İSLAMDA AKRABALIK İLİŞKİLERİ
Muhterem Müslümanlar!
Akraba; Arapçada ; “yakın” anlamına gelen “Karib” kelimesinden türeyen kişinin kan, evlilik ve süt emme bağı ile bağlı olduğu yakınlarını ifade eder. Kuran-ı kerim insanın özel hayatında akrabalarına yakınlık göstermesi ve ihsanda bulunurken onlara öncelik vermesini ahlaki bir yükümlülük olarak belirtmektedir.
Dinimiz İslam, akrabayı özellikle yakın akrabayı gözetmeyi ve onlara iyilik yapmayı emreder. Ancak bu gözetme ve yardım etme kamu imkanlarının kullanımı ve adalet dağıtımı gibi kamusal ve hukuki alanlarda değildir. Çünkü Kuran-ı Kerim her türlü kayırmacılığı ve tarafgirliği yasaklamıştır. Akrabalık bu vasfı taşıyan kimselere karşılıklı olarak bir takım haklar ve sorumluluklar yükler. Bu durum ahlaki vazifeleri de içine alacak şekilde “akrabalık hukuku” diye ifade edilir. Kuran-ı Kerim ve Hadisi şeriflerde akrabalık bağlarının karşılıklı ziyaret, haberleşme, maddi ve manevi yardımlaşma, görüp gözeterek ihsanda bulunma gibi çeşitli yollarla korunması ve güçlendirilmesi üzerinde önemle durulur. Bu ilişkiye dini-ahlaki bir tabir olarak “Sıla-i Rahim” denir. Yüce Allah Kuranda yakınlara ve akrabaya vermeyi emreder.” Yine başka bir ayette “ kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.”buyurur. Peygamberimiz de “ Allah’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden sıla-i rahimde bulunsun.” hadisi ile akrabalık ilişkisine verdiği önemi bildirmiştir. Bu sebeple akrabalık ilişkilerini kesmek İslam hukukuna göre haram kabul edilmiştir.
Aziz Mü’minler !
Hutbemi akrabalık ilişkilerini konu edinen birkaç hadis-i şerif meali ile bitirmek istiyorum. Peygamberimiz (S.A.V.); “Rızkının geniş, ömrünün uzun (bereketli) olmasını isteyen (akrabalarını ziyaret etsin) onlarla olan bağlantısını kesmesin”.
“Sıla-i rahm etmeyen kimse cennete giremez.”
“İyilik karşılığında mükafat veren kimse akrabalık haklarını gözeten kimse değildir. Ancak bu hakkı gözeten kendisinden ilişkisini kestiği halde yakınlarını ziyaret eden kimsedir”.
“Sadaka ve akraba ile ilgilenmek sebebiyle Allah ömrün bereketini artırır. Kişiyi son nefeste kötü kimseler gibi ölmekten korur. Her türlü kötülük ve kaçınılması gereken şeylerden de muhafaza eder”.
09.11.2007
Hasan KALENDER
|

|
HAC
Muhterem Mü’minler!
Hac İslam dininin beş temel esasından biridir. Hicretin 9.yılında farz kılınmıştır. Hem mali hem de bedeni bir ibadettir. Bu ibadet, ergenlik çağına gelmiş, akıllı, sağlıklı, hür ve gücü yeten her Müslümana farzdır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Gücü yetip de, oraya ulaşabilen insana Allah için Beyyullah’ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir” buyurmaktadır.
Mü’minlerin gayesi,Allahın rızasına ermek tir. Onları bu gayeye ulaştıracak amellerden biri de hac ibadetidir. Nitekim Hz. Peygamber (sav), bir hadis-i şeriflerinde: şöyle buyurur “Günahdan ve noksanlıklardan uzak makbul bir haccın karşılığı, ancak cennettedir” Buyurmuştur.
Muhterem Mü’minler!
Dünyanın dört bir ayanında yaşayan, renkleri, ırkları, dilerli, kültürleri ve adaletleri farklı binlerce Müslüman, hac sayesinde bir araya gelir. Aynı ibadeti yapmanın ve tevhid inancına sahip olmanın mutluluğuna erer. Hac, bir müslüman’ın, malını ve canını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Günlük giysilerini çıkararak ihrama giren bir mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bulacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder. Manevi duyguları doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün Müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk!” diye buyurur. “Allah’ım davetine uydum, emrine amadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur.” anlamına gelen “Telbiye” yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde kabe’yi tavaf ederken, arafat’ta vakfe yaparken hadisine, aile fertleri ve tüm Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara kefaret ve ruhlara şifa olur.
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammet (sav); “Kim Allah için hac eder de bu sırada kötü söz ve davranışlardan sakınırsa (kul hakları hariç) annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner.” buyurarak, haccın günahlara kefaret olacağını açıklamıştır.
Muhterem Mü’minler!
Maddi ve manevi çeşitli sıkıntılara katlanarak hacca giden bir müminin, kötü söz ve davranışlardan uzak durması gerekir. Hacca gitmeden önce, mümkün mertebe bu ibadetin adabı ile birlikte esaslarını ve orada hangi fiillerin cezayı gerektirip, hangilerinin haccı ifsat edeceğini öğrenmelidir. Bu mübarek yolculuğa çıkan bir mü’min, sabırlı ve hoşgörülü olmalıdır. Bu vesile ile hacca gidecek bütün Müslümanlara hayırlı yolculuklar diler ve hutbemi peygamber (sav)’in bir hadis-i şerifi ile bitiriyorum:
“Ey insanlar! Allah (cc) haccı üzerinize farz kıldı. Öyleyse hacca gidiniz.”
16.11.2007
Rıfat AKSOY |

|
NASIL MÜMİN ?
Muhterem Müslümanlar!
Bir İnsan Allahu Teala’nın varlığına ve birliğine, HZ. Muhammed (s.a.v ) in onun kulu ve resulü olduğuna, meleklere, kitaplara, diğer peygamberlere, ahiret gününe, kaza ve kadere inanmakla mümin ve Müslüman olur.
Her mümin imanını geliştirip kuvvetlendirmek, kamil ve olgun bir Müslüman olmak için, gayret göstermek zorundadır.
Bu üstün dereceye ulaşmak için rabbinizin emirlerini duymak ve peygamber efendimizin sünnetlerine uymak gerekir.
Böyle hareket etmeden, dünya ve ahirette selameti bulmak, yelkensiz ve dümensiz bir gemi ile okyanusta yolculuk yapmak kadar zordur. Bu yol dikenli, tehlikeli ve haramilerle doludur.
Bu yol dikkat ve uyanıklık ister. Cennet bu engelleri aşmakla elde edilir.
Ahirete giden bu yolda ileriyle doğru gidebilmek için, bir öndere, ışığa ihtiyaç vardır.
Yolun inişini, yokuşunu ve virajını gösteren işaretlere ihtiyaç vardır.
İşte, İslam dini; bu yolu zarara uğramadan yürüyebilmek için gerekli bilgiyi şartları bildirmektedir.
Bu yolculuğun kaptanı Hz. Muhammed (s.a.v), pusulası Kur’an-ı Kerim’dir.
Muhterem Müslümanlar!
Allahu Teala mümini kuranı kerimde şöyle tanıtmıştır; “Müminler gerek sana indirilen kuranı kerime, gerek senden önce indirilen kitaplara iman edenlerdir onlar namazını dosdoğru kılanlar, zekâtını verenler, Allah’a ve Ahiret gününe inananlardır. Müminler ancak onlardır ki Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Karşılarında ayetler okununca, onların imanını artırır. Onlar ancak rablerine dayanıp güvenirler.”
Peygamber efendimizin hadisi şeriflerinde mümin insandan şu niteliklerde olması istenmektedir:
“Mümin, uyanık, ileriyi gören kimsedir. Bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz”
Mümin kendi nefsinden önce, din kardeşini düşünerek imanda olgunlaşır. Kimsenin kötülüğünü istemez. Kendisi için sevip arzu ettiği şeyi insanlar içinde sevip arzu eder. Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor;
“Sizin hayırlınız, kendinden hayır umulan ve şerrinden emin olunan kimsedir. Mümin, din kardeşine, ilmi ve düşüncesiyle ışık tutarak onu aydınlatır. Çünkü mümin müminin aynasıdır.”
Mümin mümine karşı birbirine kenetlenmiş binalar gibidir.
Mümin halkın mal ve can itibariyle, kendisinden emin olduğu kimdir. O çalışkandır. Rızkını helalden temin etmek için alın teri döker. O şerefli ve cömerttir. Varlığıyla insanların hayrına koşar. Zaten insanların hayırlısı da insanlara faydalı olandır.
Mümin din kardeşiyle yakından ilgilenmelidir. Onların dertleriyle ilgilenmeli ve dertlerine çare aramalıdır. Halkın arasında yaşayıp onların ezalarına sabreden bir mümin, insanların arasına karışmayan ve onların ezalarına tahammül göstermeyenden hayırlıdır. Hutbemi bir hadisi şerif mealiyle bitirmek istiyorum.
Müminler birbirini sevmekte birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzular da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.
02.11.2007
Bilal DİLSİZ |

|
BİRLİK VE BERABERLİK
Muhterem Müminler!
Dünya’ya yalnız olarak gelen insan, toplu olarak yaşamak zorundadır. Zaten
yüce dinimizde bütün Müslümanları kardeş olarak ilan etmiş. Birliğin Rahmet,
ayrılığın ise felaket olduğunu haber vermiştir. Her şeyin sahibi yüce Allah
Kur’an-ı Kerim de “Müminler ancak kardeştirler, o halde kardeşleriniz
arasını düzeltin ve Allah tan korkun ki Rahmete erişin” buyuruyor.
Peygamber Efendimiz(s.a.s) müminler birbirlerine perçinleşerek kenetlenmiş
sağlam binalar gibidirler. Biri diğerini destekler, buyururken, bizler nasıl
olurda birliğe riayet etmeyiz, birlik ve beraberlik içinde yaşamayız?
Elbette ki Müslümanlar bir ve beraber olacaktır. Şimdi Allah(c.c)’ın
Kitabına kulak verelim:”Allah’a ve onun Resulüne itaat edin, birbirinizle
çekişip ayrılığa düşmeyin sonra korku ile zaafa düşer korkaklaşırsınız,
kuvvetiniz yahut nusretiniz veya devletiniz elden gider. Birde Allah yolunda
sabr-u sebat edin. Çünkü Allah sabredenle beraberdir. Allah ve Resulünden
kopanlar ”kopuk” olurlar, birbirleriyle çekişenler “korkak” olurlar. Korkuya
düşenler zaafa uğrarlar ve zayıf oldukları yönleri ele verirler. Bu hale
geldikten sonra da ufak bir darbeyle de yıkılıp giderler…
Muhterem Müslümanlar!
Bilinen en önemli gerçek şu değil midir? Yeryüzünde inanan insan
kuvvetlidir. İnanan milletler kuvvetli olmuşlardır. Mutlak bir batılın
doğruluğuna inanan, onun uğruna kümelenenlerin bile bir kuvvet haline gelip
kopuklara, korkaklara gözdağı olduklarını görmüyor musunuz?
Aziz Mü’minler
Terör belasının acımasızca kan akıttığı şu günler de ellerimizi başımıza
koyalım. Düşünelim. Biz bu hale niçin geldik. Yıllarca Türkü ile Kürdü ile
Lazı ve Çerkezi ile bir ve beraberdik din ve vatan düşmanlarına karşı tek
vücuttuk. Davranalım sonu gelmeden, içten yıkılmadan, kâinattan silinmeden…
26.10.2007
Racap AKTAŞ
|

|
İBADETLERDE SÜREKLİLİK
Muhterem Müslümanlar!
Dini hayatımız da çok önemli bir yeri olan, orucuyla, namazıyla, zekât ve sadakasıyla ibadet ve rahmet ayı Ramazan-ı şerifi geride bırakmış bulunuyoruz. Bu mübarek ayda, gücümüz yettiğince orucumuzu tutmaya, dini görevlerimizi yerine getirmeye, namazlarımızı kılmaya, fakirlerimizi gözetmeye ve düşkünlerimize yardım elimizi uzatmaya gayret ettik. Bol bol Kuran okuduk ve dinledik. Dinimizin güzelliklerini gönlümüze yerleştirmeye çalıştık. Allah’a karşı kulluk görevimizi yerine getirmenin ve nefsanî arzularımızı durdurarak, manevi bir zafer kazanmanın sevinci içerisinde eriştiğimiz, Ramazan Bayramını da hep beraber birlikte ihya ettik.
Muhterem Müslümanlar!
Mümin ibadetlerle Allah’a karşı tam bir teslimiyet içinde, iyi bir kul, örnek bir insan olma imkanı elde eder. Ramazan ayı bu ibadet yoğunluğuyla, Müslüman’ın tüm kötülüklerden ve hatalı davranışlardan arınıp güzellikler ve iyiliklerle donatılmasına imkan tanıyan mübarek bir zaman dilimidir. Ramazan ayında kazandığımız iyiliklerin ve yerine getirmeye çalıştığımız ibadetlerin Ramazan’dan sonra da devam ettirilmesi gerekir. Nafilede olsa ibadette esas olan devamlılıktır. Nitekim Sevgili Peygamber Efendimiz “ Allah’ın en çok sevdiği ibadet az da olsa devamlı olanıdır.” buyurmuştur. Bu bakımdan, bu ayda yerine getirmeye özen gösterdiğimiz ibadetlerimizi ve yaptığımız güzellikleri Ramazan dan sonra da devam ettirmeliyiz.
O Halde Değerli Müslümanlar!
Rabbimizin Hicr suresi 99.ayetindeki ”Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”emrine uygun olarak, hayatımız boyunca sayısız nimetlerle, bizlere ihsan da bulunan Cenab-ı Allah’a karşı kulluk görevimizi yerine getirmelim.Yüce kitabımızı okuyarak ve dinleyerek elde ettiğimiz güzelliği, Ramazan dan sonra da meal ve tefsirini okumak suretiyle devam ettirme gayretinde olalım. Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği, şevval ayı içerisinde altı günler diye bildiğimiz nafile oruçlarımızı da bu ay içerisin de tutmaya çalışalım. Edinmiş olduğumuz güzel ahlaki değerlerden uzaklaşmayalım. İbadet, sadaka, güzel davranışlar ve tövbe ile arındırdığımız kalplerimizi tekrar günahla kirletmeyelim.
Unutmayalım ki Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve edindiğimiz güzellikleri devam ettirmemiz, onların makbul olduğunun bir göstergesi olacaktır.
19.10.2007
Muzaffer DEMİRBAŞ
|

|
RAMAZAN BAYRAMI HUTBESİ
Muhterem Müslümanlar!
Rahmet ayı Ramazanı geride bırakarak en büyük mutluluk ve sevinç günlerimizden birine ulaşmış bulunuyoruz. Bizi, bu mübarek güne ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senalar. Mübarek Ramazan bayramı, bütün Müslümanlara kutlu olsun. Yüce Rabbimiz bu mübarek günü, güven, esenlik, barış ve huzura vesile kılsın.
Değerli Müminler!
Ramazan ayının huzur, rahmet ve mağfiret ikliminden geçerek sabahın şu erken saatlerinde Rabbimizin huzurunda toplanmanın sevincini hep birlikte yaşıyoruz.
Bayramlar neşe, sevinç, sevme, sevilme ve sevindirme günleridir. Toplumların milli birlik ve beraberlik duygularının zirveye ulaştığı, dayanışma ve kaynaşmanın daha yoğun yaşandığı müstesna zaman dilimleridir. Bu bakımdan bayram günlerimizi olabildiğince hayırlı olabilecek şekilde değerlendirerek en başta anne ve babalarımız olmak üzere büyüklerimizi, hastalarımızı, komşularımızı, akraba ve dostlarımızı ziyaret etmeliyiz. Bu vesile ile fakirleri, yetimleri, kimsesizleri ve çocukları sevindirmeliyiz. Dargın olanları barıştırmalıyız. Bu an coşkulu kaynaşma gününde, bu mutluluğun dışında kalmamaya ve bu kaynaşmanın dışında hiç kimseyi bırakmamaya özen göstermeliyiz. Çünkü bayram, kederlerin ve sevinçlerin paylaşıldığı toplumsal bir kaynaşma günü olarak, toplumun bütün kesimleri tarafından paylaşıldığı oranda bayram olma özelliği kazanacaktır.
Değerli Müminler!
Bayramlarımız, millet olarak kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Kimliğimizin bu önemli parçasını gelecek kuşaklara aktarmak İslami bir görevdir. Bu bakımdan bayramı, güzel geleneklerimizden uzaklaştırarak sıradan bir tatil fırsatı gibi değerlendirmeye yönelik yanlış eğilimlere itibar edilmemelidir. Çağımızın yoğun ve karmaşık yaşantısında, kimi zaman bir film izlemeye ayırdığımız vakit kadar bile zaman ayıramadığımız akraba, eş, dost, hasta ve komşu ziyaretlerini hiç olmazsa bayram vesilesiyle gerçekleştirmeli, akrabalık, dostluk komşuluk bağlarını koparmamalıyız.
Küçük hediyelerle de olsa çocukların sevindirilmesi, bayramların gereklerindendir. Çocuklarımız, bayram vesilesiyle kendilerine değer verildiğini hissetmeli ve bayramın ayrıcalığını terk etmelidir.
Bu mübarek bayram gününde dünyanın çeşitli bölgelerinde zulüm, işgal, sömürü ve işkence altında inleyen insanlar için dua ederken, vatanımızda bağımsız ve özgür bir şekilde, birlik beraberlik içinde yaşamanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha hatırlamalı, bu vatanı bize emanet eden aziz şehit ve gazilerimizi bu vesileyle rahmetle anmalı ve nesillerimizi, onların yolundan ve bilincinden uzaklaştırabilecek yaklaşımlara karşı daha dikkatli olmalıyız.
Manevi bir kimlik aşısı olan bayramda “kendisi için arzu ettiğini başkaları için de arzu eden gerçek iman bilinci”ne ermek dileğiyle hutbemizi bir ayet mealiyle bitiriyorum:
“Müminler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”.
Kur’an amirimiz, vicdan rehberimiz olsun. Bu mübarek günde ve saatte Allah’ın dilemesiyle her şey gönlünüzce olsun. Kalbiniz sevinçle dolsun. İşleriniz hayırlı, amelleriniz makbul olsun. Bayramınız mübarek olsun.
12.10.2007
Hüsamettin ARSLAN |

|
GÜZEL SÖZ
Aziz Müslümanlar:
Ebu Hureyre (R.A) dan gelen bir rivayette Peygamberimiz(S.A.V) “Kendisini ilgilendirmeyen şeyi yani Malayaniyi terk etmesi, kişinin güzel Müslüman oluşundan ileri gelir” buyurmuşlardır.
Gerek söz, gerek hareket olarak kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olması, İslamı güzel yaşadığının bir göstergesidir. Bu sebeple bu hadis islamın temeli olarak kabul edilen dört hadisten biridir.
Yani söylenmemesi halinde ne şimdi nede gelecekte kişiye bir zarar vermeyecek, Söylendiği zaman ise bir karı olmayacak şeylerdir. Halkımız da “Üstüne elzem olmayan şeye karışma” sözüyle bu hadisi adeta açıklamış, tefsir etmiştir.
Olur, olma şeyleri konuşan, gerekli gereksiz her şeye burnunu sokan tipler, toplum içinde sevimsiz, ciddiyetsiz kişiler olarak tanınır ve küçümsenirler.
Gereksiz olan şeylerin peşine düşmek, asıl gerekli olanları ihmale götürür.
Aziz Müminler:
Değil boş konuşmanın, az konuşmanın bile müstehap olduğunu şu ramazan günlerinde boş zamanlarımızı Kur’anı Kerim okuyarak, Okuduklarımızı düşünerek, tespih çekerek geçirelim. Her konuştuğumuzun yazıldığını kaydedildiğini unutmayalım!
28.09.2007
İsrafil DAĞ |

|
KADİR GECESİ
Muhterem Müslümanlar
İçinde bulunduğumuz şu günler biz Müslümanlar için bir dakikasını bile boşa geçiremeyeceğimiz gün ve gecelerdir.
Bizler için büyük rahmet denizi olan mübarek ramazan ayı bizlerden ayrılmak üzeredir.
Ramazan ayının yaklaştığı vakitlerde bizlerde sonsuz bir sevinç ve manevi bir hava mevcuttu. Şimdi ise önümüzde ki pazartesiyi Salı gününü bağlayan gece bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini idrak etme heyecanı içerisindeyiz.
Aziz Müslümanlar
Kadir gecesi, azamet ve şeref gecesi demektir. Bu geceye kadir gecesi denmesinin sebebi de; bu gece için de kadri yüce bir kitabın, Cibril-i Emin vasıtası ile sevgili Peygamberimize gönderilmiş olmasıdır. Nitekim Bakara suresinde Allah Teala şöyle buyurmuştur;
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran’ın indirildiği aydır”
Bu ayetten anlaşılıyor ki, Kuran-ı Kerim, Ramazan-ı Şerifte ve Kadir gecesinde indirilmiştir. Peygamber Efendimizin(s.a.s) en büyük mucizesidir Kuran-ı Kerim. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ,kalpleri onunla fethetti, gönülleri onunla nurlandırdı, insanlığı onunla hidayete ulaştırdı. Bu bakımdan Kadir Gecesi, şerefli ve nurlu bit gecedir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s) bir hadisi Şeriflerinde;
“Kim Kadir Gecesini, faziletine inanarak ve mükâfatını da Cenab-ı Hakk’tan bekleyerek ihya ederse o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır” buyurmuşlardır.
Muhterem Müslümanlar
Kadir Gecesi, bin ayda daha hayırlıdır. Yani onun feyzi ve bereketi, bin aylık ibadetle elde edilecek sevap ve mükâfatla eş değerdir. Bu geceyi hakkıyla değerlendirmek, ibadet, dua ve istiğfar ile ihya etmek ebedi âlemde bin ay kadar baki ve bereketli bir ömür kazandırır. Aslında bu gecenin değeri günle, ayla ölçülemeyecek kadar değerlidir. Bunun için Kadir Gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu Kuran-ı Kerim de beyan edilmiştir.
Rasül-ü Ekrem (s.a.s)Efendimiz,Ramazan-ı Şerifin son on günün gecelerin de kendilerini daha çok ibate verirlerdi.Bu geceler de aile ferdleri de uyandırılmalıdır.Hz Ayşe validemiz bir gün kendilerine şöyle bir soru sormuştur;
“Ya Resulellah!:Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilir ve o geceyi idrak edersem Cenab-ı Hakk’a nasıl dua da bulunayım.”
Peygamber Efendimiz(s.a.s) şöyle buyurmuşlardır;
“Deki; Ya Rab! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”
Bin aydan daha hayırlı olan bu geceyi ihya etmek insan için ne büyük bit mazhariyettir, ne büyük bir mutluluktur.
O gece, mü’minler için baştan sona kadar Selamdır, Hayırdır, Berekettir. Ne mutlu bu geceye kavuşabilenlere.
05.10.2007
Bilal DİLSİZ |

|
RAMAZAN AYI
Muhterem Müslümanlar!
Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın pekiştiği, sevgi, saygı ve kardeşlik duygularının daha da güçlendiği Ramazan ayı, önümüzdeki Perşembe gününden itibaren tüm İslam âleminin ihya etmeye başlayacağı on bir ayın sultanı olarak nitelendirilen en mükemmel ay olarak idrak etmiş olacağız.
Ramazan ayının diğer aylara oranla dini ve sosyal hayatımızda büyük önemi vardır. Zira insanları doğru yola ileten ilahi kelam Kur’an-ı Kerim’in indirildiği bir ay olması ve içinde “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi”nin bulunması, bu ayın manevi değerini daha da artırmaktadır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Ramazan ayı, insanlara yol gösterici,doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an-ın indirildiği aydır.Kim ona yetişirse oruç tutsun…..”
Sevgili Peygamberimiz(s.a.s.) de bu ayla ilgili olarak:”Bir kimse, inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek,Ramazan orucunu tutarsa,geçmiş günahları bağışlanır.”buyurmuştur.
Değerli Mü’minler!
Oruç ayı olan Ramazan ayı, birçok hikmeti bünyesinde barındırarak idrak etmekle manevi açıdan huzur bulduğumuz ve sevinç duyduğumuz bu ayda sayısız nimetlerin kıymetini hatırlıyor, geçici lezzet ve duygulardan vazgeçip Yüce Allah’ın emir buyurduğu oruç ibadeti ile sonsuza dek sürecek manevi hazlara ulaşmanın sırrına eriyoruz.
Oruç; insanın azim, sebat, kanaat, metanet ve sabır gibi ahlaki güzelliklere sahip olmasına, aç kalarak nimetlerin kıymetini bilmesine ve bu vesile ile yoksulların halini düşünüp onlara merhamet ve şefkat hisleriyle yaklaşmasına sebep olur.
İşte bu özelliği ile Ramazan, nefislerin terbiye edildiği, yoksulların doyurulup gözetilip, sevap ve mükâfatın arttığı bir aydır.
Muhterem Müslümanlar!
Ramazan Allah’a olan kulluk şuurunu derinden hissettiğimiz, milli birlik ve beraberliğimizin pekiştiği mübarek bir Ramazan dilimidir. Dolayısıyla Ramazan ayının kıymetini bilelim. Ondan en iyi şekilde yararlanalım. Gönüllerimizi ferahlatan manevi havasını yaşayalım. Bu vesileyle, geçmişimizi muhasebe ederek gafletten, kötülüklerden ve haramlardan kendimizi uzak tutalım. Yapacağımız iyilikler ve ibadetlerle Allah’ın rızasını kazanmaya çalışalım. Kur’an ayında Kur’an a sarılalım, onu hayatımıza rehber edinelim.
Yüce Mevla’dan Ramazan ayının milletimize,tüm İslam alemine hayırlar getirmesini,insanlığın hidayet ve barışına vesile olmasını dilerim.
07.09.2007
Hasan KALENDER
|

|
FİTNE
Muhterem müminler!
İnsanoğlu yaşadığı bu dünyada pek çok bela ve musibetlerle karşı karşıya gelir. Buna bazen kendisi, bazen de başkaları sebep olur. İşte insanın gerek kendisinin ve gerekse başkalarının hatasından dolayı karşılaştığı bela ve musibetlerin başında fitne gelir.
Fitne de küfür, azgınlık, sapıklık ve kişiyi azdırıp yoldan çıkarma vardır. Bunun içindir ki Hak Teala Hazretleri “Fitne öldürmeden beterdir” buyurmuş, Hz. Muhammed (SAV) de “Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun” diye fitneye sebep olanlara lanet etmiştir.
Muhterem Müminler!
Hutbemizin başında okuduğum ayeti kerimede Cenabı Hak bütün insanlara tesir edecek bir fitneyi bize bildirerek mealen şöyle buyurur; “Bir de öyle fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere çatmaz (elmuma sirayet eder). Hem iyi biliniz ki Allah, azabı çetin olandır.”
Bu ayeti açıklayan alimlerimiz, bütün insanlara tesir edecek fitneyi şu şekilde açıklamışlardır.
- Helal olmayan şeylerin çoğalması
- Helal ve iyi olan şeylerin tavsiye edilmesi varken aksinin yapılması
- Cemiyette birlik ve beraberliğin bozulması
- Bidatların çoğalması
- Cihadın terk edilmesi
Peki müminler, etrafımıza baktığımızda bu saydığımız şeylerin çoğaldığını görmek mümkün değil mi?
Bu durumda olan müminlere bakınız Peygamberimiz nasıl şiddetli bir azabı haber veriyor.
“Kötülüklerin çoğaldığı ve işlendiği bir cemiyet içinde bulunup da, o kötülüklerin işlenmesine mani olma imkanı olduğu halde, bunu yapmazlarsa, Allah o kimseleri ölümlerinden evvel cezalandırır.
Elimizdeki imkan nedir? Kötülüklerin ve fitnelerin artmasına nasıl mani oluruz sorusunun cevabını yine Peygamberimizden dinleyelim.
“Sizden biriniz bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Eliyle gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse o kötülüğün kalkması için kalbiyle buğzetsin. Bu kalben buğz imanın en zayıf derecesidir.
Kötülükler ahlaksızlıklar tıpkı ateşe benzerler. Kıvılcım iken söndürülmezse bir yangına dönüşürler.
Aziz Müminler,
Fitne kazanını şiddetle kaynadığı bir zamanda yaşıyoruz. Fakat yine de karnımız tok, Allah’ın nimetlerinden bol bol istifade ediyoruz. Bütün bunlar kimin hürmetine oluyor? Bunu cevabını da şu hadisi kutsiden dinleyelim; “Eğer süt emen çocuklar, otlayan hayvanlar, Allah’tan korkan kalbi taşıyanlar ve ihtiyar oldukları halde rüku, secde yapan ihtiyarlar olmasaydı, üzerinize bela yağardı bela.
Hülasa olarak aziz müminler, fitneden kurtulmanız hepimizi perişan edecek azaptan cemiyeti kurtarmanın çaresi nedir? Buyurun bu çareyi Kur’an-ı Kerim’den dinleyelim:
Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an)’a sarılın. Yani emirlerini tutun, nehiylerinden kaçının. Parçalanıp bölünmeyin.
15.06.2007
Kadir KESKİN
|

|
|