HELAL VE HARAM
Muhterem Müslümanlar
Cenabı Hak insana büyük değer vermiş, onu en güzel bir biçimde yaratmıştır. Onun yaratılışında çirkinlikten eser yoktur. Onu değiştiren, onu çirkin hale getiren insanın kendisidir. Çünkü Kuran’da insanın nasıl yaratıldığı açık olarak yaratılmıştır:
“Gerçek biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”
İşte yaratan, insanın yaratılışında mevcut olan güzelliğin korunmasını zaman zaman gönderdiği peygamberleri vasıtasıyla kullarından istemiş, onların yaşayışlarında uymaları zorunlu olan hükümleri bildirmiştir. Böylece insan, kendisini sorumsuz sanmasın, hem kendisine, hem de başkalarına karşı nasıl davranması gerektiğini bilsin, böylece güzelliği korumuş olsun.
Her insanda, birtakım şeyleri elde etme hırsı vardır. Bu bazen o kadar ileri gidiyor ki, şahsın, kendisinden başkasını düşünmez hale gelmesine vesile olur.
İşte insanı bu durumdan İlahi emirler kurtarıyor. Bu haramdır veya helaldir, şeklindeki ilahi emirler insanın günlük hayatını planlıyor, organize ediyor. İnsanın günlük hayatının bir nizam içerisinde huzurlu bir şekilde geçmesine imkân veriyor.
Aziz Müminler
Toplum hayatının huzur ve saadetinin reçetesini Yüce kitabımız Kuran’dan dinlemeyelim: Şöyle buyuruyor: Allah Teala:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmak için dikilen putlar, fal okları hep şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan sakının ki saadete eresiniz.”
Haram fiillerden biri işlenince diğerine kapı açılıyor. Böylece haramlar normal karşılanmaya başlanınca, başkalarını düşünme, faydalı olma, hizmet etme, yardımda bulunma gibi duygularda hep beraberinde yok oluyor.
Değerli Müminler!
Bir Müslüman kazancının nereden ve nasıl olduğunu önemsemelidir. Ne yazık ki bugün pek çok kardeşimiz bunu düşünmemektedir.
Allah Resulü buyuruyor ki: “Haramlardan sakın, insanların en ağabeydi olasın. Allah’ın sana ayırdığı paya razı ol, insanların en zengini olasın. Komşuna iyilikte bulun, kâmil mümin olasın. Kendi nefsin için arzu ettiğini diğer insanlar için de arzu et, gerçek mümin olasın. Çok gülme; zira çok gülmek kalbi öldürür.”
Binada temel ne ise, dinde de helal lokma odur. Temeli sağlam binanın kendiside sağlamdır. Helal lokma da dini inançları, anlayışları, iman kuvvetini, kardeşliği, barışı ve her türlü güzelliği ayakta tutar, yükseltir. Öyle ise Müslüman rızkını helal yollardan temin etmeye çalışmalıdır.
23.03.2007
Ergün BALCIOĞLU
|

|
ÇANAKKALE ZAFERİ
Muhterem Müslümanlar!
Milletimizin tarihinde en önemli olaylardan biri de 18 Mart 1915’te kazandığımız Çanakkale zaferidir.
Çehreleri, renkleri, dilleri ve ırkları değişik, çeşitli milletlerden oluşan, ordular, milletimizin üstüne yürümüş, Mehmetçiğin göğsüne bomba ve mermi yağdırmıştır. Gökler ölüm indirmiş, yerler ölü püskürmüştür. Kahraman ecdadımız, bu öldürücü silahların tehdidine karşı, iman dolu göğsünü siper etmiş, bir gül bahçesine gidercesine şehit olmayı şeref bilmiştir. Düşmanın gülleri, mermiler, kahraman neferlerimizin göğsünde sönmüş, Çanakkale Boğazı düşmanlarımıza mezar olmuştur.
Aziz Müslümanlar!
Çanakkale’de kazanılan zafer şavaşı ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çanakkale’de donanım ve maddi imkan bakımından kendisinden kat kat üstün ordulara karşı, inanılmaz bir direniş göstermiştir. Üstün cesaret ve imanla “Çanakkale geçilmez.” Dedirten eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı yazılmışıdır. İman, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zafer kazanmamıza vesile olmuşlardır.
Çanakkale’de yaşayan bu ölüm kalım savaşının nedenini ve iki yüz elli bin kişinin hangi uğurda şehit düştüğünü anlamak için, Mehmet Akif’in Şu mısralarına bakalım;
Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli,
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstüne benim inlemeli
Aziz Müminler!
Bugünde milletçe aynı ruh ve inanca aynı birlik, beraberlik ve dayanışma ihtiyacımız vardır. Çanakkale’de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Bu ruh; dinin, vatanın, namusun, bayrağın, kısaca bizi biz yapan değerlerin, en zor şartlarda bile feda edilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu ruhu yaşattığımız müddetçe ulaşamayacağımız hiçbir hedef, başaramayacağımız hiçbir iş, çözemeyeceğimiz hiçbir problem kalmayacaktır.
İşte Muhterem Müminler!
Çanakkale Zaferi’nin bu ruhunu genç nesillerimize iyi anlatmalıyız. Milletçe, bu onurlu mirası aynı inanç ve duyarlılıkla yarınlara taşımak , en büyük görevimizdir. Bugün bu vatan toprağında ezan sesleri yükseliyor. Namusumuza namahrem eli değmiyorsa bunu, Çanakkale’de şehit düşenlere borçlu olduğumuzu unutmayalım.
Sevgili Kardeşlerim!
Bir Çanakkale zaferinin münasebetiyle bütün şehitlerimizi, gazilerimizi, rahmetle anıyor, hutbemi merhum istiklal marşı şairimiz M. Akif ERSOY’un “Çanakkale Şehitleri” adlı şiirinden birkaç mısra ile bitirmek istiyorum.
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker.
Gökten ecdat inerek o pak anlı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi.
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın.
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber.
Sana avucunu açmış duruyor Peygamber
16.03.2007
Mustafa DEMİR
|

|
İSRAF
Muhterem Müslümanlar!
Gereksiz amaçsız ve yararsız yere mal, zaman ve benzeri harcamalar yapılmasına ve tutumsuz davranışlarda bulunulmasına israf denir. İsraf Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de yasakladığı çirkin bir davranıştır. Fakat Kur2an ahlakından uzak yaşayan pek çok insan için, sınır tanımaz bir şekilde para harcayıp, sonra bununla övünmek sözde bir prestij kaynağıdır. Bu kişilerin tutumu Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
“O: “Yığınla mal tüketip yok ettim.” Diyor. Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi zannediyor?” Bu ayette bildirildiği şekilde, bir gaflet içinde olan kişilerin, göz ardı ettikleri bir gerçek bulunmaktadır: Yüce rabbimiz dünya hayatında insana, kendi bedeninden soluduğu havaya, yediği yemekten, kullandığı teknik aletlere kadar sonsuz nimetler nasip etmiştir. Gökte ve yerde bulunanları onun emrine vermiş, görünür ve görünmez nimet ve rızklarını onun kullanımına vermiştir. İnsanlara düşen bu nimetleri Allah rızası için ölçülü bir biçimde kullanmak ve israftan kaçınmaktır.
Allah israf edenleri sevmez. Allah Kuran’da israfı kullarına haram kılmış ve israf edenleri sevmediğini kullarına bildirmiştir:
“Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez”
İsraf edenler için ayette şeytanın kardeşi ifadesi kullanılmaktadır: “… İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü o saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşi olmuşlardır; şeytan ise rabbine karşı nankördür.” Şeytanı en büyük düşman edinen Müminlerin bu ayet gereği, israf konusunda özel bir titizlik göstermeleri gerekir.
Müminler ellerindeki her şeyin kendilerine Allah tarafından verilmiş bir nimet olduğunu, hiçbirinin asıl sahipleri olmadıklarını unutmazlar. Fedakarlık yapmaları gerektiği zaman da sahip oldukları her şeyi Kuran’da emredildiği şekilde harcar, ancak gereksiz bir harcama olacağı, zaman tekbir kuruşu bile israf etmekten sakınırlar. Çünkü Allah Kuran’da Müminlere, ihtiyacı olan kimselere mallarından vermelerini ancak saçıp-savurmamalarını emretmiştir.
Değerli Müminler!
Zaman, Allah’ın bizlere verdiği çok büyük bir nimettir. İnsanlar dünya hayatında, kendilerine tanına süre içinde Allah’ı razı edecek davranışlarda bulunmayı ve Ahiretteki büyü cennet nimetlerine kavuşabilmeyi hedefler. Eğer kişi zamanını, Allah’ın rızasını hedefleyen işler yapmak yerine, boş şeylerle geçirirse bu zaman nimetini israf etmiş olur. Bugün maalesef pek çok insanımız kahvehanelerde oyun masaları başında boş yere zamanlarını harcamaktadırlar.
Sevgili Müminler!
Sağlık da Allah’ın insanlara sunduğu büyük bir nimettir. Kişi, Allah’ın dünya hayatında kendisine emanet olarak verdiği bu bedene en iyi şekilde bakmakla ve Allah rızasını arayarak ömrünü geçirmekle yükümlüdür. Sağlığı veren elbette Allah’tır. Ancak kişi bu bedene sağlıklı bakmak için, temiz ve sağlıklı yiyecekler yiyerek sebeplere sarılır, bu onun fiili duasıdır. Bedenine gerekli özeni göstermemek, sağlığına zarar verecek yiyecek ve içecekleri tüketmek de bir anlamda sağlığının israfı olur. Sigara ve içki içerek vücuda zarar vermek sağlık açısından en büyük bir israftır.
Aziz Müminler!
Yiyecek, içecek ve giyim-kuşam konusunda yapılan israfta dünyamızın dengesini bozan en büyük yanlışlıklardan biridir. Dünyadaki mevcut besin kaynakları her insanın, günlük ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Ama buna rağmen dünyada halen sekiz yüz milyondan fazla insan açlık çekmektedir. Bugün dünyanın kimi ülkelerinde, kişisel çıkarlar uğruna ve sadece ürün fiyatını arttırmak amacıyla kamyonlar dolusu sebze ve meyve çöpe atılıp israf edilmektedir. Dünya üzerinde israf edilen bu ürünlere muhtaç olan ve açlık sınırında yaşan insanların varlığı ise hiç hesaba katılmamaktadır. Allah mevcut kaynakların akılcı ve verimli biçimde kullanılmasını, iyi planlama yapılmasını ve verilen nimetlerin hakkını vermeyi öğütlemiştir. Lokantalarda evlerde tabak tabak yiyecekler, kilolarca ekmek, meyve, sebze kolayca çöpe atılabilmektedir. Oysa Allah israfın küçük büyük demeden her türlüsünü haram kılmıştır.
Hutbemi yukarıda okuduğum ayeti kerimenin mealiyle bitiriyorum: “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.
09.03.2007
Fettah GÜLER
|

|
EKSİK ÖLÇMEK VE NOKSAN TARMAK
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz fert ve toplum için faydalı her şeyi emretmiş, zararı dokunan her şeyi de yasaklamıştır.
Başkasına ait olan bir malı çalmak, hak etmediği bir şeye el uzatmak yalan söylemek, hile yapmak nasıl haramsa; ticaret ve alış verişte” eksik ölçmek ve yanlış tartmak da dinimizde haram ve yasak kılınmıştır.
Bu hususta Cenabı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ölçüde ve tartıda hileye düşenlerin vay haline! Onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman, tastamam alırlar da onlara ölçek ve tartı ile verdikleri zaman ise eksik ölçen ve tartanlardır. Sahiden onlar büyük bir gün için dirilteceklerini sanmıyorlar mı? O gün insanlar, Alemlerin Rabbi için (O’na hesap vermek için kabirlerden ) kalkacaklar.”
Alışverişte hile yollarına sapanlar, noksan ölçmek ve tartmak suretiyle başkalarının hakkına tecavüz edenler, ne yazık ki bu davranışlarıyla, kendi servetlerinin bereketlerini kendileri kaçırırlar, bu kimseler ergeç fakirlik ve zillete düşerler, dünyada rezil ve perişan olurlar.
Ahirette ise: Ayet-i Kerimede belirtildiği üzere huzuru ilahide hesaba çekilerek hak ettikleri müthiş cezaya çarpılacaklardır.
Bir gün İbn-i Ömer (R.A.) bu ayetleri okuyordu: “O gün insanlar, âlemlerin Rabbi için ( hesap vermeğe ) kalkacaklar” ayetine gelince kendini tutamadı, ağlamaya başladı, ahirette hesap vereceğini düşündükçe hıçkırıkları artıyordu ve kendisinde bu sureyi tamamlayacak takat kalmamıştı.
Aziz Kardeşlerim!
Mümin; meşru kazanç yollarından elde ettiği helal ve temiz rızkla gıdalanmak, cebine ve kasasına giren paraya; midesine ve mutfağına giren yiyeceğe dikkat etmekle mükelleftir.
İşçi ve memur; görevinde devamlı dürüst olacak, vazifesini ihmal etmeyecek; gereksiz izin ve raporlarla mesai gününü heder etmeyecektir. Görevinde şuurlu ve verimli olacak; yaptığı işi, ibadet anlayışı içinde yapacak, aldığı ücret ve maaşı hak etmiş olacaktır.
Muhterem Mümin Kardeşlerim!
Haram yiyenler sadece eksik ölçüp; noksan tartanlar değildir. Alış veriş ve ticarette şiddetle kınamamız gereken, çirkin ve haram olan başka şeyler de vardır. Bunlara kısaca temas edelim:
Ağır basması için; bir malın üzerine su dökmek veya sulandırmak; iyisini üste kötüsünü alta döşeyerek satmak, sattığı malın ayıbını gizlemek, malı fahiş karla satmak, pazarlık arasına girerek; alış verişi bozmak, yemin etmek, hile yapmak, ölçerken noksan ölçmek gibi davranışlardan sakınalım. Terazi ve ölçümüzü doğru olarak kullanalım.
23.02.2007
Şuayip AÇIKGÖZ
|

CUMA
Muhterem Müminler
Dinimizin farz kıldığı ibadetlerden biride Cuma Namazıdır.
Cuma Namazı buluğa ermiş akıllı ve erkek olan, Cuma namazına gitmeye dini bir engeli bulunmayan her Müslüman’ın üzerine farzdır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle emretmiştir. “Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. namaz kılınınca artık yeryüzünde dağılın ve Allah’ın lutfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. Peygamberimiz (SAV) hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır. Üzerinize güneş doğan en hayırlı gün Cuma günüdür. Hz. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu, yine o gün cennetten çıkarıldı.
Aziz Müminler!
Ayeti Kerime ve hadisi şerifler gösteriyor ki, Cuma namazı kılmak şartlarını taşıyan her Müslüman üzerine Allah’ın kesin emridir.
Mesleği, iş ve makamı ne olursa olsun, bu emri yerine getirmek her Müslüman’ın hem hakkı hem de görevidir. Bilindiği gibi, ülkemizin pek çok yerinde, Cuma saati iş saatine denk geldiği için birçok Müslüman kardeşimiz ya namaza gelmemekte veya geç kalma endişesi ile huzurlu bir ibadet yapamamaktadır.
Değerli Müminler!
Cuma namazı 10 rekâttır. İlk dördü sünnet, ikisi farz, son dördü sünnettir. Bugün bazı kardeşlerimizin cumanın farzından sonra, son sünneti kılmadan, camiyi terk ettiklerini görmekteyiz. Bu hareket yanlıştır. Dört rekât son sünnet kılınmalı, tespih çekilmeli, dua edilmelidir. Unutmayalım ki, Cuma saati, duaların en çok kabul edildiği bir andır.
Değerli Müminler!
Cuma namazına giderken mümkünse boy abdesti almak, tırnakları kesmek, güzel elbise giymek, alkolsüz güzel kokular sürmek, imkânımız ölçüsünde camiye erken gelmek, Cumanın adaplarındandır. Cuma hutbesi okunurken, sessizce dinlemeli ve kesinlikle konuşulmamalıdır.
O Halde Aziz Müminler!
Üzerimize farz olan Cuma namazlarımızı aksatmadan kılalım. Cumanın rahmet ve faziletinden nasibimizi alalım. Müslümanların dünya ve ahiret hayatlarına ışık tutan ve cumanın sahih olmasının şartlarından olan Cuma hutbesini dikkate dinleyelim ve söylenenlerle amel edelim. Cuma namazlarına devam etmek suretiyle Peygamber Efendimizin şu hadisi şerifinin müjdesine erelim. “Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra cumaya gelir ve hutbeyi sessizce dinlerse, o kimsenin üç gün ziyadesiyle, bu cumadan diğer cumaya kadar olan küçük günahları mağfiret olunur.
16.02.2007
Yusuf IŞIK
|

İSLAMİYETTE TOPLU YAŞAYIŞ ESASLARI
Hakikatli Muhterem Müslümanlar!
Mukaddes dinimiz İslamiyet, en mükemmel içtimai kaideler mecmuasıdır. Toplum hayatın huzuru ve refahı için miminler arasına koyduğu müşterek vazifelere hakkıyla riayet edildiği takdirde, bütün müminler birbirleriyle öyle kaynaşır ve birleşir ki, hiçbir kuvvet onların bileğini bükemez.
Müminlerin nacak kardeşçe yaşamalarını birinci şart olarak bildirmiştir. “Müminler ancak kardeştirler.” Hükmü ile bağlanmıştır.
Birbirlerinin kader ve neşelerine ortak olmalarını, imanın kemal şartlarında saymıştır. Müslümanlık, kendi menfaati için başkalarının zararını isteyen Müslüman’ı, Allah’ın azabıyla korkutmuştur.
Cemiyet ahlakını bozacak hareketlere yol açanları, en zararlı insanlar olarak bildirmiştir. Komşular arasına koyduğu karşılıklı vazife ve hürmet bağları ile komşu hakkına riayet ve iyi geçinme esaslarıyla komşular arasına sevgi ve saygı temellerini atmıştır. Müslüman’ın canı malı, ırzı haram kılınmıştır. Her türlü tecavüz ve taarruzdan masum tutulmuştur. Yardımlaşmak ehemmiyetle emrolunmuştur.
Bu İslami kaidelere riayet edilmeyen toplulukta huzurla yaşamaya imkân kalmaz. Kimsenin kimseye itimadı olmaz. Emniyet ortadan kalkar. Huzursuzluk hüküm sürer.
Cemiyetin böyle huzursuzluğa düşmemesi için de daima dini esasların tekrar edilmesini, sık sık nasihatler verilmesini, cemiyetin her fırsatta ikaz edilmesini emretmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de buyrulmuştur ki: “(Ey Habibim, Ey ümmeti Muhammed), Sizin içinizde öyle hayırlı bir cemaat bulunsun ki, onlar (insanları) hayra ve iyiliğe davet etsinler, kötülüklerden nehyetsinler. İşte felaha erenler onlardır.”
Muhterem Müslümanlar!
İçinde yaşadığımız cemiyette, hepimize düşen vazifeler vardır. Hepimiz bu vazifeleri yapmakla mükellefiz. Çünkü hepimiz bu vazifelerden sorulacağız. Cemiyet içinde zuhur eden kötülükler, hangimizin vazifesinden çıkmışsa, hangimizin vazifeyi ihmal etmesinden doğmuşsa, hangimizi alakadar ederse, mesuliyeti o nispette hepimize aittir. Bunun ehemmiyetini çok iyi bildiren şu hadisi şerif, hakikaten bizim vazifelerimizi izah ediyor: “Sizden biriniz bir fenalığı görürse eliyle ona mani olsun. Buna gücü yetmezse diliyle men etsin, buna da gücü yetmezse, kalbiyle buz etsin. ( Fenalığa razı olmasın.) Fakat kalp ile buz imanın en zayıfıdır.”
Yine buyurmuştur ki: “insanlar bir fenalığı görürler ve ona göz yumarlarsa, (razı olurcasına hareketsiz kalırlarsa) Allah Teâla hepsine birden azap eder.” Şu halde, toplu yaşayışın başlıca ihtiyacı, huzur bozan fenalıkların önlenmesidir. Bunun için de bütün Müslümanlar dinen vazifelidirler. İşte Cenabı Hak da buyurmuştur ki: Mealen dinleyelim: “Ey müminler, siz (fert ve cemiyet olarak) kendi nefsinizi ıslah ediniz. Zira siz hepiniz doğru hak yolda bulunursanız, sapıklar (ve ahlaksızlar) size hiçbir zarar veremezler. Nihayet hepiniz Allah2ın huzuruna varacaksınız. Orada bütün yaptıklarınızı Allah size bildirecektir.”
09.02.2007
Hüsamettin ARSLAN
|

ANNE, BABA VE YAŞLILARA HÜRMEK
Muhterem Müslümanlar
Anne ve babamız başta olmak üzere; öğretmenlerimiz ve yaşı bizden ileri olan, bütün büyüklerimize, hürmet ve hizmette kusur etmemek, dinimizin bizlere kesin emredir.
İhtiyarlarımız, hepimiz için birer nimettir. Onlar, bize sevap kazanmamıza ve ilahi lütuflara ermemize sebep olurlar.
Peygamber efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belalar sel gibi üzerinize dökülecekti. İhtiyarlar, belanın def sebebidir.
Sevgili peygamberimiz (S.A.V.), şöyle buyuruyor: 40 yaşına ulaşan Müslüman bir kulun, Allah, hesabını hafifletir. 60 yaşına vardığında, Allah, ona tövbe etme nimetini lütfeder.70 yaşına vardığında, gökyüzü ehli onu sever. 80'ine vardığında, iyiliklerini sabit tutar, kötülüklerini siler. 90' ına vardığında, Allah, onun geçmiş ve gelecek günahlarını af eder. Ailesine şefaatçi kılar ve gökyüzünde Allah’ın yeryüzündeki esiri, diye yazılır.
Muhterem Müslümanlar
İşte, ihtiyarlığımıza ve ihtiyarlarımıza böylesine lütuf ve imkânlar vardır.
Bir genç, yaşlı birine hürmet ederse, yaşlandığında, Allah da ona hürmet gösterecek insanlar yaratır. Buyuran peygamber efendimiz (S.A.V.), gençliğinde yaşlılara hürmet eden birinin, yaşlandığında da aynı muameleyi göreceğini bildirmektedir.
Aziz Müminler
Küçüklüğümüzde bizleri adım atmaya alıştıran, şefkatle başarımızı okşayan büyüklerimizi, evimizin ve gönlümüzün başköşesinde oturtmak, tanıyalım, tanımayalım onlara hürmetle her yerde yer ve öncelik vermek ve onların gönüllerini hoş etmek, hem insani, hem de, İslami görevimizdir. Hatta borcumuzdur.
Peygamber efendimiz (S.A.V.) büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden değildir, buyurarak, bu konuda hepimize önemli bir ihtarda bulunmuşlardır.
Dün bizler büyüklerimize muhtaçtık. Bugün, belki onlar bizlere muhtaçtır. Yarın, biz ise çocuklarımıza muhtaç olacağız. Unutmayalım ki büyüklerimizi kaybettiğimiz zaman bir daha bulamayacağımız nimetlerimizden mahrum kalırız. Kaybetmeden kıymetlerini bilelim.
Muhterem Genç Kardeşlerim
Yaşlılara ve büyüklerimize göstereceğimiz hürmet, onlardan çok bizi yükseltir. Görüş farklılığı, meşrep değişikliği, siyasi tercih ayrılığı yüzünden kimseye saygısızlık etmeyelim.
Muhterem Müslümanlar
İnsan yaşlandığında fiziksel olarak zayıflar. Yukarıda okuduğum Ayeti Kerimde şöyle buyurur.
Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz. Hala düşünmeyecekler mi? Buyurmuştur. Şimdi onlar hürmet ve hizmete muhtaç, yarında, bizler aynı şeylere muhtaç olacağız. Hürmet edersek, hürmet görürüz. Bu sebepten dolayı, ana- babalarımız başta olmak üzere, bütün büyüklerimize, bize ilim öğreten öğretmenlerimize, hürmette ve hizmette kusur etmeyelim hürmet edelim ki, hürmet görelim. Hizmet edersek, hizmet görürüz
12.01.2007
Hamza POLAT
|

İNSAN HAKLARI
Değerli Müminler!
İslam dini yaratılmışların en şereflisi olan insana büyük değer vermiştir. İnsanlık ortaçağ karanlıklarında cehalet, vahşet içerisinde yüzerken, İslam’ın getirdiği ilkeler ve ahlaki değerler, bu takdiri haklı çıkaracak güçtedir. Kur’an-ı Kerim ve onu tebliğ eden Hz. Muhammed (S.A.V.) hep insana saygıyı tavsiye etmişler, kime karşı olursa olsun zulmü yasaklamışlardır. Yüce Allah, her şeyden önce insanı yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere yaratmıştır. Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi… Ayeti bu hususu ifade etmektedir. Böylesi ağır ve şerefli bir görev sadece insana verilmiştir. Evrende başka bir varlığın bur tür bir fonksiyonundan söz etmek mümkün değildir. Yine “Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” Ayetiyle, insanın yaratılışında bir güzelliğin hedeflendiği vurgulanmıştır.
Aziz Müminler!
İnsanın hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için vazgeçilmez temel hakları vardır. Din, can, akıl, namus ve mal güvenliği bu hakların en önde gelenleridir. Bu haklar, inanç, cins ve ırk dikkate alınmaksızın dokunulmazdır. Peygamber Efendimiz meşhur veda hutbesinde “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; beyazın siyah üzerine, siyahın da beyaz üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” Sözleriyle insanların eşitliğini ifade etmiştir. Temel haklar insanı insan yapan değerler bütünüdür. Bu yüzden insanlık âlemi, tarih boyunca bu değerleri elde edip muhafaza etmek için canlarını dahi göz kırpmadan feda etmişlerdir. Onurlu bir hayat için tarih boyunca insanlık hakikaten ağır bedeller ödemiştir, ödemeye de devam etmektedir. Bugün yüksek sesle telaffuz edilen insan haklarının her birine ulaşmak için hayat haklarını âdete diğer insanlara feda eden hak, adalet sembolü kahramanları unutmamak gerekir.
Değerli Müminler!
Kuran’a ve Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)’e gönül vermiş kimseler olarak insan haklarına saygı gösterelim. İhlal ettiğimiz her insan hakkından Allah katında hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Allah Peygamberi; “kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir haksızlık varsa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi taktide, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahlarından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.” Buyurmaktadır. Hal ve hareketlerimizi bu doğrultuda yeniden gözden geçirelim. İnsan haklarına saygı göstermenin dini bir görev olduğunu unutmayalım.
05.01.2007
Ergün BALCIOĞLU
|

KURBAN BAYRAMIMIZ
Aziz Müminler!
Müslümanlık bilincimizi yenileyen, millet olma irademizi canlı tutan; birlik beraberlik ve kardeşlik duygularımızı pekiştiren, yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan Kurban Bayramına bizleri yeniden kavuşturduğu için, Yüce Rabbimize hamd ediyor, Sevgili Peygamberimize salât ve selamlarımızı arz ediyoruz.
Muhterem Müslümanlar!
Kurban ibadeti, Kur’an-ı Kerim’de ilahi simge ve dini sembollerden biri olarak ifade edilmekte, kurban kesme işlemi başlı başına bir kulluk davranışı olarak öngörülmektedir. Bu bakımdan Kurban Bayramında: bayram namazından sonra kurban kesmek, dini bir görevdir. Mukim ve zengin olan her Müslüman Allah’a yakın olmak ve onun sevgisini kazanmak niyetiyle Kurban kesmelidir. Yüce Rabbimiz Kevser Suresinin ikinci ayetinde: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” Buyurmuş. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’de: Âdemoğlu kurban bayramı günlerinde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” Hadis-i şerifi ile bu ibadetin önemini vurgulamışlardır. Hac Suresinin 37. Ayetinde ise; “ Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Lakin ona ulaşan yalnız sizin takvanızdır.” Buyrularak her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de samimi olmanın ve Yalnızca Allah’ın rızasını gözetmenin ne kadar büyük bir önem arz ettiği özellikle belirtilmiştir.
Saygıdeğer Müminler!
Kurban ibadeti; kişiye gerektiğinde malını ve canını Allah yolunda feda edebilme bilincini ve servetini başkalarıyla paylaşabilme ahlakını kazandırır; onu cimrilik hastalığından, dünya malına aşırı tutkunluktan kurtarır. Zengin ve fakirleri birbirleriyle kaynaşmalarına ve bayram boyunca fakir ve yetimlerin sevinmelerine vesile olur. Kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutup, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkı sağlar. Ekonomik hayatı canlandırır. Ayrıca dünyanın değişik bölgelerinden dilleri, renkleri ve ırkları farklı olan milyonlarca Müslüman’ın haccetmek niyetiyle bir araya gelerek Hac ibadetini bugünlerde yapıyor olmaları da Kurbana ve Kurban Bayramına farklı bir mana yükler.
Değerli Kardeşlerim!
Bayramlar, sevinçlerin paylaşıldığı, kalplerin yumuşadığı, akraba ve komşuların ziyaret edildiği, yetimlerin sevindirildiği, misafirlerin ağırlandığı mutluluk, sevinç ve ibadet günleridir. Bu nedenle geliniz hep birlikte sevgi, yardımlaşma ve dayanışma günü olan bu Kurban Bayram günlerinde; ana babalarımızı, akrabalarımızı, yaşlıları, kimsesizleri, eş dost ve komşularımızı ziyaret edip bayramlarını tebrik edelim. Varsa aramızdaki dargınlıklara, küskünlüklere son verelim. Kendi çocuklarımızı sevindirirken; boynu bükük yetimleri, çocuklarına bayram hediyesi alamayan yoksulları, hatta; ekmek parası bile bulamayan fakirleri unutmayalım. Keseceğimiz kurbanların etlerinden fakir ve yetimlere dağıtalım. Bu arada ahirete göç etmiş olan yakınlarımızı ve bütün Müslümanları da hayırla ve fatihalarla analım.
Kurbanlarımızı yalnızca Allah rızası için keselim. Kesim işlemini kurbanlıklara eziyet etmeden gerçekleştirelim. Ehil olmayan kimselere kurban kestirmeyelim. Çevre temizliğine ve halk sağlığına duyarlılık göstererek kurban atıklarını gelişigüzel yerlere atmayalım. Keseceğimiz kurbanlarla birlikte; bizi Allah’a hakkıyla alıkoyan nefsimizin kötü arzu ve isteklerini de kontrol altına alalım. İslam’ın temel ahlaki prensipleriyle bağdaşmayan söz ve davranışlara hayatımızda asla yer vermeyelim. Arife günü sabah namazından başlayan ve bayramın dördüncü günü ikindi namazında son bulacak olan teşrik tekbirlerini, her farz namazın sonunda getirmeyi de unutmayalım. Bu duygu ve temennilerle kurban bayramınızı gönülden tebrik ediyor; Yüce Rabbimden bu bayramın bize ülkemize İslam Âlemine ve tüm insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini niyaz ediyor, hayırlı bayramlar diliyorum.
31.12.2006
Hüsamettin ARSLAN
|

KURBAN BAYRAMI
Muhterem müminler
Önümüzdeki pazar zilhiccenin 10. günü. Yani Kurban Bayramıdır. Onun için sizlere kısaca kurbandan bahsedeceğim.
Kurban: Allah’a yaklaşmak maksadıyla Allah rızası için kurban bayramında kurban niyetiyle kesilen hayvanlara denir. Kurban kesebilmek için; hür mukim, Müslüman ve zengin olmak gerekir. Bir hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.“Kudreti varken kurban kesmeyen kimse, bizim namaz sabahımıza yaklaşmasın.” Peygamberimiz Allah’ın verdiği mal bolluğu içinde iken Allah yolunda. Onun rızası için bir kurban kesmeme cimriliği gösteren kimsenin İslam topluluğunda yerini almadığını beyan etmişlerdir. İslam dini yalnız ahiret hayatına taalluk eden meseleleri ele almaz, dünya hayatına gelen tüm canlıları ve yaşayışlarını insanların birbirlerine karşı görevlerini de ele alır. İslam’ın her koyduğu kaidede de insan hayatı için mutlaka bir yararı vardır.
Aziz Müminler,
Kurban edilecek hayvanlardan maksat; deve, inek, koyun ve keçidir. Kurbanlar bayramın 3. akşamına kadar kesilir. Kurban günleri içinde mutlaka kan akıtmak şarttır. Kurban niyetiyle para vermek caiz değildir. Kurbanların Müslüman biri tarafından kesilmeli ve kesilirken muhakkak “Bismillahi Allah’u Ekber” denilmesi şarttır. Mümin olduğu halde kasten besmeleyi terk eden kimsenin kestiği hayvan mundardır, yenilmez. Unutmak suretiyle kesilirse hayvanın etini yemek “caizdir”. Kurban etini üç kısma Ayırmak müstehaptır. Üçte birini aileye diğer üçte birini fukaraya sadaka kalan kısmını akrabaya, konu komşuya hediye etmek uygundur. Allah’ı itam ediniz buyurmaları, bu güzel taksimata işarettir. Hz. Ayşe (R.A)’ dan rivayet edildiğine göre“Kurban bayramında Allah’ın rızası için kan akıtmak kadar Allah indinde sevimli bir ibadet yoktur. Kıyamet gününde kesilen kurbanların kanı boynunuzu, tüyleri, kemikleri terazide tartılır ve kurban sahibine kurtuluş hediyesi olarak verilir.”Diğer bir hadisi şerifte “sahabeler Peygamberimize şöyle sordular: Ya Resulullah kesilen kurbandan bizi ne var? Peygamber efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu: Her bir kılıç için bir hadise ve akan kan için bağış vardır.“Yine Hz. Ali ise (R.A) rivayet ettiğine göre Kesilen kurbanın her damlası günahların marifetine vesile olur. Bu müjdeli haberler karşısında nasıl olurda Müslümanlar kurban kesmezler? Ey! Hali vakti yerinde olan Müslümanlar mealen okunduğu hadisi şeriflerden ilham, alarak fakirlere muhtaçlara karşı katı yürekli bulunmayınız. Onlara acıyınız kendimizi bir defa olsun onların yerine koyalım ve düşünelim. Hele bayramlarda onları daha ziyade koruyalım. Bu sadece onlar için fayda değil bizim içinde kazançtır. Çünkü bütün iyiliklerin, ibadetlerin faydası hep döne dolaşa yapılırsa gelir. Bunu da asla hatırdan çıkarmayalım.
O Halde Muhterem Müslümanlar
Hutbemin başında okumuş olduğum ayeti kerimenin mealiyle bitirmek istiyorum.
“Her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık ki Allah’ın rızık olarak verdiği hayvanların üzerine onun adını ansınlar diye. Sizin Rabbiniz bir tek Allah’tır. Ona teslim olan, sen muti ve mütevazı olanlara müjdeyle:
Aziz müminler,
Önümüzdeki Pazar sabah namazının farzından sonra başlayıp dördüncü günü ikindi namazı farzında biten teşrik tekbirlerini de unutmayalım.
29.12.2006
Kadir KESKİN
|

|