|
|
|
Pazartesi ders programını hazırlarken ilk iki dersi görünce biraz evvel bizi uyandırdığı için isyan bayraklarını açtığımız annelerimize artık bir şey söyleyemeyecek duruma geliyoruz. Bu şanslı olduğumuzdan kaynaklanıyor sanırım. Hafta sonu bütün yorgunluğumuzu üstümüzden atmışız ve kim çekecek okulu derken ders programına takılıyor gözümüz. Ana o da ne! İki saat sürekli gülen bi hocayla ders yapacağız. Ohoo bu harika bi haber! Sabah sabah Ahmet Hocayla harika 80 dakika! Bol tebessümlü, hiç eksik olmayan gevezelikler ve harika bi ders. Başka ne istenir ki! İlk ders kitap okuma. Bizim Pazartesi günleri ilk derslerde kitap okuma süremiz biraz uzun. Bu biraz kötü işte. 40 dakika kitap okumak biraz bunaltıyor. Genelde ders boyunca uyarılan bizler son dakikalarda özel uyarılar almaya başlıyoruz. Elif sus! Hilal sus! Elif ve Hilal susun! Sonra diğer bir grup; Nadide sus, Tuğba sen de sus… Ve Gülnur bi zahmet sen de sus! Esra konuşma kızım! Latife niye konuşuyorsun? Bir de Çayeli tayfası var. Ama onlar genelde ilk derste olmazlar. O yüzden Pazartesi günleri Ahmet Hoca biraz daha şanslıdır. Ama yine de devam eder, “Yeter ama susun artık… Bak bak hep aynı kişiler…” diye bitmek bilmeyen uyarılar… Ve gözler iyice açılır ders programının 3. sırasında hangi dersin olduğuna bakınca. Anaaa biz valla çok şanslıyız. Bir de şiir dersi öyle mi! Anne hala rüyada mıyım? Yoksa bugün Osman Hoca’nın dersi mi var? Bu düşüncelerle okula gidilir. Ne mi olur derste! Ne olmaz ki! Şiirler, sohbetler, kahkahalar, kitap okumalar, kitap okuyormuş gibi görünmeler, kitap okumak isteyip gürültüden okuyamayanlar… Var da var! Derslerinizin hepsi boş deseler biz hepsinin Halk Bilim dersi olmasını tercih ederiz herhalde. Zaten boş derslerden tek farkı bol kahkahaları… Ve Coğrafya! Ya şu rüzgâr Batı’dan esse ne olur esmese ne olur. Hadi essin lafımız yok. Amenna! Ama biz niye bilmek zorundayız ki! Biz niye yaşayamadığımız bir yerin özelliklerini bilelim ki. Bize ne kutuplardan? Ekonomik Coğrafya iyiydi aslında Elife Hocam. Geçinip gidiyorduk. Bildiğimiz basit şeylerdi. Ne gerek vardı dersi sıkmaya. Ama o da ne!!! Aaaa biz bu sene üniversite sınavına girecez değil mi! Sohbete daldık unuttuk ya. Hiç olur mu? Sıkıcı da olsa bu dersin olması şart. Bahanemiz de kalmadı artık. Uyur gibi görünelim ama dinleyelim. İzin var değil mi? Oh neyse Coğrafya’da bitti. Ders ne millet? Hep bir ağızdan Geometri denmez mi!!! Olamaaazzz! Hoca hep gelsin ama boş derslerde gelsin ne çıkar! Rüveyda sen hocaya soru sor en azından 5 dakika uyuyalım. Bak Coğrafya’dan çıktık. Hepimiz yorgunuz! Rüveyda zaten sorum vardı deyince hep bir ağızdan ohh buna da şükür seslerini duymanız mümkün. Yani sizin duymanız mümkün olmasa da biz duyuyoruz. Aslında bizim hocayla hiç sorunumuz yok. Biz Yavuz Hocayı’da çok seviyoruz. Kızıyor kızmasına ama dayanamayıp gülen tek hocamız olma özelliğini de kendisi taşıyor. Bu bize iyi geliyor aslında ama Yavuz Hoca ne kadar pişman oluyor bilemiyoruz. Hocam biraz översek soruları kolaylaştırma imkânımız olur mu diye saçma bi soru sormuyoruz merak etmeyin. Çünkü daha kolayını sanırım kardeşlerimize çözdürmek zorunda kalırız. O yüzden yalakalığa gerek duymuyorum! Zil çaldı hadi gözümüz aydın… Kızlar nereye öğlen tatili!!! Nihal’dan valla mı sesleri. Hile grubundan hadi yemeğe haykırışları. Nihayet son bulmuştur ilk 5 ders… Ya hala anlamış değilim. 40 dakikalık dersler bitmek bilmez. Öğlen tatili sanki 5 dakikaymış gibi göz açıp kapayıncaya kadar biter. Zilin ayarlarıyla oynamamız şart. Yoksa yılsonu gelmeyecek. Ve yine öğlen tatilinin bittiğini haber veren yıllardır formundan hiç bir şey kaybetmeyen ve yıllardır hiç değişmeyen zil sesi duyulur kulaklarda. Bu aynı zamanda iki saat peş peşe işlenecek olan İngilizce dersi anlamını taşır A3-A sınıfı için. Az mı ya! İki saat peş peşe ve hiç ara vermeden. Simple bilmem ne tense! Geçmişte bilmem hangi zamanda başlayıp yine geçmişte bir zamanda biten durumlar falan filan. Tamam, iki dil bilmek güzel şey ama neden Arapça değil de İngilizce? Neden yazılışları ile okunuşları arasında anlamsız bir fark olan kelimeleri içinde barındıran bir dil? Ve hocam neden son dakikaya kadar!!! Neden hep şu sayfaya kadar bitirelim sonra serbest bırakacağım dediğinizde o serbestliği yaşayamıyoruz? Üstelik biz 5 saatlik yorucu bir ders maratonundan çıkmış öğrencileriz. Az izin verin de dinlenelim ne olur! Bu cümleyi kurdunuz mu bizim sınıfta o an herkes sussun. Sadece Gülnur konuşsun. O an anlarsınız İngilizceye olan aşkını. Zaten boşadır söyledikleriniz. Hüseyin Hoca dikkate almaz bile. Devam eder gerçekten de iyi anlattığı dersine… İki saat bitmez dedik ama şükürler olsun, zil çaldı. 40 dakikalık ders ve sadece 5 dakika teneffüs. Bu bize yapılır mı ya!!! Ders ne millet? Arapçaaaaaaa!!! Ohoo valla bana göre hava hoş. Siz düşünün bu dersi nasıl geçireceğinizi. Ve sınıf perişan bi haldeyken Sitare Hoca belirir kapıda. Sınıfta savaş çıksa tek kelime söylemez. Ben hayatımda ondan daha sabırlı bir hoca tanımadım. Tanıdım desem yalan söylemiş olurum. Derste her şey iyi güzel hoş. Yani en azından dersin bi mantığı var. Ama gel gelelim Sitare Hoca’nın benzersiz sabrından dolayı sınıfta olanlara. Hocamız sağ olsun okulun ilk gününden beri kızım konuşma atarım dışarı hem de yok yazarım diye ikaz edip durdu. Sonuç mu? Sanırım 25 kişilik sınıfın hepsini dışarı atamam düşüncesiyle henüz hiç böyle bir şey yapmadı. Bir defa dışarı atıp yok yazdığı oldu aslında. Ama nasıl? Sınıfımızda böceklerden, kuşlardan, karıncadan bile oldukça fazla korkan bi arkadaşımız sayesinde. Oturduğu pencere kenarındaki sıranın hemen yanında bi karga belirince çığlık çığlığa kaçmasın mı? İki kişi deprem oluyor diye korkup peşinden çıkınca da olan oldu işte… E Sitare Hoca’da sabırlı dedik ama sabır küpü demedik. Attı, yok yazdı ve düşünmeden imzaladı. Ama bu defa kızların suçu yoktu sanırım. Tamamen reflektif davranışlardı. En azından bizim sınıfa göre öyle! Ve Sitare Hoca’nın göz bebeği, Latife! Girmiş bi defa kadının gözüne. Konuşsa da konuşmasa da Latife konuşuyor arkadaşlar! Sakın konuşmuyor demeyin. Arada bir kazayla konuşası gelmez. Arkadan biri Latife’yi uykusundan uyandırır. Sadece bi anlık bir şey sorar belki! Latife cevap versin ya da kafa sallasın. Hiç fark etmez. Önlerden bir ses, “ Latife kızım kalk oradan gel öne!!! İyi ama hocam daha uyuyamamıştım ki! Ben konuşmadım ki hocam. Sınıf gülmekten kendinden geçer. Sonuç mu? Latife uykusuna ön sıralarda devam eder… İşte Arapça dersleri de böyle geçer. Çoğunluk dinlemez, dinleyenleri de sakin kafayla dinletmezler ama yine de zevkli geçer. Her iki taraf için de. Belki merak edenler olur. Bu sınıf Arapça yazılılarında ne yapıyor diye? Şimdi okuyan yoo merak etmedik diyecek büyük ihtimalle. Zaten merak edip etmemeniz çok da önemli değil. Onu konuyu bağlamak için söylemiştim. Çok takılmayın… Hee yazılıları diyordum değil mi! İnanın 1 alan yok. Hatta inanın 2 alan da yok. Ve belki de 3 alan sadece 2 kişi. Ama inanın kopya da yok denecek kadar az! En azından ben öyle biliyorum… Gerçi öyle bilmesem de burada söylemem oldukça tuhaf olurdu. Büyük ihtimalle linç edileceğimi bildiğimden söylemezdim. Ve Pazartesi günü bitti. Şükürler olsun. Herkes plan yapıyor. Kimi akşam bir arkadaşına davetlidir. Ondan bahseder. Kiminin akşam dizisi vardır. Hararetli hararetli, geçen hafta nerde bittiğini anlatır. Ve evin yolu tutulur. Ertesi gün mü? İlk dersten bahsetmek istemiyorum. Çünkü yine İngilizce. Ve her zaman ki gibi. Hiçbir değişiklik yoktur. İkinci ders mi? Karşılaştırmalı Dinler Tarihi! Allaaaahhhhh! Hocam size lafımız yok yanlış anlamayın. Ama o kadar sakin bir ses tonunuz var ki insanı dinlendiriyor. Zaten hep bildiğimiz konular. Üstüne üstlük saçma da! İneklere tapmalar, henüz varlığı belirlenemeyen Nirvana’ya ulaşmalar, tenasüh çemberinden çıkmalar, baba, oğul ve kutsal ruh gibi saçma inançlar, yogalar, meditasyonlar… Ohoo daha ne saçmalıklar! Yazılılara gelince. Arapçada ki kadar şanslı değiliz maalesef. Yani notlar çok da iyi sayılmaz. Kopya ihtimali de pek olmuyor zaten. Hoca gözünü dört açıyor. Kopya çekmek ne mümkün. Burada biraz kendimi beğenmişlik yapayım. Benim ihtiyacım olmuyor zaten falan diyeyim de Esra hemen yapıştırsın bana lafı. Pis ukala diye! Her neyse. Bizim Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersimize gelin, gülmekten ölün diyorum. Başka da bişey demiyorum. Her şeye rağmen hocam dersi çok güzel anlatıyorsunuz. Masal gibi olsa da dinledikten sonra çok güzel anlıyoruz. Hakkınızı helal edin dedikten sonra geçelim bir diğer dersimize. Aslında geçecektik ama kafamı kaldırdım ders programına baktım ve dersin iki saat ard arda Yavuz Hocanın dersi olduğunu gördüm. Biri Matematik diğeri Geometri. Sınıfımızın çoğu bu dersleri sevmese de Yavuz Hocayla dersler çok zevkli zaten. Daha önce de söylemiştim. Zaten bu aralar çember konusuna başladık. Benden duymuş olmayın ama bu çember acayip zevkli. Sınıfın çoğunun da anladığını düşünüyorum zaten. Aynı fikirden olmayanlar varsa affola. Öğlen zili çaldı. Ve sonra bu öğlende bitti. Ve biz Coğrafya dersine girdik. Sorular çözdük durduk yine. Rüzgârdan, iklimlerden, bahsettik. Ya burada da işlediğimiz kavramlardan kullanıp yazıyı zenginleştirecektim ama ne işlediğimizi unuttum. Dersi dinleyen biri, hey Hilal yardımcı ol ne olur? Tropikal iklim kuşağında mı savan oluyordu? Öyleydi değil mi? Affet Elife Hocam dersi dinlemiştim ama valla unuttum. Ya bu bahane hep vardır ya hani. Ben evde test çözüyorum ful çıkarıyorum da niye hocaların verdiği testlerde başarısız oluyorum. İşte ben de tam bunu söyleyecektim. Ama gerçekten bahane değil. Hocam siz özel olarak zor mu soruyorsunuz? Yoksa ben hep kolay testleri mi çözüyorum? Siz düşüne durun ben bir sonraki derse geçeyim. Ve işte müthiş ders! Kuran-ı Kerim! Bizim sınıfta Kuran dersini sevenler çoktur. Niye mi? Çünkü hocamız Mehmet Büyük! E takdir edersiniz ki Mehmet Hoca müdür yardımcısı ve yoğun olduğu zamanlar oldukça fazla. Mehmet Hoca’nın sadece bizim Kuran derslerimize girdiğini biliyor muydunuz? Başka sınıfı yok! Ve bizim sınıfı istemesinin sebebini bize açıkladığında şoka girmiştik. Siz büyüksünüz ben arada gelmeyebilirim akıllı durursunuz! Hocam bizim sınıfı almak istediğinizi söylerken çok büyük bir şeyi gözden kaçırmışsınız sanırım. Bizim sınıf 25 kişi hocaam! Ne akıllılığı!!! Sınıfı daha fazla ele vermeden son derse girelim bakalım. Ve işte Hitabet dersi. Hüsna Hoca derse gelir. Sınıf hocamızdır. Bilin bakalım ilk neyden bahseder? Tabii ki daha evvel anlattığım derslerde yaptıklarımızdan! Her şeye rağmen çok zevklidir ders. Zaten ikinci dönem de tek yaptığımız vaaz dinlemek ya da rehberlik çalışmaları yapmak. Her biri de birbirinden zevkli zaten. Allaha şükür Hitabet dersinde sıkıntısı olan fazla arkadaşımız yok! Aslında bu dersin içeriğinden uzun uzun bahsetmek gerekiyor. Ama fazla uzatmanın anlamsız olacağını düşünüyorum. Son sınıfta herkes yaşar bu zevki zaten… Felsefe, Sosyoloji, Kelam ve Tarih derslerinden bahsedip bitirmek istiyorum. Böylece yarın gireceğim Felsefe sınavı için daha çok çalışma fırsatım olacak. Bizde Felsefe dersleri bol tartışmalı geçer. Sosyoloji de öyledir. Ama sosyolojide konu farklıdır. Sosyolojide konu öğretmen öğrenci atışmaları tarzındadır, Felsefe de ise ruh nerdedir tartışması hâkimdir. Ya da buna benzer kafa karıştırıcı sualler! Şahsen ben sosyoloji dersini çok sevdiğimi söyleyemem. Ama sınıfın yarısından çoğu Sosyolojinin Felsefeden daha iyi olduğunu söylüyor. Ama bence Felsefe gibi ders yok! Tam da bizi anlatan ya da anlatmaya çalışan ama tam anlamıyla bize ulaşamayan düşüncelerle dolu aslında. Belki de başımızı yastığımıza koyduğumuzda aklımıza gelen milyonlarca soru sonrasında aman uyu gitsin ne gerek var şimdi böyle şeyleri düşünmeye, hem ya düşünürsem de imanım tehlikeye girerse düşünceleri! En iyisi uyumak der ve uyuruz belki de. Yani en azından ben eskiden öyle yapıyordum diyebilirim. Sanki insanın varlığı ve evreni anlamaya çalışması günahmış gibi gelirdi. Hâlbuki insanın kendini anlamaya çalışmasında bir sakınca olmadığı görüşünü benimsemeye başladım. Hatta tamamen yerleşti bile içime. Allah’ı anlamaya çalışmaktan daha güzelimi var diyorum şimdilerde. Hatta Felsefe dersini 2 değil de 4 saat falan yapsalar ne iyi olurdu diye geçiriyorum bazen içimden. Bazen söylüyorum da sınıftaki arkadaşlara. Ama “aman Allah’ım korkunç” tepkilerinin oldukça fazla olduğunu görüp susuyorum. Hem ben fark ettim benim en yakın arkadaşlarım hep Felsefeden hoşlanan insanlar. İyi ki aklıma geldi. Bunu Yaşar Hoca’ya sormak lazım. Acaba bu bir rastlantı mı yoksa gerçekten böyle bir çıkarsama yapılabilir mi? Not alayım. Bir ara sorarım Hoca’ya. Gelelim Kelam dersine. Bizim sınıfta Kelam dersinde ses duymak biraz zordur. Kimse konuşmaz. Bilin bakalım niye??? Çünkü hocamız Saruhan Hoca! Eğer ilk ders Kelamsa sınıftan içeri girer girmez kitap okumaya başlamanız gerekir. Yoksa sadece isminizi söylemesi bile yeterlidir. Zaten çekinirsiniz ve hemen başlarsınız kitabı okumaya. Bence tamamen saygıdan. Çünkü Saruhan Hoca’nın bağırdığını hiç duymadım. Yani korkudan olamaz. Dediğim gibi tamamen saygıdan… Ve Tarih dersi. Hoca yeni geldi. Çok fazla tanımıyoruz. Bu yüzden yorum yapmak anlamsız geliyor. Konuşan pek yok. Herkes zaten Tarih dersini az çok dinliyor. En azından dinliyormuş gibi yapıyor. İşte bizim sınıf. 4 sene böyle geçti ya. Helal olsun bize. Her ne olursa olsun biz hocalarımızı, okulumuzu çok seviyoruz. Ve ayrılıktan çok daha zor bir şey yaşayacağımıza inanmıyoruz! Üniversite sınavını saymadım. O çok başka! Ve son olarak! Sıralarımızı emanet edeceğimiz arkadaşlarımız. Allah’a emanet olun. Ama sakın A3/A sınıfı gibi haylaz bir sınıf olmaya kalkmayın… Elveda… |
|
|