“Paylaşılan, Çoğalır”
“Kardeşinin salını karşıya geçirmesine yardım et, göreceksin ki sen de karşıdasın.” İşte yardımlaşma böyle bir şey, muhtaç olan insanlara karşı yapabildiğin en iyi yardımı yapmak.
Biz, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diyen bir Peygamber’in ümmetiyiz. Ve bu ümmette olduğunun farkında olan bazı toplulukların kurmuş olduğu vakıflar sayesinde, yardımsever insanlar ve Hz. Muhammed (sav)’in ümmeti olduğunun farkında olan diğer insanlar muhtaç olan kardeşlerine karşı ellerinden gelen yardımı yapıyorlar. Vakıf; sözlükte hapsetmek ve alıkoymak demektir. Fakat kök anlamının kapsamı giderek genişlemiş ve bir malın gelirini, sürekli olarak, yoksullara tahsis etmek anlamını kazanmıştır. Vakıf; hukuki bir bölüm olarak, kendisinden yararlanmak mümkün ve caiz olan bir malı, devamlı Allah(c.c.)’ın mülkü olarak kullanılmak üzere temlikten menetmek ve kazancının bir mülkiyetten çıkıp Allah’ın mülkü haline gelmesidir. Vakıflar çok eskilere dayanmaktadır. İslam’dan önce Arabistan’da bulunan en eski vakıf, Mekke’deki Kâbe’dir. Kur’an’da vakıfla ilgili olarak; “Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz.” ayeti inmiştir. Bu ayetten sonra Ashab-ı Kiram’dan Ebu Talha; “Rabbimiz bizden, mallarımızı kendi yolunda harcamamızı istiyor. Ey Allah’ın elçisi! En sevdiğim “Beyruha” arazimi Allah için tasadduk etmek istiyorum.”demiş. Hz.Muhammed’in, araziyi yakın hısımları arasında taksim etmesini istemesi sonucu onu amcasının oğulları ve diğer bazı hısımları arasında taksim etmiştir. Bir Hint Atasözü: “iyi insanlar, tıpkı bulutlar gibi yalnızca vermek için alırlar.” diyor. Bugün iyi insanlar sayesinde yani bir bakıma vakıflar sayesinde yardıma muhtaç insanların yardımına koşuluyor, aç olanların karnı doyuruluyor, hasta olanlar şifa buluyor, sevgi arayanlar sevgiye kavuşuyor. “Son hesaplaşmada silahlı zalim, çıplak mazlumdan daha güçlü değildir.” diyen Sayın Celal BAYAR, yardıma muhtaç insanların hiç tanımadıkları yardımseverlerden büyük destek gördüklerini ifade etmiştir. Etrafımızda oldukça fazla insan var, aç uyumak zorunda olan, çocukları için kendini hiçe sayan ve zor durumda olan. “İyi bir insan olmak için hem iyi yaşamak, hem iyi yaşatmak gerekir.” Hiç kimse sadece kendisi için yaşayarak iyi biri olamaz. Bir kahramanlıktır; insanlık. Yardım ister, fedakârlık ve samimiyet ister. Vakıflar insanlara bunu açıklar ve aşılar. Hz. Ömer çok sevdiği bir araziyi vakfedişini şöyle anlatır; “Allah’ın elçisine; Hayber topraklarının taksimi sonucu, ömrümde sahip olmadığım güzel ve değerli bir arazi bana isabet etti, bu konuda ne buyuruyorsunuz?” dedim. Hz. Peygamber’de: “İstersen malın mülkiyetini elinde tut, semere ve gelirini ise yoksullara tasadduk et.” buyurdu. Ben de arazimi; satılmamak, bağışlanmamak ve mirasa da geçilmemek üzere yoksullara, miskinlere, yakın hısımlarıma, yolda kalmışlara, Allah yolunca savaşanlara ve azatlık anlaşması yapan kölelere vakfettim.” Vakıflar, yardım etmenin, insanları mutlu etmenin, düşeni gördüğün anda kollarını açmanın o tarif edilmez güzelliğini yaşatır insanlara ve insanlığa. Bir Danimarka Atasözünde: “kendi ışığıyla başkalarını da aydınlatan bir şey yitirmez.” diyor. Evet, bir mumun aleviyle başka bir mumu yaksanız diğer mum ışığından hiçbir şey kaybetmez. Vakıflarla birlikte günümüzde kendi ışığını paylaşan birçok insan sayesinde karanlıklar yavaş yavaş aydınlanmaya başlamaktadır. “Paylaşılan, çoğalır.”
Bugün ne kadar şükran iletsek, yardımsever insanları bir araya toplayan kuruculara, azdır. Onlar öyle insanlar ki; “Veren unutmalı, alan ise sonsuza dek hatırlamalı.” Fikrini dünyaya aşılıyor, veren elin alan elden üstün olduğunu tüm insanlığa yaşama fırsatı veriyor.
“Veren el, alan elden üstündür.”
* Kaynakça:
— İslam Ansiklopedisi
— Ana Britannica
Sercana YÜCE
Anadolu İmam-Hatip Lisesi
A1/A - 81 |