ANA SAYFA
HAFTANIN HUTBESİ
ANA SAYFA
 
S.N.
TARİH
OKUYAN
KONU
49
48
47
46
45
44
43
42
41
 
 
 

        

 

        

 



   

HESAP GÜNÜ MUHASEBESİ 

 

          Muhterem Müslümanlar; 

         Bugün her kul için  mutlak olan hesap günümüzün muhasebesini hep beraber yapmaya çalışalım.Tüm gönül almalarımız yaptığımız her fedakarlık kıldığımız  binlerce vakit namaz  ömür boyu karşılıksız  yapılan aynı  ve nakli yardımlar  hepsi ama hepsi kayıt altında.Verdiğimiz bütün sadakaların zekatların infakların sayımı dökümü yapılmış tutulan binlerce oruç hasılatı önümüzde. İyilik,güzellik,doğruluk,ibadet,hayır ve hasenat adına aklımıza ne geliyorsa onların bir bir tasnif edildiğini gözlerimizde canlandıralım.Seriul hisab  olan ALLAH  görecek hesabımızı.Amellerimize değer biçilecek.Amellerki  hepsi bir değil.Kimi niyetinden kusurlu kimi usulunden kusurlu kimi amacından kusurlu,kimi hepsinden kusurlu.Dolayısıyla değerlendirmeye bile girmeyecek bir dolu amel var aralarında.
          Tabiî ki ara sıra iyilerinede rastlanıyor.Hatta nadiren göz kamaştırıcı olanları bile var.Gönül almalarımızın içinde yaralı olanları var.Kimisi el neder diye yapılarak yaralanmış kimisini iyi desinler diye yaralamışiz.Amagönül almalarımızın arasında biri varki hiç kusursuz.Yara bere yok.Pırıl pırıl,saf iyilik olsun diye yapmışiz bes belli, hiç bir şey beklemeden.Bu gözle görürsem ALLAH-ı  memnun ederim diye yapılmış.
          Kırık dökük namazlarımızın arasında nadiren de olsa bazılarının  eli yüzü düzgün görünüyor.hele şu pırıl pırıl parlayan  varya, göz kamaştırıyor keşke ondan çok daha fazla kılsaydım diye iç geçiriyoruz.Ömrüm boyunca kıldığım namazların arasında  böylesi ne kadar az diye hayıflanıyoruz.Bilseydimhepsini böyle kılmak için var gücümü harcamazmıydım,diyoruz...
          Yaptığımız yardımların değerlendirilmesine  geliyor  sıra.Bakıyoruz bir çoğu ele alınmaya bile değmez.Kimisini çöpe atacağıma hayrıma birine vereyimmantığıyla vermişiz.Kimisini falancadan geri kalmazdımya  diyerek rekebet uğruna vermişiz. Kimi yardımlarımızın karşılığını daha dünyada iken almışız. Ücretini aldığımız  bir amelin  karşılığında  ecir bekleyecek halimiz yok.Kimisi niyet aşamasında sakatlanmış kimisi amaç açısından defolu.
          Fakat biri varki tam not alacak gibi görünüyor.Kusursuz eksiksiz ve göz kamaştırıcı.     Ne niyetinde  bit yeniği var ne usulunde bir yanlış var nede amacında bir bozukluk.Ne olurdu diye yakınıyoruz,verdiklerimizin ve paylaştıklarımızın hepsi böyle olsaydı.  Bari bunca hayır hasenatın arasında şöyle defosuz olanlar  çok olsaydı diye iç ğeçiriyoruz.
          Muhterem müminler
          İşte tam bu noktada  bir müjde geliyor, öyle bir müjdeki  sevinçten tüm hücrelerimiz bayram ediyor.Kesinlikle onları yapageldiklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.Tüm keşke bundan daha fazla olsaydı yakınmalar bitiyor  fakat keşke daha iyisi için  çırpınsaydım diye yakınıyoruz.
          Evet daha iyisini yapmak.
          Zaten tüm namazlar  bir namazı kılmak için kılınır.
          Aslında bu tekrerlar bir arayış değılmidir.daha iyi namazı daha iyi orucu daha iyi sadakayı daha iyi ameli daha yüksek bilgıyi, daha ulvi hikmeti, daha değerli serveti, daha saf ibadeti daha keskin basireti arayış.Aramakla bulunmayan lakin bulunanların arayanlar olduğu bir arayış.
          Muhterem müminler
          Haydikeşke dememek için amellerimizden daha iyilerini yapmaya.
          Ne mutlu keşkeleri az olarak hesap verenlere…
          İman edip Salih amel işleyenlerin elbette günahlarını örteriz ve yaptıklarının en iyisi ile mükafatlandırırız.

29.02.2008
M.Emin KAKŞ
     

 YARATAN BİLMEZ Mİ

         
          Muhterem müminler;


          Bizleri yoktan var eden yüce rabbimizi anlamak bizler için büyük bir saadettir. Anla yamamakta büyük bir nasipsizlik, perişanlık ve zavallılıktır.Kuran diyor ki: Yaratan bil mez mi? Yani Allah yarattığını bilmez mi?Bir şeyin kullanma kılavuzunu en iyi onu ortaya çıkaran bilir.İnsanın kullanma kılavuzunu da en iyi Allah bilir.Vahiy işte o kılavuzdur.Bu kılavuzda insanın meziyetleri ve reziletleri, artıları ve eksileri, güçlü yanları ve zayıf yan ları erdemleri ve zaafları bulunur.İnsafla düşünelim ve vicdanımızla karar vermeye çalışalım.İnsanın kullanma kılavuzunu insan yazsaydı ne olurdu? Ne olacak başta Allah’ın kullarını kendisine kul köle ederdi. Kendisi ve iş ortaklarını üste, kılavuzunu yazdıklarını alta yerleştirirdi. Orada kulluk kölelik düzeni işlerdi. Fakat adı böyle konmaz, sahte özgürlükler, yalancı garantiler vaat ederdi.
         

          Muhterem mü’minler,
         
          Tarih boyunca kula kul olmaya itirazın iki nedeni vardır. Birincisi kulluğu gerçek adresine yöneltmek için, ikincisi düzeni tersine çevirmek için. Kimseyi omzumda taşımam, kimsenin omzuna basarak yükselmem itirazıdır. Hele milletin omzundan aşağı abdest bozan haramzadelere omzumu haram ederim itirazıdır. Kula kul olmam ve kulu kul edinmem tavrıdır. Alttakileri savunduğunu iddia eden tüm dünyevi ideolojilerin itirazı ikinci türdendir. Yani, benim itirazım beni kendine kul etmendir. Birazda başkaları bana kul olsun. Birazda ben yiyeceğim. Bu durumda zulüm değişmeyecek sadece zulmün adresi değişecektir. Karanlığın biri gidecek diğeri gelecektir. Kurdu öldüreceksiniz, meydan çakallara kalacaktır. Nemrutu indirecek, onun yerine firavun gelecektir. 
         

          Muhterem mü’minler,
         
          Zalimlerden zalim, zulümlerden zulüm beğenmek istemiyorsak Allah’a güveneceğiz. Allah’a iman etmenin Allah’a güvenmek demeye geldiğini anlayacağız.Allah’ım senin benim için seçip beğendiğini bende kendim için seçip beğendim diyeceğiz.İnsanlık treni kaçmadan, hayatın pili tükenmeden ve ilahi kredi tükenmeden denmeli bu.
          Basında çıkan ve pek çoğumuzun malumu olan bir haberi tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum. Nijerya’nın İslam şeriatıyla yönetilen Zamfara eyaletinde Müslüman yöneticiler aynı bölgede yaşayan Hıristiyanlara karşı adil bir yönetim uygulandığı için Amerikan Kilisesi tarafından 2005 yılı din barış ödülüne layık görüldüler. Amerikan baş papazı Sunday Wahomo ödülün bu eyalete verilmesinin en büyük sebebi olarak İslam şeriatıyla yönetilen eyalette bugüne kadar hiçbir Hıristiyan’a zulüm ve haksızlık edilmemesini gösterdi.Ne o şaşırdınız mı? Ben burada şaşıracak bir şey görmüyorum.Tanzimatın ilanı ile bazı şer’i kanunların kaldırılması üzerine, Osmanlı tebasında bulunan bazı gayrimüslimler bu karara itiraz ederek biz İslam şeriatından razıyız diye bazı eyaletlerde gösteri düzenledikleri bilinen tarihi bir gerçektir.  
          AB ülkelerinde kız erkek karışık eğitimden hızla vazgeçildiğini bilenler biliyor.Hem de istatistiki veriler taban alınarak bu yapılmaktadır.
          Ülkemizde son dönemlerde yaşanan, laiklik elden gidiyor feryatları arasında dikkatlerden kaçan Japonya’da halkın ısrarlı talepleri üzerine bir tren sadece bayanlara tahsis edilmiştir.Japon hükümeti bu kararı alırken bayanların daha rahat daha doğal hareket etmelerini sağlamayı göz önünde bulundurmuş.Fakat bizdeki gibi falan ne der filan ne tepki gösterir kaygısından uzak sadece vatandaşının huzur ve mutluluğunu amaçlamıştır.
         

          Muhterem mü’minler,
          
          Allah’a güvenelim. Hutbemin başında okuduğum “Allah hüküm verenlerin en iyisi değil mi” ayetini her okuyuşumuzda Nebi’nin dediği gibi

          “Evet Yarabbi”
          “Evet Yarabbi”
          “Evet Yarabbi” diyerek kabullenelim.

22.02.2008
Yunus ÇATAN

MEHMET AKİF ERSOY

          Muhterem Müminler,

          Dün M. Akif ersoy’un ölüm yıl dönümü idi. Mehmet Akif, vatanımızı bölmeye, ümmeti parçalamaya çalışanlara arşı amansız mücadele etmiştir. Çeşitli camilerde yaptığı vaazlarda halkı  birliğe,beraberliğe çağırmıştır. İşte onlardan biri;
          Yüce Allah buyuruyor ki; Hepimiz birden ilahi ipe, dine sarılınız; Yani kur’an-ı kerim’den ayrılmayınız. Sakın ayrılığa düşmeyiniz; sonra mahvolursunuz. Allah’ın üzerindeki nimetlerini hatırınıza getiriniz. biliyorsunuz ya: hani aranızda kavgalar , ihtilaflar vardı, birbirinize düşman idiniz, İslam sayesinde Cenabı Hak kalplerinizi birleştirdi kardeş oldunuz.
         “İslam geldi; Ayrılığı (İkiliği) kaldırdı."
         Bilirsiniz ki Hz peygamberin peygamberliğin den evvel“Evs ile Hazrec “kabileleri  arasında tam 120 sene ihtilaf savaş devam etmiştir. Hicaz bölgesi mezbahane haline gelmiştir. İslam geldi ayrılığı, kirliliği kaldırdı. Hani ta cehennem uçurumunun kenarına kadar gelmiş diniz. Allah sizi oradan kurtardı. İslam’ın tayin etmiş olduğu ibadetler ile hükümler fertler arasında birliği temin içindir. Böyle iken maalesef görüyoruz ki; Müslümanlar kadar tefrika içinde kalmış, dağınıklık içinde bunalmış bir millet yok.! Size hayat veren Allah’ın bütün emirlerinde hayat var.ilahi emeller işiten birinci ittihattır(birleşmedir). “Müslümanlıkta kavmiyetçilik ,ulusçuluk yoktur.”
          Esasında ırkı, lisanı muhiti adetleri velhasıl her şeyi bir başkasına (diğerine) aykırı olan kavimleri, müslümanlık kardeşlik yapmıştır. Kavmiyeti, cinsiyeti, oradan kaldırmıştır. Fakat son zamanlar biz Müslümanlar bu gerçeklerden habersiz olduk. Aramıza sonsuz ayrılık sebepleri girdi.  Bırakalım yabancı memleketlerdeki Müslümanları; Osmanlı memleketinde bu kadar halk var. Öyle ya Arnavut ,Kürd, Çerkez,Boşnak,Arap, türk, laz…elhasıl daha bir çok kavimler mevcuttur. Pekala! Hepsinin beynindeki rabıta (bitiştiren, başlayan) nedir. Rabıta –i diyanet (İslam dini) dir. Şimdiye kadar bu baş sayesinde kardeş gibi yaşadık. Türk Türklüğünün ne olduğunu biliyor du. Arnavut kavmiyetinden  dem vurmuyordu. Zaten Müslümanlıkta asabiyet, kavmiyetçilik, ırkçılık,ulusçuluk yoktur. Avrupalılar önce yorar, sonra gelip çullanır.
          Avrupalılar idaresi altına almayı kararlaştırdıkları memleketin ahalisi arasına evvela ayrılık sokarlar, senelerce milleti bir birine boğuştururlar. Sersem ahali bu suretle yorgun düştükten sonra (Barış adına kurtarıcı rolüyle) gelip çullanırlar. Bugün daha evvel Endülüs’te sonraları Cezayir’de Irak’ta İran’da hep böyle yaptılar. Takip ettikleri yol hep aynı siyasettir, hiç değişmez. Din değerse bizim için hayat yoktur. Peygamber böyle diyor. Dinin sahibi böyle söylüyor. Olaylar da bu sözü doğruluyor. Felaketi hazırlayan sonsuz sebepler var ki bunların birincisi kavmiyet yüzünden meydan bulan ayrılıklardır. Yalnız 4-5 senedir bu yüzden ne hale geldik. Kavmiyetçilik yüzünden ayaklanmaları ıslah için ordumuzu yorduk. İhtilalden çıktık, ihtilale girdik müskilattan (zorluklardan) çıktık. Müskilata düştük. Çünkü yabancılar (ecnebiler) böyle istiyor. Memleketimizi elimizden almak için programları bu. Allah korusun memleketimizi tamamıyla bitirmeyince rahat olmayacaklardır. Ecnebilerin kendi hesaplarına gayet elverişli kestirme bir siyasetleri var.

          Evet, aziz Müslümanlar

          Allah-ü Taala M. Akif’e rahmet eylesin. O zaman yaptığı vaazı yıllar sonra aynı tazeliği ve güncelliğini koruyor. Bu da gösteriyor ki memleketimizin üzerinde oynanan oyun değişmemiştir .
          Müslümanlar olarak uyanık olmak, kardeş olmak ve birbirimizi sevmek mecburiyetindeyiz. Allah’ın kulları olarak kardeş olmaktan başka kurtuluşumuz yoktur.


28.12.2007
Rıfat AKSOY

İNSANİ İLİŞKİLERDE ÖLÇÜLÜ OLMAK

           Muhterem Müslümanlar!

           Yüce dinimiz İslam, bizlerden ölçülü ve tutarlı olmamızı istemiş, mutlu bir hayat sürebilmenin birtakım kurallara uymakla mümkün olabileceğini belirtmiştir. Aynı toplum içinde yaşayan bizleri, ilişkimizde düzeyli ve seviyeli olmamızı tavsiye etmiştir. Müslümanların ilişkilerinde samimiyet, güvenilirlik, sadelik, nezaket, sevgi ve saygı esastır.
           Toplum içerisinde yaşayan her şahsın bilmesi gereken şey: kendi özgürlüğü ve hakları kadar karşısındakinin de sahip olduğu bir özgürlük ve haklar alanının olduğudur. Kendi hayatını idame ettirirken başkasının alanına müdahale etmemek hem insani hem de dini bir vazifedir.

           Değerli Mü’minler!

           Yüce rabbimizin inanan kişiler olarak bizlere ilişkilerimizde uymamızı tavsiye ettiği bazı hasletler vardır. Bunların başında birbirimize karşı anlayışlı, hoşgörülü ve tevazu içinde davranmamızı istemesi gelmektedir. Bununla beraber bazı kötü hasletlerinde Müslüman tanımıyla yan yana gelmesinin yanlışlığını işaret etmiştir. Bu hasletler ise kibir, gurur, büyüklenme, edep sınırları dışındaki söz ve davranışlardır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde; “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlığınla) ne yeri yaratabilir ne dağlarda ululuk yarışına girebilirsin.”(1) buyurarak bu kötü hasletlere dikkatimizi çekmiş, bir müslümanda olması gereken davranışı şu ayeti kerime ile ifade etmiştir. “Rahman’ın (gerçek) kuralları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler. Ve kendini bilmez cahil kimseler onlara laf attığında selam derler (geçerler).” (2)

           Kıymetli Müslümanlar!

           Yukarıda zikredilen iki Ayet-i Kerime, bizlere inananlardan oluşan bir toplumda ne gibi hasletlerin doğru ve hangi özelliklerin yanlış olduğunu özetlemektedir. Bu günkü toplumumuza baktığımızda ise, bu belirtilerin aksine, ya iki kişi arsında olması gereken saygı sınırını aşan bir samimiyet veya ufacık menfaatler sebebiyle örülen nefret ve kin duvarlarını görmekteyiz. Bunun yanı sıra edep sınırlarını zorlayan söv ve davranışların toplumdaki yaygınlığını da üzülerek müşahede etmekteyiz. Oysa bir mü’minin hayatında aslolan hem samimiyette hem kızgınlıkta aşırıya kaçmadan, orta yollu ve düzeyli bir ilişki kurmasıdır. Mü’min; insan haklarına saygılı olan, bütün insanları Allah’ın kulu olarak gören, geçimli ve uyumlu, insanlara yol gösterici, birleştirici, tefrika ve ayrılıklara pirim vermeyen insandır. Mü’min; alçak gönüllü, müslümanlara merhametli, insanlar için hayırlı, her işinde Allah rızasını gözeten insandır. Bunun en güzel örneği ise Allah Resulü (sav) dir.
           Hutbeme bir Ayet-i Kerimenin meali ile son vermek istiyorum: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve yumuşak söz söyleyin.”(3)

------------------------------

  1. İsra 37.
  2. Furkan 65.
  3. Ahzap 70.
21.12.2007
Hasan KALENDER

KURBAN İBADETİ-KURBAN BAYRAMI

           Muhterem Müslümanlar!

           Nice güzel kandiller zincirini ve Ramazan Bayramını, geride bırakarak, nihayet Kurban Bayramına kavuşmuş bulunuyoruz. Topyekün millet olarak bayram sevincini yaşıyoruz. Allaha yakınlık anlamına gelen Kurban; toplumsal dayanışmamızı zenginleştiren mühim bir ibadettir. Onun içindir ki beraberinde kurban bayramını getirmektedir. Bayramlar sevinç, neşe ve mutluluk günleridir.

           Aziz Mü’minler!

           Bayramda dargınlıklar, kırgınlıklar kin ve nefret gibi duygular, yerlerini sevgi, saygı ve hoşgörüye bırakmalıdır. “Müminler kardeştir” ayetinin gereğini yerine getirmek görevimiz olmalıdır. Bayramlar, bunun için birer vesile yapılmalıdır. Yaşlılarımızı ziyaret edelim, yetimlerimizi gözetip koruyalım ve yatak esiri hastaları yoklayıp şifa dileklerimizi bildirelim.
           Keseceğimiz kurbanın etini üç kısma ayırarak, fakirlere, komşulara ve çoluk çocuğumuza ikramda bulunalım. Kurban; Allah rızası için, ibadet niyeti ile kesilmelidir. Başka maksatlar ve dünyevi menfaatler için kesilen kurban, Cenab-ı Hakk katında kabul görmez. Nitekim Kur’an-ı Kerimde bu hususta şöyle buyrulmaktadır.”Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmaz, Ona sadece sizin takvanız ulaşır.” (1)
           Aziz Peygamberimiz de “İmkânı olup da Kurban kesmeyen namazgâhımıza gelmesin.” (2) buyurarak bizleri bu hususta ikaz etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v) bizzat kendileri kurban keserlerdi.
           Yüce Mevlamız, Kevser suresinde Peygamberimize hitaben şöyle buyurmaktadır. “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.” (3)

           Değerli Mü’minler!

           Atamız Hz. İbrahim’den beri süregelen kurban ibadetini yerine getirmek için gayretli olmamız gerekir. Bayramın oluşturduğu engin sevgi ortamını yaygınlaştırmak için seferber olmalıyız. Cenneti hak edebilmek için mümin olmak şarttır. Gerçekten mümin olabilmek için, birbirimizi sevmek gerek. İnsanların birbirlerini sevebilmesinin en kısa yolu ise, selamın yaygınlaştırılmasıdır.

           Aziz Mü’minler!

           Hutbemi bitirirken şunları da arz etmeden geçemeyeceğim.
           Kurban; ibadet maksadıyla yapıldığında anlam kazanır. Kurbanlarımızın etini, derisini nesi varsa vereceğimizi bu niyeti bilerek verelim. Birilerinin telkiniyle Allah için kestiğimiz kurbanımızı telef etmeyelim. Vereceğimiz yerlerin ve kişilerin durumlarını inancımızın hassasiyetiyle araştıralım. Bir şey olmaz mantığıyla hareket etmeyelim.
Ne kadar itina ve hassasiyet gösterirsek Yüce Mevla ibadetimize o kadar değer verecektir.
            Bu duygu ve düşüncelerle Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, yapacağınız ibadetlerin kabulünü, ayrıca sağlık, sıhhat ve afiyetlerinizi Cenab-ı Allahtan niyaz ederim.

---------------------------------------------

  1. Hacc Suresi. Ayet:37
  2. İbn-i Mace. Adahi:2
  3. Kevser Suresi. Ayet 1-2
20.12.2007
Hüsamettin ARSLAN

KURBAN VE BAYRAM

           Aziz Müslümanlar!

           Önümüzdeki Çarşamba 9 zilhicce yani Arefe, Perşembe günü de Kurban Bayramı. Bir bayrama daha yaklaşmanın heyecanını yaşıyoruz.
           Kurban, kulun Allah’a yaklaşmak için şartlarını taşıyan hayvanı ilgili günde kesmesidir.
           Kurban yakınlık manasında karube kökünden gelen bir kelime. Kurbeti rahman, rahmanın yakınlığı. Bir müslümanın bütün ömrü boyunca koşusu Onadır. Her ibadet Ona götürür müslümanı. Kurbanda öyle. Kur’andaki kurban çerçevesi şu: “ Allah’a kurbanlarınızın ne etleri ulaşır ne de kanları. Ona ulaşan takvanızdır.” (hac 37)
           Demek ki akan kanın ötesinde bir şey var Kurbanda. Etler ve kanlar gitmiyor yüceliklere, “Allah’a bağlılık idraki gidiyor.
           Bir başka ayeti kerimede ise “o gün ne mal fayda verecektir ne evlat ancak Allah’a tertemiz bir kalple gelen müstesna.”buyruluyor.
           O gün yani büyük muhasebe günü mahşer aydınlığıda aranan tek şey tertemiz Allah’a bağlanmış bir kalp olacak.
           Kurbanlarla, haclarla, namazlarla, tekbirlerle iman işte o kıvamı yakalamaya çalışıyor. Arefe günü sabah namazından itibaren teşrik tekbirlerine başlanıyor. ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLELLAHU ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER VE LİLLAHİLHAMD. Bu tekbir dört gün boyuncu her namazı sonunda dillerin zikri oluyor. Yürekler bütün bir Mü’minler topluluğu olarak tekbirler ikliminde yıkanıyor. “ En yüce en yüce Kudret sensin Rabbim” demek bu.
           Bu arada kurbanlar kesiliyor, bayramlaşılıyor. Her şeyin, bir Müslüman’ın, arı, duru kalbine yakışır güzellikte olması bekleniyor.
           Dört gün sonra kalbimizi avucumuzun içini alıp bakacağız. Acaba Rabbin katına sunulacak tertemiz bir Müslüman kalbi haline gelmiş mi?
           Kurban ibadet huşuu, güzelliği ve sevgisi içinde kesilmeli. Kurbanda Hz. İbrahim ve Hz İsmail’in baba-oğul sevgisi ile hakka bağlılık duygularının harman olduğu bir engin dünya vardır. Kurban o engin dünya yaşanarak kesilmeli. Bıçağı öfkeler değil sevgiler tutmalı. Kurbanlıkla boğuşmak değil onu kutlu bir armağan gibi uğurlamalı. “Bismillahi Allahu ekber” derken bir İbrahim olunmalı ve çocuklarımız İsmail gibi.
           Sonra dua edilmeli “Gerçekten benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah içindir.

           Değerli Mü’minler!

           Kurban, bir bayram aynı zamanda sevinçleri büyütme mevsimi. Önce kendi gönüllerimiz bir sevinç yumağı haline gelmeli, sonra anne-babamızın, çocuklarımızın gözlerini gülümsetmeliyiz. Sonra selamlaşarak, tokalaşarak, ziyaretleşerek, kurban etlerini paylaşarak, tüm sokaklarımızın tüm komşularımızın tüm yurdumuzun İslam coğrafyasının ve tüm dünyanın gözüne sevinç taşımalıyız.
           Ne mutlu kurbanlarını bu duygularla kesenlere…
           Ne mutlu Habil gibi Rabbine sunduğu kurbanları kabul edilenlere…

14.12.2007
M.Emin KAKŞ

TEMBELLİK

          Mühterem müminler

          Cenab-ı hak insanı, yaratılmışların  en şereflisi olarak var etmiştir ve ona,bu dünyada sınırlı bir ömür vermiştir.O,bu sınırlı ömrün her anından hesaba çekilecektir.Bunun için insanın,ömrünü ve zamanını çok iyi değerlendirmesi gerekir. Zamanı en iyi şekilde değerlendirmek,ancak çok iyi çalışmakla olur. Çünkü dünya ve ahiret saadeti ancak hayırlı ve verimli bir çalışma ile elde edilir. Yukarıda okuduğum ayeti kerimede cenab-ı hak “insan yalnız çalıştığının karşılığını alır. Şüphesiz çalıştığı yakında görülecektir” buyurmuştur.
          Sevgili peygamberimiz,bizzat çalışmış ve bunu herkese tavsiye etmiştir.herkonuda olduğu gibi,çalışma hususunda da bizler için en güzel örnek olmuştur. Bunu, hz peygamber, gerek  cemiyet hayatında ve gerek şahsi ve ailevi hayatında örnekleri ile ortaya koymuştur.mescid-i nebevinin inşaatında taş taşıdığı gibi kendi evinde de hiçbir hizmetten kaçınmamıştır.başkasına yük olmayı değil, onlara yardımcı olmayı prensip edinmiştir. El emeğine son derece önem vermiş ve herkesinde buna çok dikkat etmesi gerektiğini vurgulamıştır.konu ile ilgili çarpıcı sözlerinden birisi şöyledir:”hiç kimse, elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.”

          Aziz mü’minler!

          Bir Müslüman her konuda olduğu gibi, çalışma konusunda da dünyasını ve ahretini  birlikte düşünmelidir. Ahiret hayatında amelsiz ve sevapsız kalmak hiç hoş olmayacağı gibi bu dünyada ise başkalarına muhtaç bir duruma düşüp perişan olmak da akıl işi değildir. İnsan, dünyasını ve ahiretini, buradaki maddi ve manevi çabasıyla kazanabilir. Çünkü dünya, hepimiz için çalışıp kazanma yeri ve ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekersek ahrette onu biçeriz. Çalışmayan, emek ve gayret sarf etmeyen kişinin, dünya ve ahrette Allah’tan ve resulunden bir şey beklemeye hakkı yoktur. Müslümanın değil günü ve saati, dakika ve saniyesi bile çok kıymetlidir. Çünkü Müslüman, bu dünyada alıp verdiği nefeslerden ve bu nefesleri nerede tükettiğinden dahi sorumlu olacağını bilen ve başarılı vaye başarısaz bütün işlerinin, sonuçta kendisine fatura edileceğini düşünen insandır. Milli şairimiz Mehmet Akifin şu sözleri adeta konumuzu özetlemektedir: “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,Dostunun yüz karası; düşmanın maskarası!”
          O halde aziz mü’minler İslam alemi olarak düştüğümüz bu tembellik hastalığından kurtulmak mecburiyetindeyiz. Bunun için de çok çalışmalı, maddi ve manevi bilimleri en iyi şekilde öğrenmeliyiz. Unutmayalım ki dünya ve ahiretin mutluluğu çalışmaktan geçmektedir. Tembel adamın ne bu dünyada nede ahirette yeri yoktur.

07.12.2007
M.Emin KAKŞ

NAMAZIN ÖNEMİ

          Değerli Mü’minler!

          İmandan sonra İslam’ın en önemli esaslarından biri olan namaz, Allah’a şükranda bulunmanın en güzel ifadesidir. Namaz beş vakit olarak inanların üzerine farz kılınmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur:”İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in onun kulu ve Rasulu olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek,  hac etmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”

          Muhterem Müslümanlar!

          Namaz insana daima Allah’ı hatırlatarak kalplere sorumluluk duygusunu yerleşmesine vesile olur. Her türlü kötülüklerden, haramlardan müminleri korur. Zira namaz Allah’ı hatırlatır. Allah’ı hatırlayan insanda fenalığa meyletmez ve kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Nitekim Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de bu hususu şöyle ifade etmektedir: ”Rasulum Sana vahyedilen kitabi oku ve namazı kil. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.

          Muhterem Müslümanlar!

          Bunun yanında namazın temizlik ve vücut sağlığı bakımından insana pek çok faydalar sağladığı da bilinen bir gerçektir. Çünkü  namaz kılan bir kimse abdest almak zorundadır.Bu ise günde birkaç defa hem maddi hem manevi olarak temizlenmek demektir.Peygamberimiz (s.a.s):”Sizden her hangi birinizin kapısı önünde bir nehir bulunsa ve o kimse bu nehirde günde beş defa  yıkansa kendisinde kirden bir şey kalır mı?” diye sormuş sahabilerden: ”Hiç kir kalmaz Ya Rasulallah”.Cevabını alınca da;”İşte beş vakit namaz da buna benzer, Allah namazla günahları siler” buyurmuştur.

          Muhterem Müslümanlar!

          O halde Allah Teala ‘nın nimetlerine karşı şükrün ifadesi olan bu ibadeti yerine getirelim. Zira namaz bizim kulluk borcumuz ve Allah’ın huzurunda sorgulanacağımız ilk ibadetimizdir.

30.11.2007
Ümit KILIÇ

HAKLARA DUYARLI OLALIM

          Değerli  Mü’minler!

          Toplum halinde yaşamanın insana sağladığı bir takım haklar ve sorumlulukları vardır. Bu haklara saygı göstermek ve sorumlulukları yerine getirmek herkesin ortak görevidir. Hak denilince korunması ve gözetilmesi gereken kişi ve kamu hakları akla gelmektedir. Bu haklara riayet edildiği ve sorumluluklar yerine getirildiği oranda toplumda huzur ve mutluluk olur. Nitekim günümüzdeki huzursuzlukların kavga ve cinayetlerin hatta savaşların haklara saygı gösterilmemesinden kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Bunun için yüce dinimiz İslam ırk cinsiyet ve inanç ayrımı yapmaksızın bütün insanların haklarını kutsal ve dokunulmaz kabul etmiş bu hakların ihlaline karşı maddi ve manevi birçok kural koymuştur.
           Kişinin en önde gelen hakkı yaşama hakkıdır. Bu haklara karşı işlenecek tecavüzler dinimizde büyük günahlardan sayılmıştır. Unutulmamalıdır ki insanların itibarını sarsıcı ve onurunu kırıcı sözler sarf etmek veya aynı anlama gelebilecek benzeri davranışlarda bulunmak da bir kul hakkı ihlalidir. Bu bakımdan kuranın değişik ayetlerinde iftira gıybet başkalarının özel hayatını araştırmak kötü lakap takmak alay etmek gibi her türlü çirkin tavır ve davranışlar yasaklanmıştır.
           Yüce rabbimiz “birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin” buyurarak insanların ölçü ve tartıda hile hırsızlık emanete hıyanet rüşvet gibi gayri meşru yollarla birbirinin mallarını yemelerini haklarını gasp etmelerini yasaklamıştır.

          Muhterem kardeşlerim

          Kul hakkı ihlaline sebep olan ve İslam’ın yasakladığı pek çok olumsuz davranış vardır. Cana kıymak zina etmek insanların namus ve şereflerine leke sürmek aldatmak borcu zamanına da ödememek yetim hakkı yemek sövmek dövmek ve çalmak gibi tavır ve davranışlarda bir kul hakkı ihlalidir.
           Hutbemi peygamber efendimiz(sav)’in bir hadisi şerif meali ile bitirmek istiyorum. “ kişi namaz oruç zekât gibi ibadetlerini ede etmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber kimine sövmüş kiminin kanını akıtmış kiminin malını yemiş kimine de iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplar kendisinden alınarak hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri ihlal ettiği kul haklarını ödemeye yetmezse hak sahibinin günahlarından alınıp kendisinin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş günahları artmış neticede iflas etmiş olarak cehenneme gönderilir”

23.11.2007
YUNUS ÇATAN