin gibi yaşamıyor, ümmetin gibi düşünmüyor, ümmetin gibi giyinmiyoruz. Ümmetin gibi ümmet olamıyoruz. Katliamlar, sürgünler, hicretler devam ediyor. Hicretimiz bitmedi Ey Nebi. Sığınacak Necaşi’ler
          Ümmetin dağınık, ümmetin başsız, ümmetin aç, ümmetin çıplak ey Nebi. Makam, mevki mal, mülk, itibar yeni rab’ler oldular. Küfür, şirk, inançsızlık bize komşu oldular. İdareler Ömer’ler bekliyor. Ebubekir’in dostluğu, Ali’nin kılıcı, Osman’ın hayası bize hayal oldular. Oysa ah Efendim bizlere ne güzel model oldun. Modeller sundun. Hani Musab Bin Umeyirin vardı. Uhud’da sancağını taşıyan. Genç, cesur, zengin Umeyr. Bütün malını, mülkünü Allah yoluna harcayan, Uhud’un kalplerdeki sızısı, şehidi Umeyir. Ebu Hüreyren vardı. Örneklerin vardı Ey Nebi senin Abdullah Bin Cubeyr’ın vardı. Hani Uhud dağına yerleştirdiğin 50 okçu vardıya ne olursa olsun ben işaret vermedikçe ayrılmayacaksınız dediğin 50 okçu. Onların kumandanı Abdullah Bin Cubeyr. Arkadaşlarını ikna edemeyip direnen ve şehit olan o müjdeli asker. Ümmetin Cubeyirleri bilmiyor ey Nebi. Ümmetin başka modeller peşinde.
          Ey Nebi cehalet asrı kılık değiştirdi.
         Ey Nebi biliyormusun? 21.yüzyılda kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi yok. Yok da ölüm şekil değiştirdi. Kız çocukları bir mal gibi alınıp satılıyor. Kölelik, asr-ı cehalet geri geldi resim aynı, renkler farklı ey Nebi.
         Biliyor musun ey Nebi Hamza’yı sinesinden yaralayan ok füzelere dönüştü, yeni binlerce Hamza’lar alıyor.
         Biliyor musun ey Nebi ümmetin seni iki hurmayla iftar açmanla hatırlar. Oysa insanlığın asrımızdaki en büyük felaketi, çaresizliği aşırı beslenme oldu. Milyonlarca açlıktan ölen insan aynı dünyada bulunur oldu.
         Ah Efendim ümmeti ümmeti diye sabahladığın o rahmet gecelerindeki dualarına ihtiyacımız var. ’’Sen olmasaydın yeri ve göğü yaratmazdım’’ sözünün mazharı. Bizi yalnız bırakma. Sen aralarında olduğun müddetçe onlara azap edilmeyecek sözüne mazharsın. Bizleri bırakma ki senin olduğun yerde azap olmaz.
        Ey Nebi Sen sığınacak son liman, yakarılacak son nebisin Sen örnekler abidesi, yaşamlar rehberisin. Bir çocuk için, çocukluğunu yaşamak için örnek bir çocuk, bir baba için babalığını ifa etmek için örnek alınacak bir baba, bir öğretmen için öğretmenliğini ifa edebilecek bir rehber, bir hükümdar için adıl olabilecek bir hükümdar, bir adalet timsalisin. Ey Nebi Sen kainattaki her şeyin, herkesin örnek alabileceği bir ‘’Sen’’sin.
         Ey Muhammed cehalet asrının ortasında açan kardelen çiçeği, ümitsiz değiliz, zaten ümitsiz olmamayı senden öğrendik, öğrettiğinden öğrendik. Bedir de babayla oğlu karşı karşıya getiren davan omuzlarımızda, Taif yolculuğundaki sabrın, duan hafızalarımızda, Uhud’un sızısı, kulaklarımızda, Kabe’ye girişindeki tevazün gönüllerimizde yer tuttu. Her şey senle başlar senle sona erer. Senin adınla anılmayan bir kalp neye yarar. Biz öze döndük, sensizliğin acısının bedelini ödedik. Yoluna, sünnetine baş koyacağız. Seninle girilmeyen kapılar kapı değildir, Senin için akmayan göz yaşı göz yaşı değildir, senin sevginle atmayan kalp kalp değildir,
 

                Allah’ım
                             Bir insan  koy gönlüme,sevgi olsun
                             O sevgili senin de sevgilin olsun
                Allah’ım
                              Öyle bir insanla beni buluştur ki benden önce 
                              O insan senle buluşmuş olsun
                Allah’ım
                              Bana öyle gözler göster ki
                              O gözler daha önce seni görmüş olsun
                Allah’ım
                              Bana bir aşk ver bir aşk ver ki maşuğu bir nebi olsun
                              Öyle bir muhabbet ver ki adı MUHAMMED olsun               
 

                                                              

Rıdvan DEMİR
ÇAYELİ İHL
İL ÜÇÜNCÜSÜ

            Kâinatın Efendisi' ne

            Esselamu Aleyküm,
            Ey Selam ve esenlikler kaynağı Allah'ın Elçisi,
            Ümmetin medarı iftiharı, Rahmet Peygamberi Sana selam.

            Ey Sevgili, Sana bu mektubu on dört asır sonra yazıyorum.
            Gönülden gönüle olan yolla Gönlümün Sultanı'na gönderiyorum.
            Ey Nebi!
            Sana mektup yazmak ancak seni tanıdığım ölçüde olacaktır. Bizler seni ne kadar tanıdık,
            Seni ne kadar anlayabildilk. Bilemiyorum. İstek ve özlemlerimizi Sana, senin rahmet pınarından medet umarak yazıyorum…
            Ey Sevgili!
            Sen ki, Ebu Cehil'in bile ayağına giden,
            Sen ki, amcanı öldüren Vahşi'ye kucak açan,
            Sen ki, Seni yurdundan yuvandan çıkaranlara bile sinesini açan,
            Sen ki, Seni öldürmeye gelenleri, Sende dirilten.
            Benim de mektubuma cevap ver Ey Nebi!
     
            Bizler elbette sende hayat bulduk. Seni göremedik. Senin gül yüzüne bakamadık. Ab-ı hayat fışkıran ellerini tutmadık. Gül kokunu koklayamadık. Sana uzanan ellere kalkan olamadık.
Senin için küfrün önüne hendek kazamadık. Ya Resulallah ama biz seni sevdik. Çünkü biz biliyoruz ki Seni sevmek yeter ve artar bile.
Bu mektubu aldığın zaman seni bekliyoruz,

            Hülyalarımızı süsleyerek, gel ey Sevgili.
            Zulmün karanlık gecelerinden, gel kurtar bizi
            Medine'nin gülü, Taif'in ince sızısı gel.
            Umutlarımızın ilham kaynağı, iki cihan serveri
            Hanelerimize bir müjde gibi yayıl.
            Aydınlığınla gel, kalbimiz kapkara olmadan,
            Mekke'ye geldiğin gibi gel, bu çöllerde kurtar bizi esir olmadan,
            Mevcudat yas tutmadan, gök kapıları yüzümüze kapanmadan gel,
            Ey nebi! Gökler parçalanmadan, yıldızlar dökülmeden gel,
            Tarihin seyrini değiştirerek, hayatın akışını tersine çevirerek gel
Seni bir gülün suyu beklediği gibi bekliyoruz. Ey Nebi!

            Biliyoruz sana verdiğimiz sözde duramadık. Seni, çok andık; ancak anlayamadık.
Bugün gelsen aramıza acaba bizi nelerden sakındırır, neleri yapmamızı isterdin?
            Ey Sevgili! Senden sonra ümmetin çok değişti. Bizler senin ümmetin olma şerefini şerefle taşıyamadık...  "Şerefi" biz: mal, mülk, makam, şöhret gibi dünyevi işlerde aradık.

            Sen, "Mü'minlerin bir vücudun azaları gibidir. Bir aza ağrıyınca tüm vücut ağrı duyar" demiştin. Buna rağmen kardeşlerimizin vücutları parça parça edildi. Ama biz acı hissetmedik...

            Sen, " Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır " dedin. Biz hep sustuk.
Hiç konuşmadık.   Hala susuyoruz.
            Sen, " Az gülün çok ağlayın demiştin " Biz ağlamayı kadınlara bıraktık. Hep güldük, eğlendik ve oyalandık.
            Ey Nebi! Senin için hiç tereddütsüz canını ortaya koyan, her sözünde " Anam-Babam sana feda olsun"  diye çağıran Ashabı'nın sevgisini biliyor ve bugün kendi halimize bakarak içinde bulunduğumuz duruma acıyoruz.
            Ey Nebi gel. Bize söyle, yapmamız gerekenleri, atmamız gerekenleri ve sevmemiz gerekenleri... Ne yapalım başka dostumuz yok ki derdimizi açalım. Başka merhemimiz yok ki yaramıza sürelim. Başka kapı yok ki, hangi kapıyı çalalım.
            Bizler, her abdest aldığımızda, her secdeye gittiğimizde, her caminin kapısına vardığımızda, her sabah kalktığımızda, her gülü gördüğümüzde seni hatırlıyoruz.  Seni anıyoruz.
           "Ey Habiblim! " Seni ancak âlemlere rahmet olarak yarattık " diye buyuran Allah'ın en büyük sevgilisisin, Allah, Seni böylesine sevmişken biz seni nasıl sevmeyelim.   Ya Resullallah!
            Her zaman Seni düşünmek ve güzel ümitlerle dolmak ne güzel.
           Senin istediğin ilhamlarla, dünyanın tüm çirkinliğine inat yeniden hayata sarılmak  ve hayatı yaşamak ne güzel.
            Seni seviyoruz
            Sana aşığız
            Sana müptelayız
            Sana açız
            Sana hasretiz
            Sana mecbur ve mahkûmuz
            Ey Allah'ın Resulü Sevgili Peygamberim.
  
            Biz, Sana gelemedik, gelemiyoruz. Sen bizi Mekke'ye evine davet ettin; ancak gelemedik.
Her sene sana gelen kardeşlerimizle Sana iletmesi için selam söyledik. Ey Sevgili! Seninde selamını bekliyorum. Sen " Herkes sevdiğiyle birliktedir" demiştin ya işte bu müjde ile avunup
Sana geleceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum.
            Ey Sevgili! Kevser havuzundan içmeyi ve nur yüzünü görmeyi özlüyorum.
            Ey Sevgili! Ya Sen gel ya da Beni kendine çağır.
            Ey Sevgili! Hani Vahşi, amcanı öldürmüştü de Sen " Benim gözüme az görün. Ola ki sana karşı kırıcı olabilirim " demiştin. O da Sana görünmeden gizli gizli Sana bakıyor, gül kokundan kokluyor ancak gül yüzüne bakamıyor. Senin Ona gel demeni bekliyordu. Sen gel dedin. Kimlere
gel demedin ki... Biliyorum bana da gel diyeceksin. Senin davetini bekliyorum yıllardır.
           Peygamberim satırlarıma son verirken Sana, bütün Peygamberlere, Ashabına, Sıddıklara,
Şehitlere ve Sana gelen bütün dostlarına selamlarımı ilet. Ey Allah'ın Resulü!
  
          Sana aşık bir şairin haykırışlarına katarak haykırışlarımı, son veriyorum mektubuma..
           "Efendim!
            Müjdecim!
            Kurtarıcım!
            Peygamberim!
            Sana uymayan ölçü,
            Hayat olsa teperim !"

            Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü... Ey Allah'ın Resulü..

                                                              

Muhammet Mensur IŞIK
İKİZDERE İHL
İL DÖRDÜNCÜSÜ

           Sultanım,


           Bu bir mektup… Hem Allah’a arzuhalimizin, hem sana özrümüzün, hasretimizin hem de -dimdik var olan- umutlarımızla itimat etmesek de yok diyemeyeceğimiz korkularımızın bir yansıması. ‘yansıması’ diyorum çünkü bir garibin söylemiyle: “Eğer dil her şeyi anlatmaya muktedirse kalbin görevi nedir acaba?”
         Sen alemlere rahmet, bize merhamet, Allah’a kul ve resul, günahkar ve tövbekarlara umut, ümmetine hatta tüm insanlığa şeref olarak gönderilen rahmet, mağfiret ve izzet peygamberisin.
          Sen öyle bir zamanda gelmiştin ki yetimler, zayıflar, günahsızlar ‘en düşük’ olarak addelirdi  de onlara yapılan zulüm kimseye reva görülmezdi. Ama kendilerine bile bir faydası olmayan putlar yüceltilir, gözden sakınılır, mabud edilirdi. Diri diri gömülmek için yaratılışta Nazif ve zarif yaratılmak, ‘kız olmak’ yeterliydi. Sen öyle bir zamanda gelmiştin ki, “arz aydınlanmasın da o putperestlerin küfür ve ahlaksızlıklarını görmeyeyim.” Diye güneşi kucaklamak istemezdi.
          Sen geldin, müjde geldi… Umutlar yeşerdi. Aynı Ebu Bekir gibi bir gün Hakk’ı batıldan ayırıp Hakk’ı üstün tutabilmeyi umanlar, seninle karşılaştıklarında kalpleriyle haykırdı imanlarını. “Evet, ya Rasulallah, şahitlik ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şahitlik ederiz ki sen Allah’ın kulu ve elçisisin. Sen el eminsin. Sen bize bizden gönderildin ve bizim için bizden daha çok münacat ettin. Rabbimizden dileriz ki, sana layık olalım.” İnşallah olabilmişlerdir ve olabiliriz.
          Asırlar geçti… Senden sonra bu kaçıncı gün ve kaçıncı gece. Orda, senin yanında, senin zamanında olmayı arzu etmek nankörlüktür biliyoruz. Çünkü Allah, kulları hakkında en hayırlı olanı bilen ve murad edendir. Bu zamanda yaratılmamızın bir sebebi vardır biliyoruz. Ancak sana özlemimizin ve ihtiyacımızın şimdi en fazla olduğunu da biliyoruz. Her zamankinden daha fazla.
          Seninle doğan İslam güneşi 1400 yıl sonra batmadı ve hala Allah’ın izniyle bizi aydınlatıyor. Ancak “Ayeti üzere kalbi mühürlü olanlar seni hala kabul ve idrak edemediler ve hala gafletteler. İnsanlar hala zulüm görüyor, yerlerinden yurtlarından ediliyor, öldürülüyor, yetim kalıyor. Çocuklar bayram neşelerine hasret, sokaklarda gönüllerince oynamaya, babalarına doya doya sarılıp bir vakit yemeğini ailece, korkusuzca yemeğe hasret yaşıyor. Annelerinin sardığı kundaklar, kefenleri oluyor kimisinin ya Rasulallah. Kimisine sütünü bitiremeden yetişiyor zalimin eli. Çünkü o sapana umudunu da yüklüyor. Bu zulmü yapanlara sorsak, yeryüzünde düzeni sağlamaya çalışıyorlar. Ama güneşi balçıkla sıvayamazlar. Bozguncuların ta kendileridir onlar.
          Efendim, kurtuluşun ve saadetin en güzeli sana tabi olmak, düzenin en iyisi de senin sünnetini uygulamaktır. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Dersin. Komşu, komşusunu kendisinden böylesine üstün tutarsa kim aç kalır ki? “kendin için istediğini mü’min kardeşin için de istemedikçe olgun mü’min olamazsın.” Dersin. Bencillik olmasa da bütün güzellikleri paylaşmayı bilsek kime haksızlık yapılır ki? “Yalan söylemek, sözde durmamak, emanete hıyanet, münafıklıktır.” Dersin. Yalanın olmadığı, sadakatin, doğruluğun ve emniyetin tam olduğu bir yerde kim mazlum ve mağdur olur ki? “Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız.” Dersin. Herkes birbirini sevse bunca zulüm, haksızlık nerede, kim tarafından yapılır ki?
          Senin hakkında ne desek ki seni anlatabilmiş olalım. Senden bize çok şeyler beraber ‘hasret’ kaldı. Sahabiler, daraldıklarında, bunaldıklarında sana koşarlarmış, sende huzur bulurlarmış. Sensizlikten korktukları için senden bir an ayrılamazlar, yatsıdan sonra sabah bekleyemez, seni görebilmek için kapını çalarlarmış. Fatıma Annemiz  çok üzülmüş, ağlamış, senden ayrılacağını öğrendiği zaman. Sonra gözleri parlamış sana en erken kavuşacak kişinin kendisi olduğunu ona söylediğin an. Ve Ebu Bekir, ne ızdıraplar çekmiş, ayrılmak korkusuyla, son inen ayeti duyduğu zaman. Ancak ne mutlu onlara ki yüzüne karşı “Seni nefsimden ve her şeyimden çok seviyorum.” Diyebildiler. Bizde seni nefsimizden ve her şeyden çok seviyoruz Ya Rasulallah! Biz ashabının  aksine alıştık ayrılığa. “Kişi, sevdiğiyle beraberdir.” Sözün üzre dayandık ayrılığa.
          Sen İslam’ı anlatırken bizi hatırladıkça selam gönderirdin hani. Ya Rasulallah!, duyduk ve aldık selamını. Bizden de sana selam olsun. İnşallah, Kevser'in başında buluşmak ve şefaatine nail olmak bize de nasip olur.


Havva SEÇER
ÇAMLIHEMŞİN İHL
İL BEŞİNCİSİ

          EY SEVGİLİ,
          Sana Sen demeye varmıyor dilim.Yazdığım makamın büyüklüğünün idrakiyle titriyor parmaklarım. Aczimin rengi düşüyor her harfin üzerine.

          Ey Allah’ın Resulü!
          Senin doğduğun gece canlanmıştı Mekke çölleri, o gece huzur bulmuştu.Belki de ilk defa gülmüştü bütün yetimler. Ve doğuşunla başlamıştı  Asr-ı Saadet.  Seninle nurlanmış, seninle nurlanmış, seninle değer bulmuş ve seninle şereflenmişti kainat. Gel de şereflere doysun yeryüzü!

          Ey Kutlu Nebi!
          Seni görmeden Sana seslenenler, yolunda yürümeye çalışanlar var.Seni kalbiyle dinleyen, görenler var. Seni Sensiz yaşamaya çalışanlar var. İsmi anılınca yürekleri yakan Sevgili! Hangi Halimi arz edeyim sana? Dünyalıkların ardından koşuşumuzdan mı, yoksa bıraktığın emanetlere sahip çıkamayışımızdan mı başlasam… Halimin en kirli demlerini en açık şekilde söylesem, sığınsam o yüce merhametine kabul olur mu?

          Yürekler Sana susamış, Sana aç; toprak rahmetine susamış, Mekke nur yüzüne Yüreğimizde yanan ateş özlem ateşi. Gel de gönülleri serinlet!

          Sen merhametsin, Sen sevgisin, Sen güzelliksin. Hasretinle ağlayan yürekler bütün nimetlere tok. Sen gel de gönüller Sana doysun.

          Sen iman edenlere en büyük nimetsin!  Sen Hz.Muhammet’sin!  Gel de gönüller bereketlensin!

          Ey Allah’ın Resulü! Gelişinle düzeltmiştin şu dünya düzenini, gidişinle yıkılmaya başladı. Sen bize bir din getirdin, emanet ettin. Sahip olamadık, olamıyoruz. Sadaka olan gülümseyişin, riyakar kahkahalara bırakmış yerini. Sensizlik batağında her gün biraz daha batıyoruz. Affet! Şefaat et! Getirdiklerini yavaş yavaş ve sinsice alıyorlar avuçlarımızdan. Kaybediyoruz bir bir güzellikleri. Hatta çoğumuz, çoğumuz alındıklarının farkında bile değiliz.

          Sensizlikte boğuluyoruz. Nurunu uzaklaştırma bizden. Yokluğunda boyunlarımız bükük Ey Sevgili! Bir gece olsun aydınlatsan dünyamızı, göstersen gül cemalini bize. Divanesi olduğumuz sevdanla yeniden alevlensek, sıcaklığımızla, kini, öfkeyi, kötülüğü kül etsek, kavursak. Karanlıklara gömme bizi! Kirli yüzlerimize rağmen, dön bize, nurunla temizle yüzümüzü!

          Perdeler çekiyorlar gözlerimize. Sensiz kalpler harabe, hayaller yıkık dökük. Sensiz adımızı unutturdular önce; sonra, sonra da sevmeyi, sevginin ne olduğunu. Biz senin düşman dediklerini dost bellediğimizden beri acı içinde kıvranıyoruz. Gözlerimize mil çekilmiş, rüyalarımız kirletilmiş. Sina Çölünde yol gösterdiğin Yavuz Sultan Selim’in torunları olduğumuzda, billur dudaklarından dökülen övgüye mazhar olan Fatih’in torunları olduğumuz da unutturuldu bize. Sana ihtiyacımız var Ey Nebi!  Gel de kurtar ümmetini!

          Sen gidince Sultanım alt üst olduk. Dağıldık avuçlarımızdan düşen bilyeler gibi etrafa.     Kimimiz yol kenarındaki boşluklara düşüp kaybolduk. Kimimiz yolda yuvarlanıyoruz. Oysa ben, oysa ben saptığım bütün yolların sana çıkmasını isterdim. Senin şefaatinde boğulmak, yüreğinin ücralarında bile olsa hapsolmak isterdim. Gönül gözüyle seni görmeye çalışanlara şefaat eyle. Bizi yalnız bırakma! Yanımızda ol, yüreğimizde ol, aklımızda ol, aldığımız nefeste, içtiğimiz suda Sen ol! Şefaat şerbetinden bir yudum da bize içir.

          Ey Alemlerin Sultanı! Pulsuz mektubumun mührünü gözyaşlarımla vuruyor ve bu kimsesiz, sensiz halimle Güllerin Efendisi olan Sana gönderiyorum..

 



Yasemin GEMİCİ
GÜNEYSU İHL
İL ALTINCISI

ÖNCE SEN AFFET

 

            Ey rahmeti bol, sabrı geniş, yüzü nur, alemlere ışık saçan rahmet Peygamberi!...
          Sultanım!...
          Cür’etimi bağışla! Affet beni!
Korkuyorum… Sana bu mektubu yazarken ellerim titriyor. Yazmakta güçlük çekiyorum. Çok korkuyorum.
Ama Senin ismini anınca, içimde ne korku, ne keder, ne de zayıflık hissi kalıyor…
          Affet ya Rasulallah! Affet beni!
          Seni çok kırdım. Seni çok üzdüm. Ne olur kızma!.. Ey Allah’ın Elçisi, darılma bana… Kimim var ki Sen’den başka?... Bir de Sen bırakırsan, halim nice olur?.. Bir başıma; yapayalnız kalırım… Ama biliyorum ki sen hiç kimseyi yalnız bırakmazsın. Çünkü Sen, başını öne eğmiş birini görsen, için parçalanır; çok ama çok üzülürsün ey rahmetelli’l- alemin. O şahıs için Allah’a dua etmekten asla geri kalmazsın. Bizim için de dua et Ya Rasulallah… Ama önce Sen affet.
          Ya Rasulallah… Medine’ye gelsem, Yeşil Kubbe’nin önüne diz çöksem, şahadet getirsem… Acaba beni kabul eder misin? Affeder de ümmetin olma şerefini bana lütfeder misin? Bağışlarsın değil mi? Sen ki Sana düşman olanları bağışladın… Sen ki Sana Mekke’yi çok gören ve yaşadığın topraklardan sürgüne gönderenleri hoş gördün.Onların: “Sen kerim bir kardeşsin. ”Sözlerine muhatap oldun. Sen ki Nebiler Serveri, güler yüzlü;  Sen ki fahr-i kainat Efendimizsin. Hiç kimseyi incitmedin, incitmezsin. İnsanlar arasında ayrım yapmadın yapamazsın. Etrafındakiler pervane misali… Sen Habib-i  Ekrem’sin, en büyük mucizen Hz.Kur’an’dır. Bizler  O’nu kendimize rehber eyledik, ey Rasul!...
           Sana aşık oldum Ya Rasulallah…
          Aşk bir yaşayıştır. Seni arıyorum ama bulamıyorum… Bir gece rüyamda görsem Seni. Bana bakarak tebessüm etsen. Ta ki, o dolu tanesini andıran dişlerini fark edebilsem… Beni onurlandırsan. Belki bu onura layık değilim. Böylesi bir şerefe layık olacak ne yaptım ki? Ama gel gör ki, Sensiz olmuyor…
         Medine-i Münevvere’desin… Sen gönüllerdesin. Salat-ü selamlarımızdasın. Şayet bunlar olmasaydı hayat anlamsız olur, dünya zindandan farksız bir hale bürünürdü. Hasretin daha da dayanılmaz bir hal alırdı. Ne yapardık? Söyle, ne yapardık,ey Kutlu Nebi..
          Ey gönüller Sultanı!...
         Senin duana mahzar olan, genç kalırmış. Bazı sahabe bu mutluluğa nail olmuş. Hani birisi var ki, Sana süt ikram etmişti de Sen ona: “Allah’ım, onu gençlikten yararlandır.” diye dua etmiştin. Bu dünyada Sen’in duanı alanların sırtı yere gelmez, biliyorum… Ne olur bizleri de duandan mahrum bırakma.
          Bir Hadis-i Şerifinde: “Benden sonra öyle kimseler gelecek ki: “Keşke Peygamberi görseydik de ne malımız, ne servetimiz, ne de çocuklarımız olsaydı” diyecekler.” buyurmuştun. Müjdelediğin bu kişilere şahit oldum, ey beyan sultanı! Onlardan çok tanıdım. Günümüzde sıkıntısı çekilen bin bir türlü tuzak var. Ancak onlar şimal yıldızları gibi  şimal yıldızları gibi… Adın anıldığında onlar ta’zimle  başlarını öne eğer, gözleri buğulanır. Ya Rab, bu nasıl sevgi, nasıl bir tutku bu!...
          Ya Rasulallah!
          Yüce Rabbim, bana, Senin cemalini görmeyi nasip buyurursa eğer, yüzüne nasıl bakarım? Belki de vücudum bir anda zayıf düşer karşında, dayanamaz… Zira Sana bakacak yüz, yolundan gidecek dermanım yok. Bu kadar Müslüman inim inim inlerken ben çaresiz, ben sessiz, ben tepkisiz… Duygulanıyorum. Hatta zaman zaman ağlıyorum da… Ancak bu çırpınışım çaresizliğimden mi, yoksa onalar acıdığımdan mı? Elbet bu karanlık gecenin bir aydınlık sabahı olacaktır. Bekliyor, bekliyor, bekliyorum…
         Ey ihsan ülkesinin Hakimi! Şefkat denizinin sahibi! Bütün cihanın ümidi! Yüreğim öylesine sevdalı ki Sana.
         Ey Nebiyyi Muhterem!
Sen geldiğinde her şeyin özü fark edildi. Hakkın sesi duyuldu. Mazlumlar aziz, zalimler zelil oldu. Bütün bu alem Senin nurunla yıkandı. Beni kedinden başkasına bırakma, ya  Habiballah! Sana layık bir ümmet olabilmemiz için ne olur, bizi mahrum etme şefaatinden, yad ellere terk etme!
         Yokluğun acısıyla, yanan gönüller!... Kardeşlerin, seni çok özlediler.. Ya Rasulallah.. Bende özledim seni… Rüyalarla teselli bulan ümmetine.. Şefaat eyle, ey Sevgili!...
          Salat ve selam Sana olsun, ey gül yüzlü Peygamber!

                                                                                                           

                                                              

Serhat BAŞARAN
KALKANDERE İHL
İL YEDİNCİSİ

Sevgililer Sevgilisi Hz. Muhammed (SAV)’e,

 

            Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
            Ya Resulellah,
            Hissi maneviyatın semalara ulaştığı, meleklerin arza indiği, ashab-ı kiramın sende cevap bulduğu o mübarek dönemde yaşamayı o kadar çok isterdim ki. O nurlu yüzünü görmeyi, gül kokan terini koklamayı, arkanda saf tutup namaz kılmayı, yanında cihat etmeyi, seninle hicret etmeyi, bir de seninle yaşamayı o kadar çok isterdim ki şu dünyada.
            Gecenin çıldırtan yalnızlığında, yıldızlar ile ayın arasında seni görmek isterdim. Güneşin batışını izlerken Karadeniz’in ufkunda, mavinin kızıla dönüştüğü denizin ortasında seni görmek isterdim. Uyurken, rüyamda; namaz kılarken,  Kâbe’de; haccederken, Arafat’ta; mescidinin önünde, Kudüs’ün merkezi Mescid-i Aksa’da seni görmek isterdim. Güneşin doğuşunda, rüzgârın esişinde, bulutların üstünde, yağmur damlalarında… Kısacası her yerde seni görmek isterdim Ya Resulellah.
Seninle konuşmayı, o mübarek sesini işitmeyi, sünnetini izlemeyi ve birebir uygulamayı o kadar çok isterdim ki.
            Ah Resulüm ah! Zamanı bi döndürebilseydim geriye. Takvim yapraklarını bi çevirebilseydim geriye. Oynatabilseydim filmi geriye doğru. Silebilseydim bugünü. Uzanabilseydim geçmişe.  Bir de yaşayabilseydim seninle şu dünyada.
Yine yalnız ve ıssız bir zaman. İçimde bir boşluk var. Boş kalan bir çerçeve. Ne yaptıysam dolduramadım. Ama artık dolduramayacağımı da anladım. Ya Resulellah seni görme arzusu içimde uçurumlar kadar büyük bir boşluk yarattı. Bu boşluk, zamanla yarışıyor. Zamana paralel büyüyor, katlanıyor.
            Ya Resulellah,
            Yine yaş düştü yanaklarıma. Yas düştü kalbime. Çok üzülüyorum. Ama gözümdeki yaş, kalbimdeki korkunun milyonda birini gösterircesine küçük. İçim sızlıyor.
Artık çok daha yalnız ve çok daha hüzünlü. Artık hüznün var geride kalan bu boş çerçevede. Şimdi ne sen varsın ne de sana yakışır bir ümmetin, Ya Resulellah.
            Senin ve ashabının sevgisinden, saygısından; ensar ve muhacirin kardeşliğinden bir nebze alamıyor ümmet. Ya Resul, ümmetin Allah’tan şifa bekleyen acil hastalar arasında. Riya, kin, öfke, yalan her ne illet varsa akıl çelici, salgın bir grip gibi bulaştı ümmetine.
            Kalplerden silindi Allah’u Ekber. Gençlik çağ atladık diyerek kalbini, istemeyeceğin türlü türlü şeylerle doldurdu. İman, kalbimizden sinsi tilkiler tarafından kurnazca çalındı. Ümmet ilacını biliyor. Ama ümmet, ilacını bilmesine rağmen, küçük çocuklar gibi “o ilaç acı ben onu içmem” diyerek ilacını almıyor. Ümmet, Kur’an ve sünnete sarılmıyor Ya Resulellah.
            Vatan, millet, din bütünlüğü yerine; ırk, dil, mezhep ayrılığı geldi. Kardeşlik bozuldu. Müslümanlar arasında nifak had safhaya ulaştı. Kardeşi kardeşten ayıran bu nifak Müslümanları İslam’a küstürdü. Bedirin, Uhudun, Hendeğin ve daha nice gazvelerin ümmetini düşündürmedi Ya Resulellah.
            Bazen Türkiye’mi düşünüyorum. Bakıyorum da bizi biz yapan milli benliğimizi, Türklüğümüzü, elimizden almışlar. Namusumuzu, şerefimizi kirletmişler, kimin umurunda. Ümmet uyuyor Ya Resulellah.
            Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, gece uykuya yatılmazken; acaba bu gece hangi saldırılara maruz kalacağız diye düşünülürken, diğer yanda Elhamdülillah Müslüman’ım diyen ümmet. Diğer yanda uyuyan millet, uyuyan bizler.
            Ya Resulellah,
            Ben de sözümü tutamadım. İman ederek vermiş olduğum sözü tutamadım. Kimi zaman kalp kırdım. Kimi zaman kötü söz söyledim. Kimi zaman haksızlık ettim. Sabretmeye çalıştım. Kimi zaman sabredemedim. Acele ettim. Allah yolunda cihat etmeye çalıştım. Ama kimi zaman cihat edemedim. Arkadaşıma, kardeşime, öğretmenime, “niçin namaz kılmıyorsunuz”, “niçin imanınızı ibadetle tamamlamıyorsunuz” diyemedim. Adıma yakışır bir şekilde davranamadım. Mücahit olamadım. Bu isme layık biri olamadım Ya Resulellah. Yüce Rabbim Bizleri yolunda cihat eden, Kur’an ve sünnete sarılan gerçek Mücahit ve Mücahidelerden eylesin. Bizi senin şefaatine nail eylesin.
(Amin!)



A3/D - 19
Mücahit KALENDER
İL SEKİZİNCİSİ

SEN GİTTİN YA!      


            Sen gittin ya;
         Güneşin ışığında  üşüdüm. Sevdamın denizinde boğuldum.Sağır oldum, dilsiz oldum, kör oldum. Sen gittin ya. Aydınlığın ortasında karanlıktım. Zamanın içinde zamansızdım. Havadaki yağmur damlaları gibi ansızdım. Sen gittin ya. Ateşten çıkan alev gibi yalnızdım. Aşkın yanında sevdasızdım. Hayallerin sofrasında geleceğe açtım. Sen gittin ya.
          Sen  gittin ya;
          Semalar gidişine ağladı, bulutlar yokluğuna yas tuttu. Güneş tebessümünü unuttu. Sen gittin ya. Denizde dalgalar durdu. Yıldızlar geceyi unuttu. Güller açmadı, seni aradı. Sen gittin ya. Çöller susuzluğuna susuzluk kattı. Ağaçlar özleminle sarardı, soldu. Bıraktığın izlere gözyaşları kum oldu. Sen gittin ya. Yapraklar özlemine yaşardi. Fidanlar devrildi. Okyanuslar kurudu. Hayat yoruldu. Pınarlar kan oldu. Sen gittin ya.
           Bilirim gelmeyişini;
       Bilirim nedeni taşlaşan biziz, bizim kalplerimiz. Bir türlü seni hatırlayamayışımızdır. Habeşi gibilerin bir daha gelmeyişidir. Necaşilerin olmayışıdır. Bilirim gelmeyişini, unutmamızdır. Etrafımızdakiler açlıktan  uyuyamazken tok uyumamızdır. Şükretmenin paylaşmak olduğunu bilmeyişimizdir. Komşusu aç iken uyumayan bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmamızdır. Çizdiğin yolda gidemeyişimizdir. Ağlatmışlığımızdır. Katranla çevrilmiş yüreklerimizin açılmayışıdır. Hala açlıktan ölen varsa şimdi bilirim gelmeyişini. Sevdana yar olamadık. Bedrin aslanlarını göremedik. Göremedik seni, alemlere rahmet indireni. İsyanlara karşı bizleri helak etmeyeni göremedik. Bilirim gelmeyişini. Gelmeyişinin nedenini.
            Ey her saniye yağıp da farkında olmadığımız rahmet yağmuru. Ey her derde çare bulan derman deryası. Ey ümmetlerin, özlemlerin, sevdaların, gözyaşların sahibi. Ey alemlerin, asırların, diyarların sultanı. Şaşırmışların rehberi, ümmetlerin peygamberi çok geç olmadan bağışla bizleri.


A3/A-59
Selvinaz YILDIZ

Esselam Güllerin Efendisi!

            Sensiz oldu dünyaya gözlerimi açışım. Sensiz ve sessiz başladım nefes almaya. Şimdide zamansız ve mekânsız bir yerden sana seslenişim. Belki yüzünü göremiyorum, sesini duyamıyorum ama hissediyorum varlığını ya Resulallah!... Biliyorum duyuyorsun sesimi.
            Öyle isterdim ki seni görebilmeyi, o berrak sesini duyabilmeyi, bir bakışında hayat bulabilmeyi.
            Ey sevgili! Adını her duyduğumda sanki kalbimde fırtınalar kopuyor, yüreğim acıyor. Sana kavuşabilmek için yaşıyorum hayatı. Yaşıyorum da, sonra derin bir düşünceye dalıyorum. Karşına çıksam yüzüne nasıl bakarım ey sevgili?!Nasıl anlatırım halimi,kalbimi? Anlatabilir miyim bilmiyorum derdimi.
            Ya dersen ki:”Sevdin ama dinledin mi beni, fiillerimi?” o zaman ne cevap veririm ey nebi, yüzüne nasıl bakarım?...
            ”Haya imandır.” diyorsun efendim. Hayadan eser bıraktık mı ki cennetin adını analım ey Nebi!...
            ”Kim bir hayra vesile olursa, hayrı yapan kimse kadar sevap kazanır.” diyorsun  ey Sevgili Resulüm, sevaptan geçtik ne kadar hayra vesile olabiliyoruz?
            “Ey Allah’ın kulları hepiniz kardeş olun.”diyorsun. Olabildik mi ki?
            
“Sizin en hayırlınız, ahlakı güzel olandır.” diyorsun. Ne kadar olabildik, ne kadar uyduk sözüne Efendim?
            
“Bir işte çirkinlik bulunması onu lekeler; bir işte hayâ duygusunun bulunması ise onu süsler.” diyorsun. Ne kadar süsleyebildik yaptıklarımızı, ya da ne kadar kirlettik?
            
“Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır.”diyorsun. Ne kadar kuvvetliyiz bilmiyoruz Efendim.
            “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” buyuruyorsun. Şükrediyoruz Efendim!”Allah’ım sana şükürler olsun  ki böyle kutlu bir peygamberi bize yolladın.
            ”Yüce Allah, sizin şekillerinize, dış görüntünüze veya mallarınıza değil,kalplerinize ve amellerinize bakar.” diye söylüyorsun. Peki biz neden hala insanlara güzel görünmek yerine ibadetlerimizde güzel olmaya çalışmıyoruz Habibim?…
            “İlim her Müslüman’a farzdır.” diyorsun ya Efendim. Biz bugün ne yapsak dersten kurtulsak diye bin bir çeşit bahane arıyoruz. Ya hasta oluyoruz, ya halsiz oluyoruz, yani ne yaparsak yapalım ilimden uzak duruyoruz.
            “Kulun tövbesinden dolayı Yüce Allah’ın sevinci, sizden birinin ıssız çölde devesini kaybedip tekrar bulduğu zamanki sevincinden daha fazladır.” diyerek bize müjdeliyorsun Ya Resulüm. Tövbe ediyoruz yürekten ;“Affet bizi Allah’ım, bizi kabul eyle.”
            ”Mümin; insanları kötülemez, lanetlemez, kötü söz ve çirkin davranış sergilemez.” Sen söylüyorsun bunu ya Resul! Peki, biz ne yapıyoruz? Biz öyle bir dünyadayız ki Efendim, insanları kötüleyip aşşalamayan insan sayısı ,şu koca dünyada, Bedir’in Aslanlarının sayısını geçmez. Bekliyoruz efendim, belki gün gelir biz de senin yolunda, Hak yolunda kanımızı akıtırız diye. O güne kadar damarlarımıza hapsettik kanımızı, canımızı. Ecel gelip almadıkça, Rabbim’inde izniyle, kanımızı ve canımızı yalnızca senin yolunda harcayacağız. Keşke biz bu dünyaya geldiğimizde sende burada olsaydın. Seni hayranlıkla dinleyen bir duyuya sahip olabilseydik, seni taşlayanlardan koruyan bir çift ele de biz sahip olabilseydik Resulüm!… Kalbim acıyor seni bir an unuttuğumda, adın aklımdan bir an olsun çıktığında.
            
Efendim; anlamlar, anlamsız sen olmayınca. Yönümü, zamanımı da kaybettim. Ve kaldım öylece sensiz, sessiz. Bir tuhaf susuyorum kaç gündür… Ey Resulüm çağırsam seni rüyalarıma gelir misin? Sen belki gelirsin de efendim, ben sana bakabilir miyim?...
Âlemlerin Sultanı efendim, alnımızın ateşini sokağa atıp, içimizin ateşinide harlandır da, devam edelim yaşamaya. Hadi şimdi devam edelim yaşamaya! Bütün zamanları yeniden giyinip, eskileri, maskeleri atıp, ruhumuzu berrak derelere atıp, ihmal ve itiraz haklarını kaldırıp hayatın, devam edelim yaşamaya!...

            Ey Sevgili! Ben sensiz “Ben” olamadım…


A2/A-81
Sercana YÜCE

Resulullaha Mektup


            Resulüm!
            Küçüklüğümden beri ailem bana hep seni anlattı. Ne zaman karanlıkta kalsam ay ışığım, gündüzleri güneşim, hasta günlerimde şifam oldun. Benim ve bütün insanlığın yol göstereni, örneği oldun.
            Resulüm!
            Geceleri yatarken korkardım ama ne zaman Allah’tan başka hiçbir şeyden korkulmayacağını anlayıncaya kadar. Sonra duydum ki bunu ümmetine sen anlatmışsın.
            Resulüm!
            Merak ettim hayatını okudum ama okuduğuma ve senin hakkında bilgi sahibi olduğuma çok sevinmek istiyordum ki yine korkmaya başladım. Sen ümmetin için onca zorluğa katlanırken örneğin; Taif’te sana taş atanlar için bile dua ederken ben Müslüman olduğumdan şüpheye düştüm Resulüm.
            Resulüm!
            Ben her akşam yatarken dua ediyorum. Allah’u Teala’dan istiyorum ki resulümü rüyamda göreyim ama nafile. Bunu sordum soruşturdum, hocam bana gece bir avuç tuz iç ve yat, dedi. Düşününce anladım ne demek istediğini. Resulüm ama ben yine korkuyorum.
            Resulüm!
            Geçenlerde bir kıssa okuyordum arada Hz. Ömer’in adaleti geçiyordu. Hani demiştin ya, Ömer hak ile batılı ayırdı, onu okurken tüylerim diken diken oldu. Hem Hz Ömer’in hem de senin davranışın beni etkilemişti.
            Resulüm!
            Benim adım Bilal. Ben Bilal-i Habeşi’nin yani senin en iyi müminlerinden ve de müezzininin adaşı ama ben onun gördüğü işkence karşısındaki tutumunu bu dünyada gösteremedim.
            Resulüm!
            Senin döneminde yaşamayı, senin cemalini görmeyi, hele arkanda bir vakit namaz kılmayı çok isterdim. Okuyunca Hz. Musab’ı, Hz. Sad b. Muaz’ı kendimden geçiyorum resulüm.
            Resulüm!
            Bize anlatıyorlar ki cennete gidenler Resullalahın yanında olacaklar. Doğru dimi Resulüm? Ama içimde hep bir korku var ya cennete gidemezsem, ya Resulullahı göremezsem, Ya Resulün şefaatine nail olamazsam diye çok korkuyorum.
            Resulüm!
            Ben İmam-Hatip’te okuyorum. O zorluklara karşı okuyorum. Ben İmam-Hatibi Siyer dersinden sonra sevmeye İslam Tarihi ile de sevgimin doruğuna ulaştım. Şimdi tek amacım okulumu en iyi şekilde bitirip, senin davanda cihad etmek.
            Resulüm!
            Ara sıra düşününce kendimi şöyle avutuyorum. Hani senin bir sözün var ya sana sormuşlar senin akrabaların kim sende ashaba benim arkadaşlarım sizsiniz ama akrabalarım beni görmeyip te bana inananlardır demiştin ya ben o lafınla kendimi avutuyorum.
            Resulüm!
            Şimdi yaşadığım ülkemde Müslümanlar çok zorluk çekiyorlar, ülkemin dışına çıkıyorum yine aynı ama Müslümanlar o eski ashab gibi dava uğruna, ölüm pahasına çalışmıyorlar, Resulüm Müslümanlar yatıyorlar.
            Resulüm!
            Sana bir mektup yazmak istedim aklımdakilerin çok azını kâğıda dökebildim. Sana sormak istediğim, senin görüşünü almak istediğim o kadar şey var ki. Resulüm dualarını bizden esirgeme, bize bol zihinler, Allah yolunda sarf edece&#