YANLIŞ OLAN NE?
Doğarken ağladık, ölürken inledik diye mi hayat bu kadar zalimleşti gözümüzde? Bu yüzden mi hayattan korkar, kendimizden kaçar hale geldik? Hedef mi belirlemedik de uçurumun kıyısına hızla sürüklendik? Yoksa ufuk çizgisimi kandırdı bizleri? Günahlarımızdan kaçmaya çalışmadık diye mi kadere yenik düştük? Hayallerimizi sınırlandırmadık diye mi hayatla yüzleştiğimizde hep hayal kırıklığı yaşadık? Ve hayata hazırlıksız yakalandık diye mi sudan çıkmış balıktan farkımız kalmadı?!
Hayır! Aslında bütün bunları; çoğu zaman kalbimize söz geçiremediğimiz, onun hayatımıza yön vermesine ses çıkarmadığımız, hayatı sevmediğimiz, hayatla yüzleşmeyi bilmediğimiz için yaşadık. Belki de sevmeyi bilmediğimiz için bu hale geldik! Sevemedik insanları yalnızca insan oldukları için. Hep bir çıkarımız olduğunda yaklaştık insanlara. Ve bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız kalmaktan kaçamadık. Korktuk koşulsuz sevgiyle bağlanmaktan. Böylece nefret etkisi altına aldı bizleri. İşte Bu sürükledi gölgemizi sonsuz boşluklara. Bu katılaştırdı kalplerimizi. Ve bu engelledi bitmeyen hayallerimizi.
Ve biz bütün bunlara rağmen hala yaşamak için savaşıyoruz, ölüm daha kolay geldiği halde. Yaklaşıyoruz insanlara, onları sevmediğimiz halde. Dualar ediyoruz hayallerimiz gerçekleşsin diye, gerçekleşmeyeceklerini bildiğimiz halde. Ve yine çaresiz kalıyoruz hayat karşısında, çarelerin bizde olduğunu bildiğimiz halde… |

İYİ Kİ VARSIN!
Dündü sanki hayatıma girişin. Dündü sanki bana bakışın. Ve benim de karşılık verişim endişeli gözlerle…
Ne çabuk geçti seninle zaman. Ne çok şey öğrendim anlattıklarından. Ve ne çok şey düşündüm bakışların sayesinde. Ben yoktum ki seni tanımadan önce. Ve kimse yoktu ki tıpkı benim gibi. Sen anlamlandırdın beni. Bana ben olmayı öğrettin bunca yıldır. Anlayamamıştım daha başında. Nasıl düşünebilirdim ki hiçbir şeyden habersiz, korkulu gözlerle bakınırken? Nerden bilebilirdim ki bu kadar önemli olacağını benim için. Çocuktum daha. Umurumda değildi ki hayat! Tek derdim biraz daha fazla çikolata yiyebilmekti belki de. Belki de si yok aslında. Öyleydi! Daha çok küçüktüm. Anneme “anne ben küçükken kaç yaşındaydım” diye soracak kadar küçük! Şimdi her şey ne kadar değişti. Ne çok şey biliyorum hakkında. Adının öğretmen olduğundan daha ötesini biliyorum. Işığımın sen olduğunu. Ve sevgi dolu olduğunu da… Her şeyin farkındayım.
Eskisi gibi çocuk değilim. Hem anneme de sormuyorum artık abuk sabuk soruları. Sen olmuştun ya bütün sorularıma cevap. İşte bu yüzden ihtiyaç duymuyorum uzun zamandır…
Çünkü fark ettim söylediklerinle dolu oluğumu. Şimdi ben yalnızca bir üyesiyim yeni nesilin. Ve aynı zamanda senin eserin diğer üyeler gibi…
Ama biliyorum, sen yetinmezsin bu kadarıyla. Başkaları da vardır hayatında. Biliyorum. Olmalıydı zaten. Hala çok kişiye aydınlık sağlayacak bir ışığın var çünkü. Görebiliyorum…
Ve son olarak şimdiye kadar söyleyemediğim bir şeyi söylemek istiyorum. “İyi ki benlesin” demek istiyorum. İyi ki benlesin ve iyi ki varsın öğretmenim…
|

| MELEK
Bir güneş doğmuş ayaklarımın altında Cenneti barındıran. Bir ışık doğmuş ruhumuzu aydınlatan ve bir peri sanki ismi anne olan.
Ne kadar sıcak bir yüreğe sahip kılmış yüce yaratan. Ne güzel bir melek kılmış başucumuza. Kapatınca gözlerimizi yanımızda bulunan. Daima bizim için yaşayan. Sıkıntımız olduğunda bizden çok ağlayan ne sevgi dolu bir yürek anne yüreği. Herkes nasibini almış bu sevgiden. Ben de almışım. Benim de bir meleğim var herkesin olduğu gibi. Benim ışığımın ayakları altında da var o Cennet. Benim annem de yüreklerin en güzeline sahip.
Anlatamam ki sahip olduklarımın değerini. Çünkü onun kadar değerli hiçbir şeyim yok. Sadece o var benim için. Onun kanatları doyuruyor beni. Onun varlığı ayakta tutuyor dizlerimi ve onun sevgisi ısıtıyor buz tutmuş yüreğimi. Onunla yaşıyorum adeta. Ama yine onun beni sevdiği kadar sevmiyorum onu. Ödenmez diyorum onun bendeki hakkı. Biliyorum; gerçeğin farkındayım. Hiçbir şeyin farkında olmasam da onun yüceliğinin farkındayım. Ondaki güzelliği görebiliyor gözlerim ve bakışlarındaki sevgiyi hissedebiliyor yüreğim.
Onun gözüyle en güzelim ben. Onun gözünde en değerli kişiyim ben. Benim için yaşıyor adeta. Hiç durmadan çalışıyor başucu meleğim. Yardımcı oluyor bana hayatın her bir anında. Dost oluyor bitmeyen dakikalarım da. Üstleniyor bütün sıkıntılarımı. Avucundaki bir lokma ekmeği benim için saklıyor. En iyisini düşünüyor benim için.
Onun ismi yok hiçbir yerde. İsmini bilmem gerekmiyor bile. Ben ona anne diyorum. Canım ciğerim diye karşılık veriyor sözlerime. Allah’ım ne büyük mucize. Sıcacık bir sevgi, sevgisi hiç bitmeyen bir yürek. Hayatımın anlamı Anne adlı bir melek. |

SEVGİ DENİLEN ŞEY
Uzaklarda aradık yıllardır
Aslında çarpan kalbi durdurmak değilmiş sevgi.
Bir dağın tepesinde ulaşılmaz bir kır çiçeği ise;
Hiç değilmiş.
İçtiğimiz suda, damarımızdaki kanda,
Odamızda, sokakta, bastığımız topraktaymış sevgi denilen şey.
Denizden çıkan yosun kokusundan daha keskinmiş.
Daha keskin ve daha özel.
O, aynaya baktığında başkasını görebilmekmiş çoğu zaman.
Dokunabilmekmiş gözyaşlarına,
Ve anlayabilmekmiş niye ağladığını.
Her günün doğuşunu ve batışını izlemek,
Çiçeklerin açışını sabırsızlıkla beklemekmiş.
Acıya dilsiz, engelleyene sağırmış.
O, yetinmekmiş, incitmemekmiş.
Her lahzada delice özlemekmiş.
Leyla’nın Mecnun’a varışıyken,
Öksüzünde ana kucağına hasretiymiş.
Cana can katmak, yola ömür adamakmış.
Bazen bir tebessüm, bazen bir matemmiş.
Bazen bir yangınmış, bazen onu söndüren suyu.
Bazen de kalplerde derin mi derin kuyu.
Belki bir gelin yüreği,
Belki de küçük bir çocuğun demir bileği.
Yaşatanı yürekmiş, yok edeni ölü.
Sevgisizlik, olmamalı kimsenin sonu…
|

SEVGİYE AÇ KALPLER
Dışarıda buz gibi bir hava vardı. Rüzgar insanı bir yılan gibi ısırıyor, ağaçlar bir o yana bir bu yana sallanıp duruyordu. Sokakta yukarıya kalkmış yakaları, ceplerinde elleri, mosmor dudaklarıyla yok denecek kadar az kişi vardı. Herkesin sıcak yerleri seçtiği belliydi. Sığınacak yerleri olmayanlar ise yine çaresiz kalmıştı hayat karşısında. Kimi zaman dondurmuştu onları buz kesen ayaz. Kimi zaman ise korkutmuştu zifiri karanlık.
Aslında sıcak bir yuvaydı tek istedikleri. Sıcak bir yuva, başlarını koyabilecekleri yumuşak bir yastık. Sevgiye açtı her biri. Güzel bir söze sıcak bir ele ihtiyaçları vardı sokak çocuklarının. Fazlasını istemiyorlardı bizler gibi. Ama şimdiye kadar tutanı olmamıştı ellerinin. Hatırlarını soran, onlara kucak açan ise sadece sokaklardı. Ve şimdi sokaklarda arkadan vuruyor sevgiyle dolu yüreklerini. Korkutuyor gözlerini sessizlik. Ve acı bir soğuk fısıldıyor bedenlerine rüzgâr. Sığınacak dallarını bir bir kırıyor hiç acımadan. Hayatı zalim kıldığı için ölüme yol veriyor hiç düşünmeden. Ama bütün bunlara rağmen onlar yine sokaklara mahkûm kalıyorlar. Ve kalmaya da devam edecekler. Ta ki bizler birer el uzatıncaya ve uzattığımız her elin bir yaşam kurtardığını öğreninceye kadar…
|

SEVGİYİ KAYBETTİK
Buz tutmuş yüreğimizle tutunmaya çalışıyoruz hayata, sanki hiç gitmeyecekmişiz gibi.
Üstelik kendimiz de değiliz artık! Değişiyoruz günden güne. Bizi üşüten soğuk değil, bizi üşüten uzak sevgiler. Birbirine çıkarı olduğu için bakan gözler. Komşusu açken tok yatabilen insanlar. Belki de bizler!
Nerden bilebiliriz ki? Biz değiştirmedik hayatı diyebilir miyiz? Sevgiyi kaybetmenin sebebi benim diyebilir mi içimizden her hangi biri? Ama bir diyebilsek. Kim bilir neler değişecek! Soğuk bakışlar yerini sevgiye, düşmanlıklar yerini dostluğa bırakacak belki de. Belki de dünya değişecek. Yaşamı anlamlı kılacak sevgiyle bakan gözler. Ama nerde???
Herkes kendi halindeyken mümkün olmuyor işte. Ne hale gelmiş insanlık kimse farkında bile değil. Karanlık aydınlıktan kaçar, yalan doğrudan kaçar ya işte biz de bunu yapıyoruz. Bizi biz yapan her şeyden kaçıyoruz. Karanlık olmasaydı aydınlığın bir anlamı kalır mıydı? Bizler de böyleyiz işte. Sevgisiz hiçbir anlamı olmayan insanlardan başka bir şey değil! Güneş de yalnız ama etrafa ışık saçıyor diye kandırıyoruz kendimizi. Biz biz olmaktan çıkmışız da çoktan, görmezlikten geliyoruz. Hâlbuki nasıl olması gerektiğini ne güzel dile getirmiş Aziz Nesin! Şöyle dökmüş duygularını bir parça kâğıda…
“Hepimizin aradığı huzur! Etrafına huzur saçan, gözlerinin için gülen insanlar olsun istiyoruz yanı başımızda. Hani şu eskilerin tabiriyle öyle dostlar, arkadaşlar arıyoruz ki, ömrümüze ömür katsın. Onları yalnız bu dünyada değil, öte dünyada da isteyelim.”
Ne güzel söylemiş öyle değil mi? Fakat biz hala tadını çıkararak sevgiyle yaşamak yerine her şeyi ıskalıyoruz hayatta!
Hayat, ah hayat… Utangaç bir gelin gibi kendini saklasan da ne kolaymış aslında seni yaşamak. Aslında zor olan herkesin yaptığı imiş yani. Yaşamak ve mutlu olmak yerine hayatı ıskalamak! Yani sevgiyle yaşamak yerine, yaşıyor numarası yapmak!!!
|

ARAYIŞ
Ey Nebiler Nebisi. Ey yüreklerde sönmek bilmeyen ateş. Her zaman mekânın efendisi, hiçbir sıfatın kendisini anlamaya yetmeyeceği güzeller güzeli. Âlemlerin Rabbinin elçisi. Biz o kabrin arkasından selamlamak isterken cenneti, yalnızca seni özlemek düşüyor payımıza, yalnızca seni aramak.
En çok sana ihtiyacımız var. Sen yokken güneşler battı, nehirler kurudu, uçan kuşlar başka diyarlara göç etti. Biz arayışların en güzelini yaşadık seni ararken. Aramak bile güzeldi seni. Sana ulaşanlardan hep dinledik hayatını. Sen bir daha yaşanmayacak destan oldun dilimize. Destanını söyleyen diller, dudaklar, kalpler coştu. Senin adın dudaklara bal, kaymak oldu. Senin boyanla boyandı bir kısmı. Biz hala solgun renklerimizle arayıştayız. Ve şimdi senin doğumunun yıl dönümü. Asırların her yılında, yılların her gecesinde sen anıldın ve sen her geçen gün güzellikler kattın içimize. Birikti, birikti ve sana ulaştık çaresizliğin, bitişin arifesinde. Sen bu gece doğdun. Sen bu geceye doğdun. Bu gece ay senin için doğdu. Yıldızlar geceyi senin için aydınlattı. Aydınlık günlerde seni bulduk ve her fırsatı senin için değerlendirdik sana doğru. Geceye doğan sen, bu çağa da doğdun. Adını söyleyenler heyecanlı ve gittiği yerden emin. Bir bayram havasında adının anıldığı yerler. Seni bulmakla yaşanan her gün ayrı mutluluklara eriştik.
Ve bu gece yine seni aramaya devam edeceğiz. Seni doğduğun gecede yeniden arayacağız. Bizi asırlar sonra da olsa boynu bükük bırakma. Ziyaret et evlerimizi, yanımızda soluğunu hissedelim. Sensiz ve sessiz ağlıyoruz gecelerde. Sessiz olmaktan korkan bizleri sensizlikte bırakma. Ne de olsa kalem çizemez sevginin portresini. Ne söylense sana dair eksik kalır şimdi… |

GEL NEVRUZ
Herkesin bir yağmuru vardır bir de rüzgârı. Al getir bu kalbi o uzak yağmurlara. Herkesin bir şiiri vardır bir de şarkısı. Al getir bu kalbi o uzak şarkılara. Herkesin bir akşamı vardır bir de sabahı. Al getir bu kalbi o uzak akşamlara.
Yaşama sımsıkı sarılmayı öğret insanlara. Bin kere tövbesini bozmuş olanlara hayatta kalmayı, hayatla barışmayı öğret. Bilirsin hayat zor şeydir. Sen zoru öğret onlara. En azından hayatı ucundan yakalayabilmeyi. Elinde olan her şeyi kaybetmiş olsa da, yeniden bulması için yelken açmayı öğret. Tongalda savaşı, kini, maddi çıkarları yakabilmeyi, yeniden tebessüm etmeyi öğret. Mutluluk fısılda kapılara. Zamanla öğrenecektir kahkaha atabilmeyi, derde ve açlığa karşı inadına inadına kadeh kaldırabilmeyi. Çünkü bunu gerektiriyor yaşamın acı yüzü. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak. Hep isteyip de bir gün yaparım diye ertelediğini ne varsa gerçekleştireceğim demeli. Her doğan günün, her dönen senenin ölüm yerine yeniden diriliş olduğunu anlatmalısın. Dünya büyük sancılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için. Devletler birbirinin yerine koyabilmeli kendilerini. Ağlayan birine “gül” inleyen birine “sus” dememeli. Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli. Bilirsin. Hiç düşmemişse el vermez kimseye kalkması için insan. Hiç çaresiz kalmamışsa dermanı olamaz dertlerin. Ağlamayı bilmiyorsa neşesizdir kahkahaları. Merhaba dememişse anlamsızdır elvedaları. Ne herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalısın. Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi insanın. Sen bunu öğretmelisin. Ağlayan, inleyen insanlığa karşı suskunluk yerine umut ekmelisin. Az gelişmiş bir ulusun çırpınışlarına umut, kanla parçalanmış bir ülkeye barış ve bütün insanlığa huzur getirmelisin.
Tüm bunlarla Gel Nevruz. Her şeyi bir tarafa bırakıp yılda bir kere de olsa hayata Merhaba demek için gel. Semeni ile bereket yağdır ülkeme. Sıkıntıları atalım. Biz gülelim, insanlık gülsün. Zamanla barışmamış için sana ihtiyacımız var. Bekletme de Gel Nevruz..
|

GÜL YÜZLÜ RESULÜM
Sana hasretim asırlardır. Sensiz yaşıyorum karanlıkların içinde. Aydınlık olmanı bekliyorum gecelerime. Kayboluyorum boşluklarda sen olmayınca. Üşüyorum yokluğunda, hatta boğulmak üzere çırpınıyorum günahlarımla.
Gül yüzlü Resulüm. Ağlamaktan nasır tutmuş yüreklere gülmeyi öğret ne olur. Uzaklaştır günahlardan ümmetini. Hasret bırakma bizi kendine. Asırlar önce doğduğun gibi doğ günümüze. O zamanlar aydınlattığın gibi aydınlat kalplerimizi. Bizlere de müjde ver cenneti haber verdiğin on sahabe gibi. Ve bize de bir tebessüm ne olur!
Bir bilsen sana olan sevgimi. İsmini anınca nasıl çarpıyor kalbim bir duysan. Ya da bir gelsen de bir görsen sana bakınca bambaşka gülecek olan gözlerimi. Ah bir gelsen. Gelsen de doya doya bir baksam nur dolu yüzüne. Ne kadar baksam da doyamam bilirim. Ama bir defa da olsa görsem o gül yüzünü Ey Nebiler Nebisi. Gel ne olur!
Yolunu göster bize. Bizde yürüyelim o yoldan. Biz de görelim cemalini. Dediler gelenler kucak açtığını. Bütün yeryüzüne rahmet saçtığını. Anlamayanın bu rahmetten kaçtığını. Ben anladım sana geldim Ey Resul! Şimdi sensiz geçen günlerime ağlıyorum. Aşkın ile yüreğimi dağlıyorum. Bazen bülbül olup sel gibi çağlıyorum. Aka aka sana geldim Ey Resul! Farkındayım hatam çoktur, kusurumu bilirim. Ama sensiz ölüyüm ben, ancak senle diriyim. Ey Resul yinede ben sana âşık ümmetinden biriyim. Yalnız bırakma sana âşık bizleri.
Doğ ne olur? Doğ da sönsün yine tapılan ateşler. Kuruyacaksa kurusun nehirler, yeter ki sen gel. Yıldızlar müjdelesin geldiğini yine. Melekler de gelsin seninle birlikte. Kurban olalım yolunda yeter ki sen gel. Gel de güneş senin için doğsun. Gel de yıldızlar geceyi senin için aydınlatsın. Gel de kalplerde senin için çarpsın bundan sonra.
Ne olur gel Ey Resul. Sana ihtiyacımız var hayatın her bir anında. Ümmetini sana hasret bırakma daha fazla. Gül yüzünle gel Resulüm. |

GÜNEŞ’E MEKTUP
Günler geçmek bilmezdi yokluğunda, geceler bir duvar gibi dikilirdi önüme. Hayat o zamanlar bir başka zalimdi. Bir başka bakıyordu yabancı gözler. Üzerimde yalnızlık ateşi yanıyordu sanki. Yalnızdım ve hiçbir şeyden habersiz. Suskunluklar içinde boğulup, hayat uçurumundan yuvarlanıyordum. Derin yaralar sarıyordu ruhumu. Sönmek bilmez bir ateşi yanıyordu içimde. Hayat, ağlarını örmeye başlamıştı o yaştan. Bense olduğum yerde çırpınıyordum. Çırpındıkça da batıyor, battıkça da hayat denen bu gemide karanlıklara gömülüyordum.
Ama sen geldin bir anda. Yüreğime umut ektin sanki. Sabah doğan güneşim, akşam batan güneşim oldun. Elimden daha evvel kimsenin tutmadığı kadar sıkı tuttun. Hayatın kızıl güneş önünde mavi yelken olduğunu öğrettin. Sevgi maviydi, mavi umut. Umut ise sen. Artık okyanusun derinliklerinde ki inci tanesi kadar özeldin benim için ve günbatımında denizlerden esen rüzgâr kadar güzel. İçimde bir sevgi vardı lekesiz, tertemiz. Ve içimde bir sevgi vardı uçsuz, bucaksız. Üstelik sadece bende değildim seni bu kadar seven, seninle hayat bulan. Elinden tuttuğun o kadar çok hayat vardı ki. Ve şimdi biz tek bir yürek olduk, sana sesleniyoruz. Dinle dudağımızdaki dualarla, dinle bizi öğretmenim…
İncitme gülleri, koparma dalından. Belki bir çığ tanesiyim yaprağında. Ezme çimenleri, geçme üzerinden. Belki de bir ot parçasıyım bahçende yeşeren. Açık bırak pencereni geceden, dolan güneşle beraber dolayım. Yıkama yüzünü kalsın geceden. İlk gün ışığıyla okşarım ben… |

IRAKTA YEDİ YAŞ
İnan çocuk! Bakışlarından okudum, Oyuncak düşlerinin bombalanışını. En pembe, en haylaz ve en güzel yedi yaşının yok oluşunu. Bakışların; Ülken kadar bombaladı içimi ey çocuk! Her şeyi anlattı bana gözlerin, Tek harfi bile atlamadan. Acıyı gördüm gözlerinde. Yalnızlığın, Hüznün, Ve yıkılan milyonlarca hayatın acısını. Yok olan geleceğin düştü aklıma ey çocuk! O küçücük yüreğine, O koskoca enkaz nasıl sığacak şimdi? Yeni yaşlarını nasıl tüketeceksin, Acılarla kavrulurken? Saklayamazsın, çabalama. Tüm dünya okudu bakışlarını. “Ey yüreklerine yerleşen mikroplara sarılıp, Vicdanına yama yapan insanlar! Hanginiz satır satır okuyabilir hayatı, O küçük yürek kadar? Hanginiz onun kadar ucuz yaşar? Hanginizin onun kadar pahalı düşleri var? Ve hanginizin düşleri onunkiler kadar uzak? Hanginiz sarıldı ölmüş annesinin cesedine? Ve hanginizin yüreği boyundan büyük? Söylesenize… Yedi yaşına ağır gelmez mi bunca yük? Düşünsenize…”
|
|

Bir Merhabayla…
Soluk almadan beraber zaman geçirdiğim tek arkadaşım. Hep sana bakmak, hep seni yaşamak ve senle başka âlemlere varmak dünyanın en güzel duygusu, bunu biliyorum. Senle öğrendim çünkü ben hayatı. Senle tattım sevgiyi, aşkı. Ve senle gördüm en uzak yolları, dağları.
Gecelerimi yorgan altında geçirmekten sen kurtardın beni. Kimi zaman Kaf Dağındaydık beraber, kimi zaman adına 9. denilen koğuşta. Birçok arkadaşınla tanıştırdın beni bitmeyen gecelerimde. Onlar hikâyelerini anlattı bana ben de saatlerce dinledim. Bazen gözümdeki yaşlarla eşlik ettim, bazen şaşkınlıkla karşılık verdim anlattıklarına. Birçok acıyı öğrendim onlar sayesinde. Gerçeği yansıttıkları belliydi. Sen içinde gerçekle uyuşmayan bir şey barındırmazsın biliyorum. Bütün bunlarla sevdim ben seni. Beraber uyuduk, beraber uyandık. Avuçlarımın içinde uykuya dalan sen rüyalarıma da konuk oldun hikâyelerinle. Milyonlarca yüz gösterdin bana hayatımın her anında. Şaştım biliyor musun bu duruma. Nerden öğrenmiştin bu bilgileri. Nasıl bu kadar güzeldi anlattıkların. Kahramanlarını da özenle seçmiştin. Nasıl bu kadar başarılı oluyorsun anlamıyorum… Ve nasıl hiç bıkmadan her gün beni de yanına al ne olur diyebiliyorsun? Hiç küsmüyorsun bana diğer dost bildiklerim gibi. Hep yanımdasın, hiç sıkılmıyorsun, nasıl? Bu yüzden en iyi, en fedakâr, en bilgili arkadaşımsın belki de! Beklidesi de yok aslında biliyorum, öyle. Seninle olmaya, seni tatmaya gücüm yetsin istiyorum son nefesimi verene kadar. Seni koparmasın hayat benden. Çünkü hala bana öğreteceklerinin olduğunu söylüyorsun. Bunu bile bile uzaklaşamam senden, farkındayım…
Tek arkadaşım dün seninle vedalaştım yine istemeden. Ama raflarda her gün yeni bir arkadaşınla tanışıyorum. Hepsi birer dost edasıyla bakıyor gözümün içine. Ben de kıramıyorum. Yanımda götürüyorum bir kaçını. Seviyoruz birbirimizi birkaç gün içinde. Ve inanır mısın kopmak zor oluyor tam da bağlandığım günde. Ama öyle arkadaşlar edinmişsin ki hepsi sen gibi neredeyse. Sıcacık, fedakâr ve bilgili… Her biriniz bir öncekinizin yerini dolduruyorsunuz. Bu yüzden hiç birinizde vazgeçemiyorum…
Arkadaşım, son olarak şunları söylemek istiyorum. Ülkenin her neresinde doğmuş olursan ol, umurumda değil. Ben yanıma alırken kimlik sormuyorum. Sen olduğun için seviyor ve kitabım en iyi dostumdur diyebildiğim için de hep yanımda kalmanı istiyorum…
Sevgilerimle;
Gecelerine dost olduğun arkadaşın insan…
|
|

ÖLÜMSÜZ DOSTUM’A
Bir hazineye benzetiyorum seni, sıkıntılı zamanlarımda yanımda bulunan. Yaşamıma anlam veren bir düş gibi geliyorsun bana. Mutluluk veriyor bana seni her gece başucumda bulmak. Ve sabah uyandığımda da gitmemiş olduğunu görmek.
Geceleri mavi bir ay varken denizin üzerinde, elimde hep sen oluyorsun gözlerim kapanana dek. Karanlıkta elini bana uzatan yine sen, ben korkudan titrerken. Dost oluyorsun bana, bitmeyen gecelerimde. En sıcak hikâyelerini anlatıyorsun bana, tam üşümeye başlamışken. Sana bakıyorum, seni dinliyorum da; düşünüyorum yıldızları, Samanyollarını… Ve aniden dalıveriyorum uykuya. Sen yine uyumuyorsun. Gözlerini kapamıyorsun bile. Ben uyurken, son halinle kalıveriyorsun ellerimde. Kapatmıyorsun güzelliklere açılmış pencerelerini. Sevdiriyorsun okumayı saatlerce. Can sıkıntılı zamanlarımı, en güzel zamanlarla değiştiriyorsun. Öğrenmenin zevkini tattırıyorsun. Öğretiyorsun bilmem gereken her şeyi. Hayatıma anlam, ruhuma can katıyorsun. Ve aynı zamanda bedenime arkadaş. Ülkemin her yerine getiriyorsun beni ve hayallerimi yolculuğa çıkmadan. Hepsinin sıcaklığını, güzelliklerini gösteriyorsun gözlerime. Bazen yoksulu sevindiriyor, bazen hasret çekenleri kavuşturuyorsun. Sadece onlara huzur kılmıyor, beni de mutlu ediyorsun her geçen gün biraz daha fazla. Bazen de düşündürüyorsun hayatın gerçeklerini. Uyarıyorsun beni, onlara karşı hazırlıklı olmam için. Rüyalarımı süslü, hayallerimi sınırsız kılıyorsun. Umutsuz dünyama umut, karanlık gecelerime ışık oluyorsun. Her sınavda yardımcı oluyorsun bana. Hayatın her bir anında yanımda olmaktan sıkılmıyorsun. Sana kötü davransam da, senden sıkılıp bir kenara bıraksam da arasıra, sen yine kırılmıyorsun bana diğer dostlarım gibi. Olduğun yerde kalıyor, saatlerce bekliyorsun beni. Sanki sana ihtiyacım olduğunu sen de biliyorsun.
İşte bu yüzden kopamıyorum senden. Her zaman yanımda olduğun, beni yalnız bırakmadığın, içimdeki duyguları yansıttığın ve yalnızlığıma “seni azat ediyorum” dediğin için. Güzelliklere açılmış pencere olduğun, duygu ve düşünceyi aksettiren aynayı andırdığın ve haritanda yüz çeşit manayı barındırdığın için de herkesten çok seviyorum seni. Ve sana söz veriyorum ölümsüz dostum. Bu can bedenden çıkıncaya kadar seni sevmeye devam edeceğim. |

SENİ DÜŞÜNDÜM EFENDİM...
Bu sabah yine seni düşündüm Efendim,
Seni andım güneşin doğuşuyla…
Sen geldin aklıma bugün,
Neler yapmam gerektiğini düşünürken…
Ve senin geçirdiğin onca zor gün!
Sahi sen neler yapmıştın,
Geceler gündüzleri takip ederken?
Her günün, her yaptığın örnekti ya âleme.
Ne büyük nimetti senin gelişin.
Bir güneşte sendin bu evrene.
Doğuşunla aydınlanmıştı kalpler,
Ve vedanla karardı eskisi gibi…
Bugün yine seni düşündüm Efendim.
Can gibi hissettim yüreğimde,
Kan gibi dolaştın bedenimde…
Anlamlıydı yaşamım seni düşündüğümde.
Düşünmeyi bıraktığımda ise;
Yok denecek kadar anlamsız…
Şanssız olduğumu düşündüm dakikalarca.
Seni tanıyamamıştım ya işte bu yüzden.
İşte bu yüzden sana hasretim.
Seni görenler bile hasretken sana
Ben nasıl çekmem özlemini Ya Resulallah!
Nasıl düşünmem söylediklerini,
Nasıl anlamam ahlakının güzelliğini, nasıl?
Bugün yine seni andım Efendim.
Güneşin doğuşuyla andım.
Güneşe bakıp ta andım.
Yüce Mevla’nın sana aşkını bilipte andım.
Uzun zaman oldu elveda deyişin.
1400 sene üzerine unutulmadı ya ismin,
Bitmedi ya sana olan sevgim.
İşte bunları düşündüm de andım.
Ve yaşadıklarını düşündüm de ağladım.
Ben de olsaydım yanında Ey Nebi!
Ben de bakmaya doyamasaydım, ne olurdu?
Ne olurdu bu kadar uzak kalmasaydım sana!
Ne olurdu bir kere görseydim nur cemalini.
Ya yanında ya rüyamda!
Ne olurdu?
Bu gece de seni düşündüm Efendim!
Bundan sonra ki her gecede…
Ne büyük aşkın Ey Resul!
Alemlere rahmet olarak geldin ya
İşte bu yüzden bakmaya, düşünmeye doyulmazsın.
İşte bu yüzden özlenmekle özlemlerin en büyüğünü yaşatansın.
Doğsana Ey Resul!
Doğsana yeniden kalplere.
Asırlar önce yakındır dediğin kıyamette nasip olacak mı,
Seni görmek?
Şefaatinle can bulmak nasip midir ümmetine?
Olabilecek miyiz ahlakın en güzelini,
Senin ahlakını yaşayan…
Bu gece yine seni düşündüm Efendim!
Ve bundan sonra da doğacak her gün,
Batacak her gecede…
Bıkmadan, usanmadan…
Özleminle baş başa.
Ve yaşamınla iç içe Efendim! |
|

SEVGİ DENİLEN ŞEY
Uzaklarda aradık yıllardır
Aslında çarpan kalbi durdurmak değilmiş sevgi.
Bir dağın tepesinde ulaşılmaz bir kır çiçeği ise;
Hiç değilmiş.
İçtiğimiz suda, damarımızdaki kanda,
Odamızda, sokakta, bastığımız topraktaymış sevgi denilen şey.
Denizden çıkan yosun kokusundan daha keskinmiş.
Daha keskin ve daha özel.
O, aynaya baktığında başkasını görebilmekmiş çoğu zaman.
Dokunabilmekmiş gözyaşlarına,
Ve anlayabilmekmiş niye ağladığını.
Her günün doğuşunu ve batışını izlemek,
Çiçeklerin açışını sabırsızlıkla beklemekmiş.
Acıya dilsiz, engelleyene sağırmış.
O, yetinmekmiş, incitmemekmiş.
Her lahzada delice özlemekmiş.
Leyla’nın Mecnun’a varışıyken,
Öksüzünde ana kucağına hasretiymiş.
Cana can katmak, yola ömür adamakmış.
Bazen bir tebessüm, bazen bir matemmiş.
Bazen bir yangınmış, bazen onu söndüren suyu.
Bazen de kalplerde derin mi derin kuyu.
Belki bir gelin yüreği,
Belki de küçük bir çocuğun demir bileği.
Yaşatanı yürekmiş, yok edeni ölü.
Sevgisizlik, olmamalı kimsenin sonu…
|

SEVGİLİLER SEVGİLİSİNE MEKTUP
Doğuşuyla yeri ve göğü aydınlatan Efendim;
Karanlıklar içinde kaybolurken sessiz zamanlarda, sensizliğin acısı düştü içime her zamanki gibi. Benim de yüreğim buz gibi oldu gidişinle. Ben de senden uzakta kalmış ümmetinin bir parçası oluverdim işte. Gözümün gördüğünden uzak, canımı hissettiğimden ise daha yakın…
Yalnızlığını hisseder oldum aldığım her nefeste. Âlemlere ışık olan ahlakını hakkıyla yaşayamaz oldum Efendim. Ümmetin yalnız, ümmetin çaresiz Ey Nebi, ümmetin sensiz! Ben sensizim, âlemler sensiz. Özledim Efendim, özledim sahabelerinin kokladığı bana uzak kokunu. Yoruldum Ey Nebi, yoruldum senin olmadığın yaşamın verdiği yüklerden. Ve sevdim Efendim, can gibi sevdim. Kalem ifadeden aciz kalır senin sevgini anlatmak adına. Mektuplar, fermanlar yetersiz kalır sana ulaşma sevdasına. Sevgiler, sevdalar da yetmez ki ahlakın en güzelini yaşamanın tadına varmaya…
Ey doğuşuyla rahmet kapılarını aralayan Nebi, sen mutluluğu simgeleyen ahlakınla ışık kılındın bu ümmete. Sen yüreğinin büyüklüğüyle sevgi kıvılcımları yaydın kalplere. Ve sen sevdin bütün insanlığı karşılık beklemeden. Sensin ismi anıldığında selamların en güzeliyle karşılanan. Sensin bütün yürekleri kendinde birleştiren. Ve sensin özlenmek adına en büyük özlemi yaşatan…
Affet Ey Nebi, affet. Olamadık senin hayatını hakkıyla yaşamaya çalışan Ebu Bekir. Yayamadık geçici olan bu dünyaya Hz. Ömer adaleti. Ve yaşayamadık yaşamaya değer ahlakın en güzelini. Uyanamadık bir sabah da anadan doğmuş günahsız bir bebek gibi. Ve kovamadık sonsuza kadar adına şeytan denen o İblis’i. Affet Efendim, affet sen bizi.
Ve gel yine. Doğ yine yüreklere. Rahmetini yağdır üzerimize. Anlasın herkes Mevla’nın sana olan aşkını. Yaşasın artık bu ümmet senin her şeyiyle mükemmel olan maneviyatını. Ve bu sayede kazanalım senin şefaatini. Ne olur Ey Resul! Gül kokunla, nur yüzünle ziyaret et yüreklerimizi. Ve aşk tadıyla sar ümmetini sonsuza kadar…
|
|

UMUDUM NEVRUZ
Uzun zaman sonra yeşilini gösterdi, yeşile hasret gözlerime. Can verdi sanki yürümek istemeyen dizlerime. Ve ilk defa yaşadığını hissettirdi soğuktan buz tutmuş yüreğime.
Çekti kara bulutlarını, gösterdi mavi gözlerini yükseklerden. Serbest bıraktı dağlarından oluk oluk akan ırmaklarını. Ve serpti doğaya gökkuşağı rengindeki mis kokan çiçeklerini. Yere yeşil halısını serdi yine her yıl olduğu gibi. Çiçekleri, böcekleri desen kıldı üzerine. Bin bir renk arasında uçuşan kelebekler, yemyeşil ağaçlarda şarkılar söyleyen kuşlar, bülbülleri baştan çıkaran güller, başka diyarlardan masallar fısıldayan meltemler sundu doğaya. Odamıza kadar getirdi sevginin, kardeşliğin, barışın kokusunu. Yaşama sevincini alevlendirdi sönmeye yüz tutmuşken. Ölü toprağı canlandırdı birdenbire. Kapkara bulutları araladı, cennet eyledi gökyüzünü. Yeniden dirilişi simgeleyişi, bir mutluluk nefesi aldırdı bütün kalplere. İnsanları derin uykularından uyandırdı. Gönüllerini örten beyaz örtüyü yavaş yavaş kaldırdı üzerlerinden. Sevinçten çağlayan ılık gözyaşları, güneşle yağan sıcak yağmur damlalarına karışırken, o durmadan sevgiyi mırıldandı. Gönülleri sevgiyle, kalpleri mutlulukla doldurdu. Kardelenlere cesaret, kuşlara huzur kıldı. Anneyi evladına, Ferhat’ı Şirin’ine kavuşturdu. Yaşanılır hale getirdi güzelliğini yitirmek üzere olan dünyayı. Anlamlandırdı ağaçları, kuşları hatta dağları, taşları. Bülbüllerden ötmelerini, kuşlardan uçmalarını, çocuklardan coşmalarını istedi. Bayram havası yaşattı daha dün beyazlara bürünmüş doğaya. Ve sevdirdi insanlara kendini, karşılık beklemeden. İşte bugün onun günü. Neşenin, sevginin, umudun günü. Aylarca soğuk ve kar görmüş gözlere, yeşil kareleri sunan filmin baş aktörü, bolluk ve bereketin ilk adımı, umuda yolculuğun ilk durağı, kış uykusunun son sabahı, Nevruz’un günü.
Doğması yakındır gönlümüze. Gülmesi yakındır sevinci arayan gözlerimize. Esmesi yakındır mutluluk rüzgârlarının. Ve coşması yakındır sevgi pınarlarının…
|

|